TÜBİTAK, başarılar, hizmetler, hezimetler…

Elbette o meşhur lafın doğruluğuna inanıyoruz: “Her arayan bulamaz ama bulanlar arayanlardır” TÜBİTAK, “arayanlar” için imkân sağlayan bir kurumdur ve bugüne kadar güzel işler de yapmıştır. Yapmıştır da yatırım-kâr, sermâye-kâr dengesine vurulduğunda, harcanan para oranında bir gelişme kayd edilmiş midir? Bunda şüphem var.

Şüphem, herhangi bir veriye dayanmıyor… Benimki sadece bir tahmin veya daha masum bir ifade ile “şüphe”. Çünkü 37 yıllık akademik hayatımda bir sürü masraf yapıldıktan sonra hayata geçirilmeyen o kadar çok proje gördüm ki!...

Büyük bir heyecanla başlanan ama nihayetinde ekâmete uğrayan bir sürü proje biliyorum… Gözümüzün önünde milyonlarca liranın heba olduğunu gördük. Pek çok yerin “proje çöplüğü”ne döndüğünü de biliyoruz. Proje âlet-edavatı diye alınan malzemenin depolarda çürüdüğünü de biliyoruz. Depolarda çürüyor; çünkü artık fonksiyonel değil. Tabii bu daha çok eskilerin “ilm-i âlet” dedikleri alanlarda oluyor… Yani Fen, mühendislik ve tıp alanlarında… Sosyal alanlar zihin ve beyin faaliyeti ile ürettiklerinden teçhizata ihtiyaç duymazlar… Proje destekçisi resm’i kurumlarda salt düşünceye beş para vermezler ama malzeme-teçhizat isteyen projelere milyarları akıtırlar. İşin bir çarpık ve çarpıcı boyutu da budur. Malzemeye para var; düşünceye yok!...

Bugün meselâ en büyük “proje vericisi” TÜBİTAK’ın arşivlerini araştırsak binlerce “hiçe çıkmış proje” bulunacağından eminim. Milyonlarca/milyarlarca lira harcanmış; bir şeyler elde edilmiş ama sınaî ürün hâline dönüştürülememiş projeler ne işe yaradı? Sadece TÜBİTAK arşivini ve raflarını doldurdu!...

Devlet, projelere bu kadar parayı harcıyorsa, üretilen bilginin sınaî ürüne dönüşmesi için de tedbirler alınmalıdır… Yoksa üretilen bilgi boşa gider.

YAPILAN İYİ ŞEYLER DE VAR

Olumsuzlukları sayıp moralinizi bozmayalım… Projeciliğin ve TÜBİTAK’ın projeciliğinin iyi tarafları da var. Mesela Ortaokullar ve liseler arası yarışmaları… Henüz daha bilgilenme dönemine yeni adım atan gençlerin, daha yolun başında iken edindikleri bilgi ile objeye yeni sorular sorma cehdi, elbette takdire şayandır.

Geçen yıl haberlerde Ege Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Ortaokulu öğrencisi Yusuf Kaan Gökalp’in bir projesini görmüştüm. Orta 2 öğrencisi olan bir genç tuzlu su, güneş enerjisi ve alüminyumdan elde ettiği enerji ile hareket eden ve cep telefonu ile kontrol edilen bir araç yapmış. Pek çok bilgiyi bir araya getirip bir maddeye hareket kazandırmak, o yaşta bir çocuk için olağanüstü bir başarı idi ve bu başarının arkasında TÜBİTAK’ın yarışması vardı.

BÜCÜRLERİN HEYECANI VE BAŞARISI

Bu sene TÜBİTAK’ın İzmir Bölgesi 13. Ortaokul ve Liseler arası yarışmasında ben de görev aldım. Ortaokul öğrencilerinin katıldığı yarışmada, sergi salonunu gezme imkânım oldu… Aman Allah!... O bücürler, neler yapmış neler!...

İzmir, Manisa, Aydın, Denizli, Muğla ve Uşak illerinden oluşan İzmir Bölgesi’nde 10 branştan 898 proje katılmış. Bütün Türkiye’de katılım 12.085 olmuş. Yani 12.085 öğrenci, objeye yeni sorular sormuş ve aldığı cevapla yarışmaya katılmış. Bir de bunun yarışmaya katılamayanlarını düşünün. En aşağı 25 bin öğrenci objeye-kavramlara yeni sorular sormuş. Bireysel maliyeti çok düşük olan bu projeler, 12-15 yaş arası gençlere düşünme ve üretme disiplini kazandırması açısından bile çok muhteşem bir fikir.

Bu kadar geniş bir projenin hayata geçirilmesi de ayrı bir güç ve emek ister. Dokuz Eylül Üniversitesi Matematik Bölümü hocası Prof. Dr. Gül  Ünal Çoban ve ekibini, böyle bir organizasyonu gerçekleştirdiği için tebrik etmek şart.

ÖZGÜVEN, BİLGİDEN DAHA DEĞERLİDİR; AMA?...

Biyoloji, Coğrafya, Değerler Eğitimi, Fizik, Kimya, Matematik, Tarih, Teknolojik Tasarım, Türk Dili ve Edebiyatı, Yazılım alanlarında yarışan “bücürler”deki özgüveni görmeliydiniz. Başarı ve liderliğin altında biraz da özgüven yatar. Bu tür yarışmalar, bir şeyler üretme fikrini beslediği kadar, “biz bir şey yapamayız” düşüncesini de kırması bakımından önemlidir ve o yaşlardaki gençlerde  “aşağılık kompleksi”nin tesirini kırması açısından da büyük bir rol üstlenmektedir. Tek korktuğum, ailelerin ve öğretmenlerin bu gayretleri at yarışına döndürmeleridir. Bu yüzden bu yarışmayı, daha çok şenlik havasında yapmakta fayda vardır.

***

Bu yarışma ve sergi bana iyi geldi… Yoksa TÜBİTAK’a hayli döktürecek kadar bilgi birikmişti kafamda. Tabii, anlattığım olumluluk, TÜBİTAK konusunda mülahazat hanesini olumlu kanaatlerle doldurduğum anlamına gelmez.

Haftaya, bücürlerin projelerinden söz edeyim de sizlerin de moraliniz yerine gelsin.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2952/tubitak-basarilar-hezimetler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar