Benim Tarafım Belli, Ya Siz Kimden Yanasınız?

     ( “Adalet” diyorsanız okuyun)

Efendim neden bahsettiğimizi anlamışsınızdır…

YSK’nın, 31 Mart’ta yapılan İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı Seçimlerini iptal etmesi ve 23 Haziran’da seçimlerin yenilenmesi yönünde aldığı karardan bahsediyoruz.

6 Mayıs akşamı YSK’nın kararı, AKP’li temsilci tarafından ilginç bir şekilde açıklandı. 7 Mayıs sabahı da ortalık karıştı.

6 Mayıs gecesi kaleme aldığımız yazıda ekonomik krizin derinleşeceği olasılığından bahsetmiştik. Keşke yanılmış olsaydık ama “görünen köy kılavuz istemez”diye de bir söz vardır.

Başta ABD’leri olmak üzere Batı’nın Türkiye üzerine ekonomik operasyonda bulunduğunu elbette kabul ediyorum ancak hal böyleyken sizin de bu operasyona destek çıkarcasına katkı sağlamanızı hangi akılla izah edeceğiz. İnşallah durum daha kötüleşmez. Bugüne kadar dokunulmayan, Merkez Bankası İhtiyat Akçesine bile el uzatılması, ekonomik krizin boyutunu gösteriyor. Durum 2002 yılına göre çok daha vahim…

Ekonomik kriz daha da derinleşirse ne olur?

Kapanan binlerce iş yerine binlercesi eklenir, işsizlik katlanarak çoğalır, fakirlik-yoksulluk insanların belini büker ama bir şekilde bu sıkıntılar atlatılabilir. Ancak öyle hususlar var ki bunlar kolay kolay telafi edilemeyecektir.

Türkiye karpuz gibi ikiye bölünmüş vaziyette;

Binali Yıldırım’dan ve seçimin yenilenmesinden yana olanlar,

Ekrem İmamoğlu’ndan yana ve seçimin yenilenmesinin karşısında olanlar.

Siz kimden yanasınız?

Ülkücü dostlarım, AKP’li ve sosyal demokrat arkadaşlarım var.  Özellikle ülkücü camianın böylesine karşıt kutuplara ayrılması, birinin siyah dediğine diğerinin beyaz demesi ürkütücüdür. Her şey bir tarafa, bu durum, değerler sistemimizin çöktüğünün de açık ispatı değil midir?

Bugünlerde iki büyük saldırı oldu. Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Yavuz Selim Demirağ, evinin önünde sopalı bir grup serserinin saldırısına uğradı ve ağır yaralar aldı, hastaneye kaldırıldı. Y. Selim Demirağ çok iyi bir ülkücü, ilkelerinden asla vazgeçmeyen menfaat uğruna kimseye zağarlık yapmayan bir yazar…

6 saldırgan yakalandı, savcılık tarafından serbest bırakıldı. Savcılık serbest bırakmayıp konuşturabilseydi onlar da ülkücü olduklarını iddia edecekler miydi, kimlerden talimat aldıklarını itiraf edecekler miydi?...

İkinci saldırı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın manevi kızı Göknur Damat’a yapıldı. Göknur Damat sosyal medya üzerinden; Ekrem İmamoğlu’na destek verdiğini açıklamıştı. Bıçaklı saldırıyı düzenleyen saldırganlar; “sen misin cesur yürek” diyorlardı. Sonrasında da mesaj atıyorlardı; “Sen hala gebermedin mi?”

Bu bir cinnet hali, güzel ülkem nereye gidiyor?

Evet, nehirlerimiz, denizlerimiz ve havamız kirletildi,

Ovalarımız, ormanlarımız kirletildi,

Çocuklarımızı beslediğimiz gıdalar zehir saçıyor.

En acısı da ruhlarımız, beyinlerimiz kirletildi.

Ne ahlak, ne adalet duygusu kalmadı.

Bu ortamda; Yıldırım’dan yana olanlar, İmamoğlu’ndan yana olanlar şeklinde iki kutup oluştu ve bunlar birbirleriyle kavga eder hale düştüler.

Peki, ben kimden yanayım?

Benim tarafım çok açık ve net, değişmez, sanırım dostlarımı da incitmez.

İncitmez, zira biz kimseden yana değiliz…

Biz; güzel ahlaktan, adaletten, haktan-hukuktan yanayız. Kendimizin, anne ve babamızın, yakınlarımızın aleyhinde olsa bile adaletten asla vazgeçmeyiz.

 Allah-u Teâla, Kur’an-ı Kerim’de neredeyse baştan sona adaleti emrediyor.

Adaletle ilgili bazı ayetleri hatırlatalım:

Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)

“Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır.” (Araf Suresi, 181)

“… Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever.” (Maide Suresi, 42)

“Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)

“Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.” (Yunus Suresi, 47)

“Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik.” (Hadid Suresi, 25)

De ki: “Rabbim adaletle davranmayı emretti… (Araf Suresi, 29)

Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: “Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda ‘deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)’ yoktur. Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş O’nadır.”(Şura Suresi, 15)

“Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır.” (Araf Suresi, 181)

 Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir. (Mümtehine Suresi, 8-9)

Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele. (Al-i İmran Suresi, 21)

Peygamber Efendimiz buyuruyor ya;“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”

ADALET, ahlakın inşasında orta direk…

Adalet, güzel ahlakın en önemli şubesi, devletin dini… Adalet mülkün temeli…

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı iken, malum İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına aday gösterildiğinde, bu görevinden istifa etmek istememişti. Muhalefet partileri de; “Eğer belediye başkanlığına aday isen, Meclis Başkanlığından ayrılman icap eder. Zira Meclis Başkanlığı itibarını seçimlerde kendine avantaj olarak kullanman etik (ahlaki) değildir. Seçimlerin eşit ve adil şartlarda yapılması gerekir.”dediler

Peki, o zaman Meclis Başkanı olan Sayın Yıldırım ne dedi; "Hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz. Hukuk devletinde hukuk konuşulur. TBMM Başkanlığı'ndan istifa etmeme konusundaki kararlılığımda değişiklik yok."

Asıl, ahlakın olmadığı yerde; adalet olmaz, hak-hukuk, demokrasi olmaz, saymaya gerek yok iyi-güzel olan hiçbir şey olmaz.

Olmaz, olmadığı için de zaten bir türlü hukuk devleti olamıyoruz.

6 Mayıs YSK kararları unutulmazlar arasındaki yerini aldı.

31 Mart -6 Mayıs…

Yani bir aydan fazla süre içerisinde YSK, Binali Yıldırım’a seçimi kazandırmak için denemediği yol kalmadı. Bu girişimlerden netice alamayınca, 6 Mayıs akşamı İstanbul seçimlerini iptal etti.

Gerekçe, “sandık kurulları hatalı oluşturulmuş!...”

Peki, sandık kurullarını kim oluşturmuş?

YSK…

YSK’nın oluşturduğu sandık kurulları hatalı ise buna partiler itiraz edilebilir miydi?

Evet, 2 Mart 2019 tarihine kadar itiraz edilebilirdi. Ancak edilmemiş.

Bu sandık kurulları aynı zarfta kullanılan 4 ayrı seçimi yönetmişler; Büyük Şehir Belediye Başkanlığı, İlçe Belediye Başkanlıkları, İlçe Belediye Meclisi Üyelikleri ve Muhtarlıklar…

Şimdi YSK diyor ki; “Bu 4 seçimden 3’nde yanlış yapmadınız ama Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçiminde yanlış yaptınız”

Nereden-nasıl anladınız?

İçinize mi doğdu?

11 YSK üyesinden 4’ü seçimin iptali konusunda “Hayır” oyu veriyor, 7 üye ise “Evet” oyu kullanıyor.

6 Mayıs akşamı karar alma toplantısında uzun tartışmalar oluyor!...

Hayır hayır, tartışma filan olmuyor. Daha sonra hayır oyu verecek olan 4 üye diğerlerini ikna etmek için saatlerce dil döküyor, ancak diğerleri sus-pus, tek kelime etmiyorlar!...

Bu durumu, Sözcü gazetesinden araştırmacı yazar Soner Yalçın 9 Mayıs’ta köşesinde yazdı, bir yalanlama da gelmedi.

Şimdi, Soner Yalçın’ın köşesinden alıntı yapalım ki konu daha iyi anlaşılsın.

“Gündem, AKP'nin sandık kurullarının oluşumunun usulsüz olduğu iddiasıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali istemiyle yaptığı başvuruydu.

YSK üyelerinden (1 No'lu) hakim dedi ki:

– “Değerli hakim üyeler, seçim takviminde, sandık kurullarının usulsüz oluşturulduğu gerekçesiyle tam kanunsuzluk itirazının ancak 2 Mart 2019 tarihine kadar yapılabileceğini biz belirttik. Bu tarihe kadar sandık kurullarının oluşumuna itiraz edilmediği halde, şimdi seçim gününden sonra yapılan itirazları nasıl kabul edebiliriz? Bunun gerekçesini kimseye anlatamayız…”

Bir diğer YSK üyesi (2 No'lu) hakim Samsun ve Erzurum kararı örneğini verdi:

– “Arkadaşlar, Samsun Atakum İlçe Seçim Kurulu'nun geçen yıl bize görüş sorması üzerine ne karar aldık: ‘Sandık kurullarının öncelikle o yerleşim yerindeki kamu görevlilerinden oluşması gerektiği, sayı yetersiz kalırsa, o ilçedeki diğer kamu görevlilerinden yararlanılması, bu sayı da yetersiz olursa seçim çevresinde görev yapan kamu görevlilerinden oluşturulması gerekir.' Şimdi ne değişti? Hatta… Erzurum Pasinler'le ilgili kararımızda ne dedik: ‘Sandık kurullarında kamu görevlisi sayısının yetersiz olması durumunda il ve ilçe seçim kurullarının uygun bulduğu isimlere bu görevi verebilir.' Bu kararlarımız ortada iken bugün bunun tersi karar alabilir miyiz?”

Toplantıda tansiyon yükselmeye başladı…

ÜÇ HAFTA ÖNCE

YSK üyesi (3 No'lu) hakim, bu 31 Mart seçiminden örnek verdi:

– “Değerli hakimler, bu 18 Nisan'da Bursa Mustafakemalpaşa ilçesi için oybirliğiyle verdiğimiz kararı unuttuk mu? İYİ Parti'nin sandık kurulu başkanlarının aynı zamanda Mustafakemalpaşa belediyesinde görevli olduğu gerekçesiyle yaptığı itiraz başvurusunu reddetmedik mi? 13/12/2018 tarih ve 2018/1105 sayılı kararımızı dayanak göstererek, tam kanunsuzluk iddiasına ilişkin talebin reddine karar vermedik mi? Üç hafta önceki kararımıza bugün nasıl ters düşeriz? Yapmayınız, kurulumuz büyük darbe alır…”

Saatler ilerliyordu…

YSK üyesi (4 No'lu) hakim şunu dedi:

– “Sayın hakimler, YSK'nın yerleşik kararlarında ne var: ‘Seçimden sonra sandık kurulu başkan ve görevlilerinin görevlerini kötüye kullanmalarının söz konusu olması ve hatta suçun oluştuğunun anlaşılması ilgililerin cezalandırılmalarını gerektirir. Ancak seçimin iptaline neden olmaz.' Bunu hepimiz biliyoruz. Şimdi bu yerleşik kararlarımızı unutup ters karar verebilir miyiz? Adalete olan inancı öldürürüz…”

Gözler hiç söz almayan yedi üyeye çevrildi…

 “DİLSİZ …”

YSK yedi üyesi ısrarla söz almayınca (1 No'lu) hakim, yüzündeki acı tebessümle tekrar konuştu:

– “Şunu kimseye anlatamayız: Aynı sandıkta büyükşehir belediye başkan adaylarına, ilçe belediye başkan adaylarına, ilçe belediye meclis üyesi adaylarına ve muhtar adaylarına verilen oylar var. Aynı zarfta dört oy! Şimdi biz YSK olarak, hangi hukuki ve mantıki gerekçeyle aynı zarflardan çıkan üç seçim sonucunu geçerli kabul edip, sadece birinin sonucunu iptal edeceğiz? Bunu halka anlatamayız. Yasacılık mı oynayacağız? Kimi inandırabiliriz? Hukuk leke alır…”

Bakışlar yine hiç konuşmayan yedi üyeye döndü. Başları önde, kimi kâğıtlara bir şeyler çiziyor, kimi elindeki hukuk kitabına bakıyordu.”

Yazının devamını Sözcü gazetesinden okuyabilirsiniz elbette…

YSK üyeleri bir yerlerden talimat almalılar mı?

Bence bir mahsuru yok, hatta mutlaka almalılar da diyebilirim.

Ancak talimat alınacak adrese dikkat etmek gerekir, yanlış adresten talimat alırsanız, Allah korusun Cehennemin dibini boylarsınız!...

Evet;  kalbinizden, hür vicdanınızdan, inanıyorsanız Allah’ın (cc) adaletle ilgili ayetlerinden talimat alabilirsiniz.

YSK üyeleri verdikleri kararlardan dolayı kalben gerçekten müsterih iseler, kendileri için bir sorun yoktur!...

Ama bu karar unutulmazlar arasındaki yerini alacaktır!...

1946 Seçimleri unutuluyor mu? CHP için bir kara leke olarak yüz yıl da geçse unutulmayacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi darbeleri tarihe kara leke olarak geçmedi mi? Darbe sonrası; haksızlıklar-hukuksuzluklar, zulümler unutuldu mu? O dönemlerin hâkim ve savcılarını millet unuttu mu? Unutsa bile tarih unutuyor mu?

Yine 15 Temmuz ihaneti Türk Silahlı Kuvvetleri adına kap kara bir leke olarak tarihe mal olmadı mı?

Yapılan yanlışların, gelecek nesilleri de çok olumsuz etkilediği muhakkaktır.

Mustafa Karaalioğlu, AKP’nin büyük destekçilerindendi, onun da sıdkı sıyrılmış. Karaalioğlu da 9 Mayıs 2019 tarihli yazısında bakın neler yazmış, kısa bir alıntı: “Gerçek şu ki iptal kararı, Türkiye demokrasi tarihinin en sansasyonel, tartışmalı ve yanlış işlemlerinden birisidir. Siyasi olarak büyük bir hatadır. 31 Mart gecesi verilerin kesildiği anda kaybedilen bir seçimi umutsuzca geri döndürme çabasının tatsız finalidir. İzlenen yanlış itiraz ve iptal yöntemleri nedeniyle, AK Parti 23 Haziran’da seçimi kazanacak olsa dahi vicdanlarda sorgulama bitmeyecektir. Kaybedecek olursa da Cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanlığı hükümeti bitmek tükenmek bilmeyen bir tartışmanın merkezine oturacaktır. Türkiye’nin önündeki seçimsiz dönem fırsat olmaktan çıkıp eziyete dönüşecektir. 

AK Parti tabanının çoğunluğunu da içeren muhafazakâr siyasi gelenek milli iradeye, yani sandığın üstünlüğüne sadık bir siyasal akımı temsil eder. Tek sermayesi ve asla geri adım atmayacağı siyasi duruşları millet iradesi olmuştur. Senelerce tek parti CHP’siyle sembolleşen jakoben ve dayatmacı otoriterizme itirazın temel dayanağı hep sandığa sadakat olmuştur. 

Şimdi ise, on yıllardır bu ülkede sandık ve millet iradesi mücadelesi veren insanların omzuna hiç barışık olmadıkları ve kendilerini asla iyi hissetmeyecekleri ağır bir yük vurulmuştur. 23 Haziran’da sandığa çağrılıp belediye başkanlığını geri alması istenen insanların geleneği tam aksine haksızlıklara ve mağduriyete isyanla doludur. Bugün hiç alışık olmadıkları, içlerinden gelmeyen bir şeyi yapmaya zorlanıyorlar.”

Evet, yazıyı çok uzattık farkındayım ama haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmak istemediğimizden kendimizi biraz yorduk, siz de inşallah okuma ve paylaşma zahmetine katlanırsınız.

Son söz…

Öz kardeşim olsa, Allah’ın (cc) adaletle ilgili emirlerini çiğneyerek Binali Yıldırım’a oy veremem.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3035/benim-tarafim-belli-ya-siz-kimden-yanasiniz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar