Şimdi Ne Yapmalı ?

15 Temmuz’un ardından MHP’nin çağrısıyla yeni sistem, yeni anayasa tartışmaları ete kemiğe bürünmüştü. Barut misali geçen kampanya döneminin ardından 16 Nisan 2017’deki oylamanın sonucunda %51’le yeni anayasa sandıkta onaylanmıştı. O dönemde ‘’HAYIR’’ bloğunda yer alıp önerilen başkanlık sisteminin son derece tehlikeli olduğunu savunmuştum. Yeni model Cumhurbaşkanına geniş yetkileri öngörürken, meclisimizin denetleme gücünü neredeyse sıfırlıyordu. Dünyada uygulanan, kökleşmiş ve oturmuş başkanlık sistemlerinden de örnek vererek bu modelin sağlıklı olmadığını anlatmaya gayret etmiştim. Her ülkenin köklerinden getirdiği geleneği olduğundan, bu gelenekleri değiştirmenin uzun vadede devletin işleyişine zarar vereceğinden bahsetmiştim. Mevcut sistemdeki belli başlı aksaklıkları kabul etmiş ama çözümün meşrutiyetten beri getirdiğimiz parlamenter sistem geleneğimizi sular altına gömmek değil, aksaklıklarını gidermek olduğunu söylemiştim.Bu modelin uygulanması halinde parti ve devletin iç içe geçecek olmasını en büyük tehlike olarak işaret etmiştim.

Halk oylamasının üzerinden 2 sene, yeni sistemin resmen yürürlüğe girmesinin üzerinden de 10 ay geçti. Ülkeyi hiç tam olarak kavuşamadığı refaha kavuşturma hayaliyle oluşturulan sistemle geldiğimiz yer hepimizin malumu. Ekonominin dümeni zerre tecrübesi olmayan birine emanet edilmiş vaziyette. Geniş yetkileri kullanıyor olabilmenin rahatlığıyla devlette liyakat ilkesi askıya alınmış durumda. İktidara muhalif olanların vatana bağlılıkları sorgulanır hale gelmiş durumda. Makamında memleket meseleleriyle alakadar olması gereken cumhurbaşkanı miting meydanlarından inmez hale gelmiş durumda. Milletin gönlünde YSK’nın tarafsızlığına leke düşmüş durumda. Toplum kullanılan kutuplaştırıcı dil yüzünden neredeyse birbirinin yüzüne bakamaz durumda. Ana muhalefet partisi lideri şehit cenazelerinde yumruklanırken bakanların gözü kendi vatandaşına hakaret edecek kadar dönmüş durumda…

Tüm bu hadiseler net şekilde gösterdi ki büyük umutlarla tasarlanan cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi başarısızlıkla sonuçlandı ve ‘’HAYIR’’ diyenler haklı çıktı.Başta cumhur ittifakına daha sonra da arenada aktif siyaset yapan tüm partilere düşen görev bu gerçeği kabul etmektir. 31 Mart 2019’da millet pek çok kentte belediye başkanlıklarını millet ittifakına emanet ederken, meclislerdeki cumhur ittifakı ağırlığını korudu. Bu da ‘’Artık kavgayı bırakın, oturun anlaşın ve beraber yönetin !’’anlamına geliyor. Milletimiz nefret dilini, kamplaştırıcı üslubu sandıkta tabiri caizse veto etti. Bugün siyasi partiler milletin emrini iyi idrak edip çalışmalarını bu doğrultuda yeniden düzenlemelidir. Yani didişmeyi bırakıp, sorunlara birlikte müdahale etmelidir. Şüphesiz ki ekonomi önceliğimiz olmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanı ekonomi konusunda her partinin görüşünü alarak ortak akılla hareket etmeli, ekonomimizin dünya pazarında sarsılan güvenini yeniden tahsis etmek için adımlar atmalıdır. ‘’Ben bilirim, ben yaparım’’ diyerek milletimize daha fazla zaman kaybettirmemelidir.

Ekonomide normalleşme istikametine girdikten sonra cumhurbaşkanlığı hükumet sisteminin hesaplaşması yapılmalı hem de acilen yapılmalı. Son meselelerle yeterince hırpalanan devletimizi şahsi hırslar için yormak hiç kimseye yakışmaz. İlla başkanlık modeli uygulanacaksa da güçler ayrılığını merkeze alan, yasamanın etkinliğini artıran sistemin tahsisi için mesai harcamak en doğrusu olacak. Ayrıştıran, kamplaştıran zehirli dili de bir daha kullanmamak üzere terk etmemiz gerekiyor. Bu dilin nasıl vahim neticelere sebebiyet vereceğini maalesef bir şehit cenazesinde gördük. Bu ve buna benzer elim tabloların müsebbibi en tepedekilerin kullandığı dil. İktidara yakın olacağız diye ahlaki prensipleri elinin tersiyle iten yandaş medyanın kullandığı dil. Devlet adamları bu millete hizmet için var, bu milleti birbirine düşman ettikten sonra koltukların, makamların, seçim neticelerinin ne anlamı var ? Ne önemi var ?

Bugün vaktinde AKP’ye inanarak, davayı sahiplenerek senelerce çatısı altında siyaset yapanlar, AKP hükumetlerinde üst düzey görevleri yürütenler bile CHP’yle, İYİ Parti’yle aynı eleştirileri yapmaya başladıysa hakikat orada apaçık duruyor demektir.

Şimdi ne yapmalı ?

Şimdi kafalar kumdan çıkmalı ve o hakikatle yüzleşmeli.

Şimdi el ele verip, birlikte yürümeli.

Şimdi farklılıkları ‘’hainlik’’ olarak değil ‘’renk’’ olarak kabul etmeli.

Şimdi sevgiyi, kardeşliği, beraberliği her zamankinden çok önemsemeli…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3002/simdi-ne-yapmali-.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar