Şehir Kimliği ve Halk Kütüphanesi

Bir şehrin insanlar nezdinde “yaşanabilir” sıfatıyla tanımlanması ve bu bağlamda “tercih edilir” olabilmesi için pek çok farklı başlıkta/ konuda “artı” özellikler içeren bir kimliğe sahip olması gerekir. Bir şehrin kimliği ne denli zenginse, o şehrin aynı derecede nitelikli olduğundan söz edilecektir. Başka bir söyleyişle, bir şehrin dokusu ne kadar güçlü bir örüntüye sahipse, o şehir bu yönüyle diğerlerinden ayrılacak, toplum nezdinde üst düzey bir kabul görecektir.

Şehrin dokusunu veya kimliğini oluşturan unsurların başında coğrafik özellikleri (konumu, iklimi, bitki örtüsü vs.) gelmekle birlikte, geliştirilebilir, değiştirilebilir ve yenilenebilir özellikleri de (mimari, çevre, kültür ve sanat kurumları vs.) o şehrin albenisinin artmasına ve dolayısıyla “şehirler süper ligi”nin üst sıralarında yer almasına yardımcı olacaktır.

Sağlıktan spora, eğitimden kültüre, sanattan tarihe kadar birçok farklı alt başlıkta şehir kimliğinin zenginliği, göç verme-göç alma durumunu doğrudan etkilerken, merkezî bütçeden pay alma ve merkezî yönetim nezdinde temsil edilebilme oranı da bu durumdan etkilenecektir.

Kısacası, çok yönlü alt yapı zenginliği ve kurumsal varsıllığı, o şehrin bireyler, toplum ve devlet nezdinde puanını, saygınlığını ve yerini belirleyecektir.

Şehrin kimliğini oluşturan ve güçlendiren okul, hastane, spor tesisleri, tiyatro ve müze gibi önemli kurumların yanı sıra, bütün gelişmiş ülkelerde görüldüğü üzere, halk kütüphaneleri de “merkezinde” yer aldığı şehrin (il, ilçe…) niteliğinin yükselmesinde son derece önemli bir role ve yere sahiptir. Bunun yüksek bilincinde olan yerel yöneticiler (seçilmiş, atanmış, sivil toplum vs.), yönetiminde söz sahibi oldukları şehrin eğitim ve kültür odaklı gelişmesi ve kalkınması noktasında bu gerçeği kabul eder ve gereğini memnuniyetle yerine getirirler.

Eğitim ve kültür odaklı gelişmenin aktör kurumlarından olan ve bu anlamda, bireysel ve toplumsal gelişme çerçevesinde hayatî önemi haiz kurumların başında gelen halk kütüphaneleri, beş temel unsurun bir araya gelmesiyle oluşur. ‘Personel’, ‘kullanıcı’, ‘bütçe, ‘bina’ ve ‘koleksiyon’ kavramlarıyla isimlendirilen unsurların her biri önemli olmakla birlikte, bilhassa personel içinde yer alan ve üniversitelerin Bilgi ve Belge Yönetimi (BBY) bölümlerinde lisans öğrenimi görerek mezun olan kütüphaneciler, ‘sistemin en değerli unsuru’ olarak bilinmektedir.

Onu hemen, çok yönlü olarak kıymet taşıyan ‘bina’ izler. Bu bağlamda, bina unsuru, iç ve dış mekân olarak albenili, yani cezbedici olmanın yanı sıra, bulunduğu bölge/ lokasyon olarak da uygun şartları taşımalıdır.

Halk kütüphanelerinin, hiçbir ayrım yapmaksızın toplumun bütün bireylerine hizmet verme sorumluluğu ve bu bağlamda, çeşitli açılardan (engellilik, maddî imkânsızlık vs.) dezavantajlı olan kesimlerin bu yönlerini hizmetleri çerçevesinde ortadan kaldırma özelliği bir arada düşünüldüğünde, halk kütüphanesi binasının şehrin merkezinde bir noktada inşa edilmesinin önemi kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Halk kütüphanelerinin günümüzde, sadece kitap ödünç alınan ve sessizce ders çalışılan mekânlar olmanın ötesine geçerek “yaşayan kütüphaneler” hâline geldiği düşünülecek olursa, bireylerin sadece sosyalleşmek için bile halk kütüphanelerini tercih edebilecekleri göz önünde bulundurulmalıdır. Gelişmiş ülkelerde pek çok, ülkemizde az sayıdaki albenili halk kütüphanesinde bunun örneklerini görebilmek mümkündür. Bu imkânın, şehrin merkezine başka amaçlarla gitmiş olan kişilere fazladan bir ulaşım ücreti ödemeksizin sağlanacağı mutlaka dikkate alınmalıdır.

Kütüphanecilik alanında ulusal ve uluslararası meslek örgütlerince belirlenerek ilan edilmiş bütün rehber kaynaklarda görülebileceği üzere, bir halk kütüphane sisteminin “merkez kütüphanesi” il ve ilçe gibi şehir yapılanmalarının merkezinde yer almalıdır.

Aynı zamanda, buna ilâve olarak, gereksinimler çerçevesinde o il veya ilçenin kenar/ dış bölgelerinde yaşayan toplumsal kesimlere yönelik olarak da, -nüfus yoğunluğu dikkate alınarak- şube kütüphaneler ve gezici kütüphaneler devreye sokulmaktadır. Ki bu halk kütüphanesi yapılandırma modelinin, bütün gelişmiş ülkelerde yıllardan beri uygulanageldiği bilinmektedir.

Bu nedenle, son derece kıymetli ve önemli bir yerel hizmet kurumu olan halk kütüphanesinin hizmet verdiği şehrin (il, ilçe…) tam merkezinde inşa edilmesi gerekmektedir.

Milletvekili, vali, kaymakam, belediye başkanı ve bürokrat gibi, seçilmiş ve atanmış bütün yöneticilerin hizmetinde bulundukları il, ilçe ve beldelerin öncelikle kültür ve eğitim odaklı gelişmesi ve nihayetinde bilinçli vatandaşlar eliyle ülkenin bilimsel, teknik ve ekonomik kalkınmasına omuz vermesinde halk kütüphanelerinin önemini kavramaları beklenir.

Söz konusu yöneticilerin, şehirlerini/ hizmet bölgelerini kimi kurumlar bazında ilk kez inşa ederken ve yeniden yapılandırırken, halk kütüphanelerinin kitap ödünç alınan ve sessizce ders çalışılan ölü mekânlar olduğunu düşünmemeleri; aksine, çağın değiştiğini ve bu kurumların toplumsal gelişmenin lokomotifi olan yaşayan mekânlar haline geldiğini görmeleri gerekir.

Bu fark edişin çok doğal bir sonucu olarak da, gerek yeni kütüphane binaları inşa ederken, gerekse mevcut halk kütüphanelerini yeniden yapılandırırken bu evrensel gerçek göz önünde bulundurulmalıdır.

Tam da bu yönde bir uygulamayı, birkaç yıl önce Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nin davetiyle konferans için gittiğim ve eski fotoğrafları eşliğinde yeni hâlini gezdiğim Bilecik İl Halk Kütüphanesi’nde hayranlıkla görmüştüm. Görmüş ve kütüphanenin kıymetli müdiresi Pınar Yener Dengiz’e açık destek veren şehir yöneticilerine gönülden teşekkür etmiştim. Zira şehrin merkezinde yer alan il halk kütüphanesini şehrin yeni binalardan oluşan kenar bölgelerine götürmek yerine mevcut merkezî yerinde yenileyebilme olgunluğunu gösterebilmiş; ayrıca, Pınar Hanım’ın kütüphanecilik (BBY) alanıyla ilgili uzmanlığına saygı gösterme büyüklüğünü sergilemişlerdi.

Bazı kötü örneklerde olduğu gibi, kütüphaneyi şehrin merkezinden alıp kenarda köşede bir yere taşıyarak, yerini bir alışveriş merkezine vs. vermeyi düşünmemek elbette alkışlanacak bir davranış, neresinden bakılırsa bakılsın.

Sözün özü…

Şehrin kimliğine katkı sunması ve değer katması bağlamında yineleyecek olursak…

Diğer kültür ve sanat kurumları, alışveriş merkezleri ve spor imkânlarının -çoğunlukla- merkezî alanlarda yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, buralara gidecek bireylerin seçeneklerinden biri de o bölgelerde konumlandırılan halk kütüphanesi olabilecektir.

Aynı şekilde, okul ve dershane gibi eğitim kurumlarının merkezî bölgelerde yoğunlaştığı düşünüldüğünde, öğrenci ve öğretmenlerin yoğun kullanımı amacıyla da halk kütüphanesi binası il ve ilçe merkezlerinde konumlandırılmalı ve zaman içerisinde hiçbir gerekçeyle buradan taşınmamalıdır.

Eğer aziz vatan Türkiye’mizin çağdaş dünyanın gerisinde kalmaması; bugünkü düzeyinden geri kalmış ülkeler kategorisine gerilememesi; tam aksine, bir an önce tam anlamıyla gelişmiş ülkeler konumuna yükselmesi dilin ucuyla değil gönülden isteniyorsa... Zira devletler ve toplumlar bilgi, kültür, kitaplar ve dolayısıyla "YAŞAYAN KÜTÜPHANELER" ile ayağa kalkmakta ve gelişmektedir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3011/sehir-kimligi-ve-halk-kutuphanesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar