Akademisyen; Okumadığı için mi, Bildiriler Yanlış Yazılıyor?

Son gündem1: Enerjiyi yine boşa akıtıyoruz. Yıllardır; “Sy. yapanların, unvan kullandırılmaması!” sorun olmuştur. YÖK, hep kulaklarını tıkamıştır. Kendi oluşturduğu programa, unvan kullanma hakkı vermemiştir.7100 sy. yasa ile yeni bir unvan hayata geçmiştir: “Dr.Öğr.Üyeliği.” 25.04.2019’da Samsun’da 19 Mayıs Üniv.’de  yapılan “ÜAK Sanat Dalları Eğitim Konseyi” toplantısında, konu gündeme getirilmiş, ama   YÖK Hukukçularının; "Sanatta Yeterlik" yapan, “sanat alanı akademisyenlerin","Dr." unvanını kullanmasını yine uygun bulmadığı söylenmiş... Oysa;"Sy." programını bitiren  akademisyen, kadroyla Dr.Öğr.Üyesi olabiliyor ve Dr. unvanını göğsünü gererek kullanıyor. Ama; “Doç.” olunca,  “Dr.” unvanı düşüyor, sadece  Doç. unvanını kullanabiliyor. Hukuk bunun neresinde?, merak ediyoruz…

Not: YÖK hukukçuları, 2809 sy.kan.Geçici 10. Md. 2. Fıkrasınca, bazı sanatçılara; eksik/yanlış verilen unvanların düzeltilmesinde de sürekli olumsuz rapor vermiş ve mağdur sanatçılar yaratmıştır. YÖK ve hukukçuları, “kul hakkı” yemekte ve yemeğe devam etmektedir.

Son gündem 2: “YÖK tarafından 200 araştırma görevlisi YUDAB programı çerçevesinde yurtdışına gönderilmesi planlanmaktadır. Genel şartlardan:

3) YÖK tarafından belirlenmiş öncelikli alanlarda devlet yükseköğretim kurumlarında yapılan doktora eğitimi kapsamında tez aşamasına geçmiş olmak, (Vakıf üniversiteleri kabul edilmemektedir.)

4) Çalışmada kullanılacak yabancı dili, araştırmayı yürütebilecek düzeyde bildiğini son 5 yıl içerisinde yapılan YÖKDİL, YDS, E-YDS'den veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası bir yabancı dil sınavından muadili en az 65 puan aldığını gösterir dil sınav sonucunu belgelendirmek.”

Bu sınavlardan 65 alan müzik/sanat/sosyal alan akademisyenlerin %80’i, -kesinlikle- o dilde araştırma/yazma/konuşma v.b. yürütebilecek seviyede olamamaktadır. Zaten, olmadığı için; “dilini geliştirsin” diye, yurt dışına gönderilmektedir. O zaman, Dr./Sy. eğitimini nasıl yapmıştır? Kim, kimi kandırıyor? Kamufleyle çözüm olur mu? Bu alanlarda gelişme olur mu?

Akademisyen/Yazar Doç.Dr. S.Doğan, Sabahattin Zaim Ün.Sosyoloji Bölümü akademisyeni   Prof.Dr. Kadir Canatan ile bir röportaj gerçekleştirmiş.(Yenibirlik Gazetesi,19.04.2019)

Soru:Akademik camia okumuyor mu?

Canatan: "Akademik camiada kimse kimsenin kitabını okumuyor. Hatta akademisyenler az okuyor diyebiliriz. Bu camianın entelektüel bir camia olduğu söylenemez. Mesela "Beyan Sosyolojisi" ve bunun uygulaması olarak "Beyan ve Beden" diye iki kitap yazdım. Yeni bir sosyoloji öneriyorum. En azından bu önerinin tartışılmasını istiyorum. Ama şu ana kadar kimse okuyup geri dönüş yapmadı. Okuyan bir iki kişi oldu, akademik camia dışından. Onlar da ne yapmak istediğimi anlamamışlar."

Soru: 2018 yıl gördüğüm kadarıyla sizin için bereketli bir yıl oldu. Beşten fazla kitabınız bu yıl çıktı. Neyi hedeflediniz?

Canatan: “Geçtiğimiz yaz ayında dekanlık görevimi bıraktım ve ufak tefek çalışmalarla sonuçlandırılacak kitap çalışmalarına ağırlık verdim. Beyan yayınlarında 3 adet felsefe dizisinden kitabım çıktı. 2 adet Mana yayınlarından cep kitap formatında yayınım oldu. Bir de Açılım Kitap’tan hocama ait bir kitabın çevirisi çıktı. Hedefim kendi alanımızda boşlukları doldurmak. Bilimsel çalışmalar yanında popüler yayınlarla da farklı toplum kesimlerine ulaşmak istiyorum. Amacım çok yayın yapmak değil, nitelikli ve bir ihtiyacı karşılamaya yönelik yayın yapmaktır.”

AY: Ne güzel alana hizmet yapmak? Ama, bizde (müzik/sanat alanında) yok maalesef!..5 kitap mı?, müzik alanında “bir kitabı olan” parmakla sayılacak kadar az. Çünki, müzik alanı akademisyeninin; “müzik alanındaki bir boşluğu doldurmak” gibi bir niyeti, amacı yok…Prof. olan, işi bitirmiş, “yayına gerek yok” diye düşünüyor. Ya da, “kendi alanını bırakıp”, yan alanlara koşuyor!... O zaman, her akademisyende olması gereken; “nitelikli ve bir ihtiyacı karşılamaya yönelik yayın yapmak” fikri de yok…

Soru: Uzun yıllar yurtdışında kaldınız, Batı ile bizim aramızda bariz farklılıklar ve benzerlikler nelerdir ve neden kaynaklanmaktadır?

Canatan: Eğitim alanında bariz farklılıklar var. Onlar bilgi aktarımına değil, bilginin özümsenmesine ve içselleştirilmesine yönelik bir çalışma içindeler. Muhakemeyi geliştiriyorlar. Biz ise bilgi aktarıp ezberletmeyi sağlıyoruz. Avrupa’da orta okul çocuğu ile tartışmalar yapabilirsiniz, ama biz burada üniversite öğrencisiyle makul-mantıklı bir tartışma yapamıyoruz. Çocuk konseptimiz farklı.”

AY:Onlar “bilgi aktarımına değil”, biz ise bilgi aktarımına önem veriyoruz.

Onlar, “bilginin özümsenmesine” önem veriyor, bizler anlattığımız bilgiye “biat edilmesine” önem veriyoruz.

Onlar; “bilginin  içselleştirilmesine yönelik bir çalışma” içindeler, biz ise, “kalıcı olmasına” değil, “bilginin sadece ezberlenmesine” önem veriyoruz.

Onlar kim? Gelişmiş ülkeler...

Nasıl olmuş?; “bilim/sanat, okuma, içselleştirme, yaşantıya uygunluk, kurallar, saygı, üretim v.b.” önceleyerek…

Ya biz?..

Soru: Neden böyle oluyor?

Canatan: “Eğitim de dâhil daha genel bir şey söylemek gerekirse onlarda kurumsallaşma bizde ise kişiselleştirme esastır. Batı dünyası her sorunu kurumsal olarak çözüyor, biz ise kişilere bırakıyoruz. Bu çok önemli bir farklılık ve üzerinde çok iyi düşünmemiz gerekir. ‘İnsan fenomeni!’”

AY: Yazılarımın çoğunda değindiğim konu; ”benlik” duygusu, her şeyi kişiselleştirme, “kurumsallığa” önem vermeme, kurumların ancak  kendisiyle yaşayacağını düşünme v.b.”

Dolayısı ile; çalışanla-çalışmayanı ayırt etmeyen/ödüllendirmeyen/cezalandırmayan bir sistemle devam edildiği sürece, “neden böyle oluyor?” sorusu hep sorulacaktır.

Soru: Üniversiteler, Türk toplumuna sizce ne gibi değer üretiyor ve katıyor?

Canatan: “Üniversitenin birkaç işlevi var. Bilgi üretmek, bilgi aktarmak ve bilgiyi işlevsel kılmak.. Bunlardan sadece bilgiyi aktarma, yani eğitim ön planda görünüyor. Diğer işlevleri çok kısıtlı. Üniversite ile sektörler ve siyaset arasındaki ilişki çok az. Sektörler ve siyaset, üniversiteden bağımsız olarak işliyor. Oysa politikanın bilgi temelinde üretilmesi gerekiyor. Bizde böyle bir kültür yok. Batıda bir alanda politika izlenir, bunun ne kadar etkili olup olmadığını üniversiteler araştırır ve süreçsel olarak izlerler. Türkiye’de kurumlar arası koordinasyon sağlanamıyor. Etkileşim ve geribildirim süreçleri çalışmıyor.. Günübirlik bir politika var ve çok yaz-bozlar oluyor. Bu şekilde birikimsel bir gelişme olmuyor.”

AY: Her gelen; Bakan’a,YÖK Başkanı’na, Dekan’a, Müdür’e v.b. göre değişen “eğitim sistemleri ve planları” ile başarı yakalanamıyor.

Üretim; bilim/sanatın en önemli koludur. Kitap, metot yazmak, araştırmak, derlemek v.b.

“Çok konser düzenlemek” değil; “kalıcı, kaliteli, farklı içerikli, seyirciye bir katkıda bulunan v.b. konserler amaç olmalıdır.”

“Bilgi üretmek” ten amaç; “çok okumak, çeşitli görüşleri karşılaştırmak, ses sistemleri, diziler, makamlar v.b. sonuçlar çıkarmak ve bilinmeyenleri ortaya koymaktır.”

“Bilgi aktarmak” tan amaç; sadece kendi bildiğini değil, o alanda yapılmış çalışmalar/bilgiler hakkında bilgi vermek, tartıştırmak ve sonuçlar çıkarmaktır.

 “Bilgiyi işlevsel kılmak” tan amaç; “bilginin yaşantıya geçirilmesini, uygulama ile gösterilmesini sağlamaktır.” Havada kalmış bir bilginin kimseye yararı yoktur. Yani, siz “kemençeyi” belli  bir amaç için “dört telli” yapabilir ve anlatabilirsiniz, ama onun “dört telli” yapmakla müziğe kazandırdıklarınızı, ancak göstererek/uygulayarak anlatabilirsiniz. Eğer, yararı varsa “kullanımı ve işlevselliği” başlar…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2997/akademisyen-okumadigi-icin-mi-bildiriler-yanlis-yaziliyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar