ÇARPIKLIĞIN ANLAŞILMASI İMKÂNSIZ DÜZENİYLE ÇATIŞMAK

Çarpık varoluş biçimi her kademe ve boyutuyla, her kademe ve boyuttan hayatı çekilmez hale getirdi; en nihayet cehenneme çevirdi, çeviriyor. Bakınız, doğru, yanlış, haklı, haksız varoluş biçimi demedim, ‘çarpık varoluş biçimi’ dedim. Çünkü her yanlış, aslında biraz doğru demektir. Aralarında çoğu zaman açı, zaman ve zemin farkı vardır. Kötü iyiye dönüşebilir. Çarpıklık ise başka bir durumdur.

Çarpılmış bir zihnin düzelmesi imkânsız ölçüde zordur. Çarpılmış bir yaşama biçiminin, çarpık algının, çarpık aklın, çarpık bakışın, çarpılmış benlik ve ruhun doğrulması neredeyse imkânsızdır. Çarpılmış olmak ana yapının bozulmasıdır; tamamen şeytana teslim olmaktır.

Çarpılmış olmak hiçbir insani değerin, hak, hukuk, vicdan ölçülerinin olmamasıdır. İşte bu zemin, bu ortam Kur’an’ın şeytan kavramı ile ifade ettiği olumsuzluk olmalıdır. Şeytan çıkışsızlığı yol, karanlık kördüğümü çözüm olarak gösterir. Şeytana teslim olanlar çarpık var oluş biçimini benimsemiş, ahlâksız, sorumsuz insanlardır.

Çarpık var oluş biçimleri ile şeytani siyaset güdenler, sebepsiz yere başka dünyaları, başka insanları yok etme hak ve yetkisini kendilerinden görme sorumsuz sapkınlığı içinde olurlar. İşte o nedenle insanlık, çarpık olduğu için zalim, vicdansız, acımasız, duyarsız kişi ve güçlerin elinde, acı, işkence çekmektedir. Her boyutuyla ıstırap, yaşama biçimine dönüşmüştür.

Evrensel, küresel nitelik kazanan acı ve ıstıraptan herkesin hakkına bir miktar düşmektedir. Çağdaş ve modern lakırdılar işlenen cürüm ve zulmün trajik etkilerini ortadan kaldıramamaktadır. Dünyaya egemen güçler, zulmün yaygınlaşmasından, yakıcı, yıkıcı etkisinden zerre kadar etkilenmiyorlar.

Etkilenecek, titreyecek bir kalpleri de yoktur. Hatta ne olduğu, niçin olduğu çokları tarafından bilinmeyen, medyanın perdelemesiyle de bilinmesine imkân da olmayan nedenlerle, bu zulümleri yaşatmaktan sadistçe zevk duyuyorlar.

Başkalarını yok etmekle var olma hissi yaşamak nasıl bir duygudur Allah’ım? Kitlesel boyutta, milyonlar çokluğunda başkalarına acı ve ıstırap vermekten haz duymak nasıl bir ruh halidir? Bütün bunlar niçindir? Nedendir?

Hangi ulvî, hangi yüce, hangi insanî dava ve amaç bu çılgınlığı haklı gösterebilir? Hiçbir psikolojik disiplin veya çözümleme bu kişiliği açıklamada yeterli olmaz. Ne Freud, ne Adler, Ne Fromm. Hiçbirinin psikolojik tahlil mekanizma ve yöntemleri bu karanlığı aydınlatamaz.

Bu hastalık değildir. Bu Kur’anın sapkınlık dediği ruh hali ve gerçek manada gaflettir. İnsanın kendi hakikatinden, varoluş, dünya ve hayat hakikatinden gafleti. Gaflet sorumsuz bir körlüğü, kör bir duyarsızlığı azdırmaktadır.

Gaflet karanlıkta olmaktır. Karanlıkta olanlar bizi kendi karanlıklarına çekiyorlar üstelik. Ve yine allanıp pullanarak siyaset, sanat, düşünce pazarına çıkarılan karanlıklarına çokça müşteri de buluyorlar. Bu evrensel duyarsızlığa devasa oranda paralar ayrılıyor.

Silahlar, insanlar emrine veriliyor. New York balkonlarında birileri gülüyor. Dünyanın mazlum coğrafyalarının çoğunda insanlar paramparça ediliyor. Anneler çocuksuz, babalar evlatsız kalıyor. Aileler, topraklar, yürekler parçalanıyor. Hasret, hicran büyüyor.

Çığlıklar arşa yükseliyor. Ve evet New York’un ışıltılı salonlarında kimi karanlık insanlar kanayan sarhoş kahkahalarla başarılarını kutluyor. Buradaki ıstırap, oradaki neşeyle orantılı. Ne kadar acı verirlerse o kadar mutlu oluyorlar.

Buradaki yoksulluk oradaki zenginlikle orantılı. Ne kadar aç bırakırlarsa o kadar tok oluyorlar. Tok olmak, tok kalmak için mazlumlara sınırsız açlık armağan ediyorlar. Çokça gülmek için çokça ağlatıyorlar. Var olmak için yok ediyorlar. Buna dünya sistemi deniyor.

Dünya sistemi, zalimlerin egemenliklerini sürdürmek için ürettikleri palavradan başka bir şey değildir. Nedense bu sistem sosyal adalet için işlemiyor. Bu sistem barışı, kardeşliği, huzuru artırmak için işlemiyor.

Hayır, bu olanların, bu başkalarına reva görülenlerin makul, anlaşılır bir izahı yoktur, olamaz. Yanlış olsa düzeltilir. Hatalı olsa anlaşılır. Bu karanlık, kör bir inat. Bu anlaşılması imkânsız bir sapkınlık tutkusu. Bu Allah’ı ve hakikati inkârla mümkün olabilecek bir çarpılmışlık hali. Çarpılmışlık benliği, kimliği, şahsiyeti ezmiş, eziyor.

Bu şeytana teslim olma durumu. O nedenle çarpık varoluş biçimi her kademe ve boyutuyla, her kademe ve boyuttan hayatı çekilmez hale getirdi; en nihayet cehenneme çevirdi, çeviriyor. Böyle çarpık bir anlayışla, çarpık siyasetle kuşatılmış durumdayız.

Çarpık şeytani güçlere karşı teslim olmamanın, onların oyunlarını bozmanın mücadelesini veriyoruz. Kolay olmayan bir mücadele bu. Düşman her yolu deniyor. Hiçbir haram, helal, sınırları yok. Bizlerse İslâmî ve insanî ölçülerin, direnmeyi daha da dayanılmaz kıldığı bir vicdan sınavı veriyoruz.

Siyasette, felsefede bütün bir hayatta bu sınavı kazanmanın ilk aşaması onlar gibi olmamaktır. Onlar gibi olmadığımız için umuduz,çareyis, sığınağız, çıkışız. Onlar gibi olmadığımız için imkânız, esenliğiz, müjdeyiz. Onlar gibi olmadığımız için böyleyiz. Bizim gibi olmadıkları için öyleler!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/296/carpikligin-anlasilmasi-imknsiz-duzeniyle-catismak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar