“Vatandaşlık” Kavramı Yeniden Tanımlanmalıdır

Son senelerde hayvanlarla; özellikle kedi,, köpek ve güvercinlerle ilgili yaptıklarımı ve yazdıklarımı gören arkadaşlar, “Hocam, bunca muhtaç insan dururken, niye hayvanlarla ilgili faaliyetler yapıyor ve onlarla ilgili yazılar yazıyorsunuz?...” diyorlar.

İlk bakışta, arkadaşların dediği doğru gibi gelebilir… Öyle ya… Bunca yardıma ve bakıma muhtaç insan varken, kedi, köpek, güvercin ve benzeri hayvanların önemi mi olurmuş?

Hayata nereden ve nasıl baktığınıza göre bu sorunun cevabı değişir.

İnsan merkezli bir bakış, size sadece insanlarla ilgili problemleri gösterir ama hayatın bütünü ile ilgili bir bakışa sahipseniz, hayatta ne varsa, birini ötekinden ayıramazsınız. Adı üzerinde “hayat”… Yani sadece bir kişinin “ömrü” değil; bir bütün olarak hayat. “Ömür”ün tekilliği karşısında “hayat”ın çoğulluğu söz konusu yani…

Her bireyin hayatı kendisinin dışında pek çok canlı ve cansız varlıklarla ilişkili bir şekilde gelişir. Dolayısıyla, bir kişinin hayatında o canlı ve cansızların hepsinin etkisi vardır ve o kişi, onlarla bir bütündür. Bu açıdan bakıldığında, insanlar, bitkiler ve cansızlar, birbirinden ayrılamayan ve birbiriyle hiyerarşik ilişkisi olmayan varlıklardır. Bunların içinde, şimdiki bilgilerimize göre, sadece insanlar akıl kullanma ile diğer varlıklara karşı hiyerarşik bir yapı oluşturmuşlar ve bunun sonunda “devlet” kavramı ortaya çıkmıştır. Yani, devleti insan oluşturmuş ve buna bağlı olarak her şeyi insana göre tanzim etmiştir. Yasalar, kurumlar, teamüller, kabuller… Hepsi insana göredir ve bu yüzden devletlerin en üst metni ve kurumu olan “anayasalar”, sadece insana göre şekillenmiş ve “değer” olarak gördüğü insanı “vatandaş” olarak adlandırmıştır. (Bitkileri, hayvanları, çevreyi koruma fantezilerinden söz etmiyorum. Onlar, “Bakın ne güzel!... Hadi bunları koruma kanunu çıkaralım… Hatta yurtdışına çıkarılmasını engelleyerek vatanseverlik yapalım!..” demekten öte geçmez bu zihniyet.)

Yasalar ve anayasalar, “vatandaşlık kavramı”nın içine sadece insanları aldıkları için, eksik metinlerdir. Vatandaşlık kavramı, sadece “insan”ı içermez… Verilmeyecek “bir karış toprak” veya “bir çakıl taşı” da vatandaştır, en kıymetli madenler de… Ot-böcek, çalı-çırpı da vatandaştır, ekonomik değeri olan bitkiler de… Yurt dışına kaçırılması yasaklanan böcek de vatandaştır, kedi-köpek de… İnsanlardan tek farkları, meramlarını anlatamamalarıdır. İnsanlar meramlarını anlatabilirler, diğerleri insana muhtaçtır ve insanlığın sorumluluğundadır.

İnsanlara göre çıkarılmış yasalar insanları koruyor… Sokakta muhtaç biri görüldüğünde, ya devlet o kişiye el atıyor veya insanlar…  Ayrıca, insan çözüm üretebilen bir canlı olduğu için, mesela açlığını giderebilecek çözüm üretir ama diğer canlılar bunu yapamaz. Hele beslenme alanı insanlar tarafından vahşice yok edilen hayvanlar!... Onlar nasıl beslenecekler?

Mesela devletler insanları sigortalıyor ama bitki ve hayvanların sigorta sistemi yoktur. İnsanların beslenme ve var olma konularında anayasalarda, yasalarda yüzlerce hüküm vardır ama fantezist bir  “koruma” veya “uydum modaya” anlayışında bir “ekoloji” dışında hayvanlarla ilgili hükümler hiç yoktur.

Anayasa metinleri insanın ve devletin görevleri ve sorumluluklarını sıralar; hayvanların görevleri ve sorumlulukları olmadığı için bu metinlere girmez. Bu yüzden anayasalarda, hayvan, bitki ve cansızlara karşı devleti ve insanları sorumluluğa sevk eden yaptırımlar olmalı. Bunun için de “vatandaşlık” kavramı yeniden tanımlanarak, kavramın içinde hayvanlar, bitkiler ve cansızlar da yer almalıdır. Böyle bir “vatandaşlık” tanımında modernitenin ürettiği pek çok çelişki ve sorun da kökünden halledilecektir.

Bütün bu gerekçelerle, “vatandaşlık” kavramını ve muhtevasını tartışarak yeniden tanımlamalıyız.

Değerli arkadaşlar, şimdi anladınız mı niye sokak hayvanlarıyla ilgilendiğimi?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3038/vatandaslik-kavrami-yeniden-tanimlanmalidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar