Cemal Kurnaz’ın Bir Köyü Vardı

Klasik Türk edebiyatı alanındaki çalışmalarıyla bilinen Cemal Kurnaz, aynı zamanda bir halk kültürü aşığı ve yorumlayıcısıdır. İyi ve nitelikli bir türkü birikimine sahip olan Cemal Kurnaz’ın bu özelliği, köyünden hiç kopmamış olmasıyla yakından ilişkilidir. O türkülerden hiç kopmayan C. Kurnaz, o türkülerin kaynağını, köyü ve köyünü yazdı geçen yıl ve Bir Köy vardı adıyla neşretti.

Bir Köy Vardı, alışılmışın dışında ve hacimli bir kitap. Basit bir amatör işi değil; yani “heves giderme” amaçlı bir çalışmanın sonucu değil; derin bir duygu yansıması olduğu kadar, bir köyün her şeyini içeren “köy monografisi”…  Büyük bir kısmı 1970-1980’leri ve daha öncesini yansıtan bir eser.  Kültürel, sosyolojik, ekonomik ve topografik bir çalışma. Bir kısmı hüzün, bir kısmı sevinç ama hepsini içine alan bir özlem yükü bir kitap

492 sayfaya sığdırılmış bir bilgi ambarında Antalya’nın Akseki ilçesine bağlı Murtiçi(“Murt”, “mersin” demektir.) mevkiindeki Taşlıca köyü anlatılıyor. Kitapta verilen bilgilerden anladığımız kadarıyla, Taşlıca “ismiyle müsemma” bir köy; yani topraktan ziyade taşların ve kayaların bulunduğu bir dağ yamacı. O taşın kayanın içinde yeşeren ve yeşertilmeye çalışılan bir hayatın azmi, gayreti ve umutların harmanlandığı bir köy yapısı. Civardaki ağaçlar, yüksek yerlere has asil ağaçlar… Özellikle de ardıçlar… Sonda çamlar ve makilik alanlar.

Taşlıca’nın ve bulunduğu mevki olan Murtiçi’nin idari yapısı ile ilgili verilen bilgileri, köyün eski aileleriyle ve C. Kurnaz’ın kendi ailesiyle ilgili verilen bilgiler takip ediyor. Köy demek biraz da “aile” ve yakın akraba demektir. C. Kurnaz’ın verdiği aile bilgileriyle, aslında Taşlıca’nın demografisi ve sosyolojisi veriliyor. Bu, biraz da aşiret geleneğinin devamıdır.

Kitabın takip eden sayfalarında Taşlıca’yı yoğuran manevi-kültürel iklim veriliyor. Bunlarla birlikte, en kadim folklorik bilgilerden birisi olan “halk takvimi ve meteorolojisi ” bilgileri sıralanmış. Halk takvimi ve meteorolojisi, insanın tabiatla ilişkilerini en gerçekçi bir şekilde belirleyen bir zaman anlayışını ve isimlendirmeyi yansıtır. Yörede tarım ve çobanlık elbette olacak ki ekonomik olarak hayatı idame ettirmek mümkün olabilsin.

Köyün yemek kültürü, giyim-kuşamı, sosyal hayatı belirleyen bazı gelenek ve görenekler; ekonomik hayatı belirleyen gelenekler, meselâ “süt değişiği” diye bir gelenekle, sütlerin belirli zamanlarda bir ailede toplanarak ekonomik değer kazanması gibi uygulamalar, kitapta ayrıntılarıyla anlatılmıştır.

Ben, pek fazla sulak olmayan bir köyün çocuğu olduğum için C. Kurnaz’ın kitabında dikkatimi çeken bölümlerden birisi köyün suları oldu. Kitapta 20 kadar kuyu saydım. Her kuyunun fotoğrafının kitapta yer alması, kitaba ayrı bir belgesel niteliği kazandırmış. Kuyuların aynında pınarlar (Oralarda “miyar” denirmiş. Tabii “pınar” kelimesinin halk dilindeki şeklidir bu.) ve birkaç dere de anlatılır. Derelerde su değirmenleri de varmış.

Köy hayatını en ince ayrıntısına kadar anlatan Cemal Kurnaz, eserinde sözlü kültüre ve oyunlara da yer verir. Notalarıyla beraber türküler, bilmeceler, deyimler ve atasözleri, maniler… Hayli malzeme verilmiş… Bunların her biri, unutulmaktan kurtulmuş oluyor.

Kitabın bence en dikkat çeken kısımlarından biri, sözlü kültüre dair metinlerin yer aldığı kısımlar..Kitabın 249. Sayfasında başlayan türkülerle aktarılan sözlü kültür malzemeleri, bilmeceler, maniler, tekerlemeler, atasözleri ve deyimler, yer adları (Toponimi ve mikro toponimi açısından bu adlandırmalar önemlidir.)  ve kelimelerin yer aldığı bölümler 410. Sayfaya kadar devam eder. Yani kitabın neredeyse yarısı bu zengin sözlü kültür malzemesinden oluşmuştur. Laf aramızda, sadece Kelimler bölümü bile bir kitap olur.

Kitabın son bölümü, arşiv vesikalarına ayrılmış. Bu bölümde Taşlıca ve Murtiçi yöresiyle ilgili Osmanlı arşivinde bulunan vesikaların yeni harfli metinleri ve orijinal belgeleri verilmiş.

Kitapta, bana en acı gelen şey, “Aydıncıbeci” geleneği oldu.  Taşlıca ve muhtemelen civarındaki köylerde de çalışmak için başka yerlere gitmek şart oluyormuş. Taşlıcalılar genellikle Aydın, Ödemiş, Tire taraflarına gelirlermiş. Babaları Aydın tarafına giden çocuklar, babalarını çok özlerlermiş ve genel olarak “uğurböceği” adıyla bilinen böceği ellerine alırlar “Aydıncı, babam gelecekse uç var git, gelmeyecekse düş git” derlermiş. Bu yüzden oralarda uğurböceğine “Aydıncı böceği”nden bozma “Aydıncıbeci” derlermiş. Gurbetteki babalar… Onları özleyen çocuklar… Ve kavuşma umudu taşıyan uğurböcekleri… Ve elbette ki, çocuklukların hazinesi köyler…

Ne güzel bir hayat dönemidir çocukluklar; ne güzel yerlerdir çocukluklarımızın köyleri!...

Cemal Kurnaz, bilim adamı hassasiyetinin yanında çocukluğuna dönerek hatırlayıp özlediği o yılları ve o yerleri yazmış. Yazmış da çok iyi etmiş.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2998/cemal-kurnazin-bir-koyu-vardi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar