Sulandırma

Her seferinde iktidar kadrolarının yanlışlarını sergilemekten geri durmadık, yine de durmayız. Ancak, bizim meselemiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir.

Şu anda hinliğin ve şeytanlığın oynandığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Büyük ve küçük şeytanlar işbaşında. Siyasi iradenin  dengesini bozmaya yönelik ataklar halkımızı ürkütüyor. Ekonomiden başladılar, dolar ve avro ABD Başkanı Trump’un yellenmesine bağlı.

O gevşeyince dolar da gevşiyor.

Nereden baksak, dışa bağımlılık çemberini yırtamadık, buz dağını aşamadık.

Kadifeden iktidar kulesini kurtaramadık.

23 Nisan'ı kutlamak gazımızı gideriyor.

Geçmişte almışız da, kazanmışız da işte onun çocuklara armağanıdır.

Öyle demişti Karadenizli hemşehrim:

“Attum havu karayollarına bir kazuk.

He gittum da bir daha dönmedim!..”

Biz öyleyiz işte, hep kazık atarız!

Yunan’ı İzmir’den denize dökmüşüz da adamların ortalıklarda bir tane leşi yok. Lozan'da zafermiş! Müttefikler bin yıllık maliki olduğumuz Anadolu'nun tapusunu elimize tutuşturmuşlar.

Kara yollarına kazık değil de ne!

Sulandırmanın her çeşidi bizde var.

Kılıçdaroğlu, şehit cenazesi töreninde yumruklanmış.

Muhalefetin neler çektiğini işte görün!

Baykal da yatak odasında kamera oyunlarıyla ışınlanmıştı.

İsmet İnönü, zamanında taşlanınca, Başbakan Menderes'e, “Seni ben bile kurtaramayacağım” demişti. O söz hala tarihin tozlu raflarında duruyor.Bu adamlar, ittihatçı geleneğinin kuzularıdır, taşlamayı da taşlandırılmayı da çok iyi bilirler. Çaresiz kaldıklarında bakarsın taşlanırlar veya yumruk yerler.Zamanında Başbakan Mesut Yılmaz da, sanırım kumar yüzünden tam da burnunun kemiğinden yumruğu yemişti. Ancak şu da var, Kılıçdaroğlu olayı, ister provokatör ister gerçek olsun, güvenlik ve de istihbarat zaafının olduğu gerçek. Mahalli güvenlik bu tip bir olaya meydan vermemeliydi. Kadro zaafından meydana gelen olayların faturası doğrudan iktidara çıkar, burasını da görmek gerekiyor.

Kılıçadoğlu’nu anladık da, eski Başbakan Davutoğlu’na ne demeli! İstanbul Düşünce Enstitüsününde Hızır Çakır hocanın dediği, “bu açıklamanın altındaki isim olmazsa imzamı ben de çakarım. Fakat isim!..” Evet, Davutoğlu önemli açıklamalarda bulundu kabul, ancak benim merakım, bu işler yapıldığında Cumhurbaşkanını ikaz etmeyip görev dışında kalınca açtın ağzını yumdun gözünü! O zaman olurdu, ama şimdi olmadı.

İşte sıkıntımız buradadır.

Danışman mi, bakan mi her neyse ikaz etme, görüşlerini açıkça söylemek cesareti göstermezler. Ne zaman ki altlarından koltuk gider dilleri çözülür, bülbül kesilirler.

Bilemeyiz, kim bilir daha kimlerin dili çözülecek.

Verirsen susar, vermesen küser.

Sökme akıl on adım...

Anıtkabir'e fatiha okuyunca kısmetin açılır diye mi düşündün Binalı beyefendi?  Bir oy uğruna ne güneşler batıyor. Bir oy alacağım diye bin oy kaybettin.

Çöküşün müsebbibi binalarda oturanlar değildir elbette.

Projeleri çizenin, yapanın yakasına yapışmak lazım.

Asıl hedef tahtasına oturan belediyelerdir.

Denetimsiz şehirler, rant kokan dikey binalar.

Müsebbipler uzakta aranmaz...

Yakına gelelim.

Önce baştan başlamalı. Tabir caizse, balık baştan kokar.

Baş artık parti başkanı değil de devletin başı olmalı.

Baş paylaşacak, her yerde konuşmayacak, liyakate, sadakate bağlı kalacak. Sonra da her devrin köşebaşı yastıklarına kemane havası çekecek.“Yeter buraya kadar” diyecek.

İktidarda tesisat kaçağı var.

Çok şeyler sulandırıldı.

Altına kaçırdı...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2983/sulandirma.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar