Mehdi (r.a)

Eklenme Tarihi: 03.04.2019 09:04:00 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 04:59:07

       Hani aç tavuk,  kendini darı ambarında buğday sanır ya, aynen öyle de kendini Mehdi sanan, yetmedi kâinat imamı olarak gören FETÖ şarlatanı Pensilvanya?dan oturduğu yerden efsunladığı piyonlarına anlattığı rüyalarla,  çeşitli alavere ve dalaverelerle ahkâm kesmeye devam etmekte. FETÖ elebaşısı efsunladığı taraftarlarını kandırmaya devam ede dursun biz biliyoruz ki Mehdi rahmetullahi aleyhi rahme çıkacaksa da Pensilvanya?dan değil Said Nursi Hz.lerinin işaret buyurduğu gibi doğudan çıkacaktır. Hakeza İsa (a.s)?da Şam?da ak minareye inerek zuhur edecektir. Her neyse biz şarlatanlarla oyalanmak yerine pek çok kaynağa bakaraktan bu hassas konuyu irdelemeye çalışalım.

  Malum, Mehdi kavramının sözcük anlamı ?kurtarıcı? demektir. Elbet günü geldiğinde bunalım içerisinde kıskıvrak kıvranan insanlığın kurtuluşu uğruna mücadele edecek olan zattır o.  Sanmayın ki o bir hayalet, bir sanal yaratık, tam aksine bizim gibi bir insan ve aramızdan çıkacak muştumuzdur. Hele sırat-ı müstakim üzere hakiki Müminler onu samimi hislerle çağırdıkça gelecekte elbet. Nasıl ki çorak topraklar yağmura kavuşunca hayat bulur ya, aynen öyle de son evrensel velinin çıkışıyla birlikte insanlığın kurtuluşa ereceği de muhakkak.

   Allah Resulü dar?ul bekaya irtihal ettikten sonra ardından bıraktığı mukaddes emaneti Hz. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.anh) devr aldı, ondan da sırasıyla bu emaneti Hz. Ömer (r.anh), Hz. Osman (r.anh), Hz. Ali (k.v) yüklenmiş oldu.  Derken dört büyük halifeden sonra tevhit sancağı Tabiin?in büyüklerine, Tabiin?den Tebe-i Tabiin?e ve onlardan da ilmi ile amil olmuş Ehlullah?a devr olunmuştur.

      Madem Allah Resulünden sonra peygamber gelmeyecek, o halde insanlara rehber olacak büyük zat?ların her devirde var olmasından gayet tabii ne olabilir ki. Bakın şöyle İslam tarihine Peygamberimiz (s.a.v)?in dünyevi hayatının son bulmasının akabinde bir takım dinden dönme hareketleri görüldüğü bir vaka. İşte Hz. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.anh) bu ya, derhal harekete geçip, fitne hareketlerin tutuşturduğu fitne alevi tüm müminleri sarmadan,  yerinde müdahaleyle yangını söndürmesini bilmiştir. Ancak Hz. Osman (r.anh)  dönemine geldiğimizde, fitne odakları boş durmayacaktır, bilhassa bunlardan Yemenli bir Yahudi olan Müslüman kılığına girmiş Abdullah İbni Sebe münafığının sinsice ortaya koyduğu şeytani planlar sonucu, Hz. Osman (r.anh) Kur?an okurken şehit edilir de. Hakeza Hz. Ali (k.v) döneminde de Peygamberimiz (s.a.v)?in çok önceden Hz. Ali (k.v)?e; ?Ben Kur?an?ın tenzili üzerine, sende tevili üzerine mücadele edeceksin? dediği mucizevî olay da gerçekleşir. Kelimenin tam anlamıyla Harici eylemlerin sebep olduğu kanlı hadiseler birbiri sıra sıralanarak gözler üzerine serilir.  Böylece tenzil ve tevil üzerine olan mücadeleler tüm hızıyla günümüze kadar uzanır da.

              Öyle anlaşılıyor ki,  Yahudiler geçmişte nasıl ki Kab-el Ahbar adında bir haham,  Yahudi dönmesi Abdullah İbn-i Sebe ve Hasan Sabbah gibi fitne mümessilleri vasıtasıyla fitne kazanı kaynattıysalar,  bugünde buna benzer farklı metotlarla Mason ve Siyonist örgüt yapılanmalarla karşımıza çıkıp yine kazan kaynatmaktalar.

             Bakın, Hasan Sabbah, tam otuz üç yıl Alamut kalesinden idare ettiği nerdeyse körpe yaştaki gençlerin beyinlerini yıkayıp, hatta yetmedi cennet vaadiyle bir takım zevkler tattıraraktan ?Git filancanın işini bitir? emrini verip İslam âleminin başına bela vurucu timler oluşturabilmiştir. Neyse ki Al-i Selçuklular yerinde ve zamanında yapılan müdahalelerle Hasan Sabbah?ın bu çirkin emellerine geçit vermeyecektir.

             Aslında, fitne virüsleri hemen her devirde çirkin yüzünü gösterip her an patlamaya hazır pimi çekilmemiş bomba gibidirler. Tabii bir yerde fitne virüsleri varsa bunun karşısında panzehir hükmünde ümmetin birliğini ve dirliğini ihya edecek rabbani âlimlerimiz ve İslami reçetelerimiz de var. Allah?a çok şükürler olsun ki her devirde fitne odaklarının emellerini boşa çıkaracak İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani ve Said Nursi gibi ehlisünnet âlimlerimiz boş durmuyor. Onların varlığı Ümmet-i Muhammed?e ziyadesiyle güç veriyor zaten. Nasıl güç vermesin ki, bakın İmam-ı Gazali Hz.leri Selçukluların yürüttüğü İslam?ın ilmi siyaset ve nizamına hizmet ettiği gibi yaşadığı devirde her türlü itikadı bozmaya yönelik tüm sapkın feylesof tayfasına,  her tür kargaşalığa kaynak teşkil eden müfrit Şii ve Bâtıni odaklara karşı mücadele vermiş büyük bir dehadır. O bu mücadelesiyle Hüccetü?l İslam olmayı çoktan hak etti bile. Yani İslam?ın delilidir o. Keza İmam-ı Rabbânî (k.s)?de öyledir. O da kendi döneminde vuku bulan tarikat ve şeriat çekişmelerine son vermekle hicri ikinci bin yılın müceddidi olarak gönüllerde taht kurmuştur. Derken rabbani âlimler sayesinde İslam âlemini içten içe sarsabilecek tüm fitne hareketleri alev almadan bastırılabilmiştir. İşte onların bu dikkate şayan faaliyetleri ister istemez akıllara acaba onlar mehdimidir düşüncesini de beraberinde getirir. Nitekim bu hususta Gavs-ı Bilvânisî (k.s), ikibin yılının müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s) hakkında söylenilmiş bir sohbeti şöyle nakleder;

        " İmâm-ı Rabbânî 'ye bir müridi demiş ki;

          ? Efendim siz Mehdi misiniz??

         İmâm-ı Rabbânî de cevaben demiş ki:

         "Öyle sanmıştım, amma velâkin Mehdi değilim. Çünkü ben yüzün başını geçtim, Mehdi (a.r) ise yüzün başını geçmeyecek" Gerçekten de İmam-ı Rabbânî (k.s) büyük bir zattı ve Müceddid-i Elfisani olarak ümmetin gönlünde yer edip bugün olmuş hala etkisini devam ettirmekte de.            

          Seyda (k.s) ise babasının dilinden İmamı Rabbanin bu sözlerini aktardıktan sonra şöyle der; ?Gerçi ayet, hadis değil amma İmamı Rabbani?nin sözüdür?  der. İlginçtir Seyda Hz.leri içinde Mehdi diyenler olmuştu. Nitekim 1987 yıllarda, yani muhabbet selinin dorukta olduğu yıllarda ismini şu an hatırlayamadım Horoz lakaplı bir kişi sofiler arasında sürekli Seyda Hz.lerinin Mehdi olacağını yayaraktan fitne oluşturmaya çalışmıştı. Tabii bu durum Seyda Hz.lerine bildirildiğinde ?şayet o kişi aranıza gelirse kovun? diyerekten fitnenin önüne geçmiştir.  Ki, o zamanlar Erzurum?da öğrencilik yıllarımdı ki,  maalesef Horoz taifesi Dadaş diyarına bile musallat olmuştu. Neyse ki Erzurum?da ki sofi arkadaşlar Horoz taifesinin emellerini boşa çıkartacaktır.

              Peki ya Said Nursi Hz.leri?  Malum, o da yaşadığı dönemde vuku bulan birtakım dinsizlik cereyanlarına karşı neşrettiği risaleleriyle ateizmin önünde çelikten zırh olmuştur. Yetmedi o pozitif ilimlerin (Fen ilimlerinin) İslam?a ters düşmediğine dair hem akli, hem de imanı deliller getirmek suretiyle Müslümanlar arasında ateizmin kol gezmesine fırsat vermemiştir. Böylece Said Nursi Hz.leri asrımıza ?Bediüzzaman? olarak damgasını vurmuştur.                 

              Besbelli ki kıyamet kadar Ehlisünnet yolunun uygulayıcısı önderler var olacağı gibi onlara karşı koyan fitne kollarının başları da var olacak.  Dahası umutla umutsuzluk arasında gidip gelen insanlığın kurtuluş muştularımız olacağı gibi,  hak yoldan alıkoyacak haramilerde olacak, bu kaçınılmazdır.  Peki, bu durumda ne yapmak gerektir derseniz, hiç kuşkusuz neyin eğri, neyin doğru olduğunu ayırt edebilecek nitelikte tek yegâne ölçümüz Kur?an ve sünnete sıkı sıkıya sarılmakla elbet. Sıkı sıkıya sarılalım ki Kur?an ve sünneti en ince ayrıntılarına kadar hıfz edip ve tatbik eden icma-i ümmet ve kıyas-ı fukaha ehlini kendimize rehber edinebilelim. İyi ki de ehlisünnet âlimlerimiz var,  aksi halde fitne önderlerinin ağına düşmekten kendimizi kurtaramayabilirdik.

           Evet, Rabbani âlimler bizi karanlığa düşmekten kurtarmaya vesile olan aydınlık ışık fenerlerimizdir. Sahte kurtarıcılar ise malum bizi sıratı müstakim yolundan alıkoyan haramiler olarak karşımıza çıkan fitne mümessilleridir.

           Ne yazık ki Mehdi kavramından irrite olan bazı çevreler bu güzel kavramı öcü olarak takdim edip topluma dikte ettirmeye çalışmaktalar. Oysa adından anlaşılacağı üzere Mehdi kurtarıcı ve kurtuluşa erdirici manasına bir kavramdır. Ne kadar öcü kılıfıyla takdim etseler de Mehdi kavramının güzelliğine gölge düşüremeyeceklerdir. Hele Müslümanlar onu çağırdıkça o bir hayal olmayıp kader-i ilahinin bir armağanı olarak imdadımıza yetişeceğine inancımız tamda. Burada Müslümanlara düşen görev yaşadığımız hayat sürecinde istikamet üzere veya Sünnet-i Seniyye üzerine yaşamak olmalıdır. O halde bizi istikametten alıkoyacak sahte Mehdilere itibar etmeksizin fitne odaklarının çirkin heveslerini kursaklarında bırakmak en doğrusu. Bakmayın siz öyle bir takım aklı evvellerin İslam adına televizyonlara çıkıp ahkâm kesmelerine.  Ahkâm kestiklerinde sanırsın ki her biri allameyi cihan, oysa bunların hepsi içi boş kuru gürültü tenekeden başka bir şey değillerdir. Zaten çıktıkları açık oturumlarda İslam?la bağdaşmayan, İslami ölçülerden uzak, hatta kadınlı erkekli karışık sunumlarla maskaralıklarını ele veriyorlar da. Oysa bir değil bin defada sunum vermiş olsalar zerre miskal Kur?an ve Sünnet-i Seniyye'den taviz verdikleri sürece asıl kurtuluşa muhtaç kendileri oldukları gerçeğini değiştirmeyecektir. Şayet öyle bol keseden atıp ahkâm kesmekle itibar kazanacağını düşünüyorlarsa bilsinler ki büyük yanılgı içerisindedirler. Kim bilir belki bir gün akılları başına gelip boş bulunduklarını kendileri de anlayacak ama o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.  Önemli olan zamanında idrak edebilmektir.

            Malumunuz, vahiy Peygamberlere, ilham ise Ehlullah?a verilmiş bir lütuftur. Vahiy kesinlik ifade eden bir kelam, ilham içinse doğruluğuna yüzde yüz kesin denilemez bir kavramdır. Her kim ki bana vahiy geliyor diyorsa, biliniz ki o insanın aklından zoru var demektir. Bu tür sapkın ifadelerle kendini bilge ehliymiş gibi sunanlar, hiç kuşkunuz olmasın foyaları er geç su yüzüne çıkacaktır. Hani derler ya çekirge bir sıçrar, iki sıçrar üçüncüsünde kala kalır ya,  aynen öylede bu tip sapkınların maskelerinin düştüğüne bizatihi tarihin sayfaları şahit. Kaldı ki gerçekler ne kadar saklanırsa saklanılsın güneşin balçıkla sıvanamayacağı muhakkak, sahtelikse her halükarda kendini ele veriyor zaten.

              Hani sükût ikrardandır denilir ya hep,  belli ki bu veciz söz boşa söylenilmemiş. Zira hakiki âlimler sık sık konuşmadıkları gibi her ortamda da bulunmazlar. Onlar konuşsalar da ayet ve hadislerden ikide bir laf olaraktan dem vurmazlar. Bakın bu hususta İsmail Çetin bir gün Gavs-ı Bilvanisi (k.s)?e şöyle sual tevdi eder:

           -Niçin Gavs-ı Halim olarak ayet ve hadis demiyor, ayet ve hadislerin manasını naklederken sözünü onlara nispet ediyor ya da birçok zaman ayet ve hadislerin lafzı okunmuyor da. Çoğu kez manaları açıklanıyor, özellikle bunun sebebini istirham ediyorum.

            Gavs-ı Bilvanisi şöyle cevap verir:

           ?-Bak Molla İsmail, Allah?ın ve Rasulullah?ın kelamı çok derin, dipsiz bir bahri amiktir. Onda yüzmek havası ümmete, müçtehitlere, kümeli evliyaya mahsustur. Bazı ayet ve hadis insanın kalıbına, bazısı ruhuna, bazısı sırrına, bazısı da hepsine ait olur. Şeriat ahkâmında, nefse müteallik olana tarikat, kalbe yönelmiş olana hal, ruha yönelmiş olana marifet, sırra yönelmiş olana hakikat yahut hakiki tevhit isim veriliyor. Bunları birbirinden tefrik etmek müşküldür. Hangi zat hangi ayet ve hadisle ne gibi şartlarla muvaffak oldu ise bu hususta o tedavi etme usulünü ona nispet ederiz. Eğer biz aklımızla bunları açıklar isek hukuklarına tecavüz etmiş oluruz. Ayrıca Allah ve Resulünden kalben kalbe intikal eden ilimler vardır. Ancak mücaz olan şeyhi mercu onu bilir. Bazıları henüz daha gizli gitmekte, bazıları söylenilmiştir. İşte söylenmiş olan kısmı söyleyene isnat etmek yine ayet ve hadise isnat gibidir. Hadiste isnat ne kadar kısa olsa o kadar kuvvetlidir. Bu ilimde ise isnat ne kadar uzun olsa o kadar faydalıdır.? (Bkz. Edeple Varış Lütufla Dönüş, S:18 1982, İsparta).

                İşte Gavs-ı Bilvanisi (k.s)?ın bu müthiş akıl dolusu sözleri sahte kurtarıcıların zavallılığını ortaya koymaya yeter artar da. Sahte kurtarıcılar ayetleri kendi aklınca açıklamaya kalkıştıkları gibi, yarı çıplak giyinmiş kadınlara elini verip biat şöleni düzenlemekten yüksünmüyorlar da. Zaten haramla helali bir araya getiren meclislerden ne beklenir ki? Onlar ruh karartmaya devam ede dursunlar, bu arada Hacegan yolunda bir mürşitte en azından bulunması gereken hem şeriat, hem tarikat ilmini bitirme zorunluluğu ilkesi daha ilk baştan sahte şeyh ve sahte tarikat oluşumlarına fırsat tanımamaktadır. İşte takip edilen ehlisünnet yolundan taviz vermeme uygulamaları sayesinde gönül kapıları dolup taşmaktadır. Böylece yola koyuldukları usul ve adap zırhıyla birlikte gerçek tasavvufu kıyamete kadar devam ettirmeyi bilmişlerdir. Düşünsenize bir mürşidin irşada haiz olabilmesi için her iki ilmide bitirip icazet alması gerekiyor. Dahası bir hakikat yolcusu seyr-u sülukunu bitirmiş olsa da şeriatın 12 ilminden bihaberse halife olamıyor. Anlaşılan posta oturmak, sarık sarmak ya da cübbe giymekle âlim olunmuyor, bunların hakkını verecek ilimleri tahsil etmekle oluyor. Elbette ki sarık sarmak sünnet olmanın ötesinde âlim olmanın bir işaret sembolüdür. Dolayısıyla her sembolün içini doldurmadıkça sarık sarsan ne yazar, cübbe giysen ne yazar.

       Maalesef insanlık sahte peygamberlerden, sahte mehdilerden, sahte şeyhlerden çektiğini apaçık gardını alan düşmanlarından çekmedi dersek maksadımızı aşmış sayılmayız. Derler ya, her türlü yara kapanır, ama dost yarası öyle kolay kapanmaz. Evet, bu söz çok yerinde söylenilmiş söz olup, insanlık bu tür dost sandıklarımızın üzerimizde açtığı travmalardan bir hayli yorgun ve bitap düşmüş gözüküyor. Şayet bugünde bunalım girdabına düşmemek istiyorsak İslam?ın ana caddesi hükmünde ehlisünnet yolundan ayrılmamak lazım gelir. Çünkü ehlisünnet yoluna sıkı sıkıya sarılmakla ancak tehlikelerden korunabiliriz. Bir insan olağan üstü hallerde gösterse İslam?a ve ehlisünnet çizgisine uygun yaşayış içerisinde değilse o hallerin hiçbiri işe yaramaz, hepsi istidractır. Bakın Hindistan?da bir takım nefse yönelik tatbikatlar neticesinde sipsivri çiviler üzerinde yürüyen insanları görmek mümkün, fakat bu durum onların ermişliğine işaret değildir, tam aksine sapkınlıktır. Zaten ehlisünnet yolu bu tür zuhur eden halleri keramet olarak değerlendirmeyip istidraç olarak niteler. Bu hususta Şahı Nakşibend  (k.s)?e şöyle sorarlar:

          -Efendim falancı adam gökte uçuyor, veli midir?

          Cevaben:

          -Hayır, veli değildir, çünkü kuşlarda havada uçuyor, der.         

          Yine sorarlar:

          - Efendim falanca adamda denizde yürüyor, veli midir?

           Şahı Nakşibend (k.s):

            -Hayır, veli değildir, zira balıklarda yüzüyor.

           Tekrar sorarlar:

            -Efendim falanca adamda bir burada, bir şurada, bir orada,   hatta bir anda birkaç yerde aynı anda bulunabiliyor, veli midir?

            Şahı Nakşibend  (k.s):

             -Hayır,  o da veli değildir, çünkü şeytanda isimi azam duasını okuduğunda biranda doğu ile batı arasında mekik dokuyabiliyor deyince merak edip bu kez şunu sordular:

            Peki ya, veli kimlere denir?

             Cevaben:

             -Veli İslam üzerine yaşayan ve Sünnet-i Seniyye'ye ittiba edene ve istikamet üzere olana denir. Böylece sadatlar meseleye açıklık getirmiş olur.

           Demek ki, en büyük keramet istikamettir. Asla olağan üstü haller göstermek ölçü değildir. Kur?an ve sünnet dairesinde olabilecek haller keramet olarak kabul görür,  bunun dışında vuku bulacak haller istidraç olarak nitelenir. Bir başka ifadeyle rahmani olana itibar edilir, şeytani olana asla itibar edilmez.  Bu yüzden arifler; cahil sofi şeytanın maskarasıdır derl. Madem öyle, yapacağımız amelleri ilimle taçlandırmak gerekir.

         Malumunuz kıyamet alametleri sadece Mehdi'nin (a.r)  zuhuru ile sınırlı değil, dahası var. Tabii pek çok alamet olunca ister istemez âlimler ihtilaf etmişlerdir. Olsun önemi yok, onların ihtilaflarında bile rahmet vardır. 

         Abdullah b. Ömer şöyle der: Peygamberimizden işittim şöyle buyurdu:

         ?Kıyametin ilk nişanı Beni Asfar?ın (sarı ırkın) çıkmasıdır. Sonra güneşin batıdan doğmasıdır.?

           Muhaddisler ise:

           İlk alameti doğudan duman çıkmasıdır. Sonra Deccal?ın çıkmasıdır. Bunlar kıyametin yakın nişanlarıdır. Ondan sonra Mehdi çıkar demişlerdir.

           Ümmü Seleme de şunu der:

           ?Resulullah?tan işittim; buyurdular ki;

           Mehdi, Fatıma?nın çocuklarındandır, Seyyiddir.?

            Fatıma annemiz velilerin, yani Ehlibeytin annesidir. Malum olduğu üzere Seyyid?lerin ilki Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan?dır. Ki, onlar Peygamber dizinde büyüdüler. Bu yüzden Yüce Peygamberin nazlı çiçekleri oldular. Onun için Peygamberimiz (s.a.v) bu iki seyyid kutbunu; ?Hüseyin bendendir, bende Hüseyin?denim, Allah?ı seven Hüseyin?i sever, Hüseyin torunlardan bir torundur? diye övgüye mazhar kılmıştır. Gerçekten de onlar yeryüzünün en nadide torunudurlar.

           Ebu Said El-Hudri Mehdi konusunda şöyle der:

           Peygamber (s.a.v) buyurdu: Mehdi bendendir. Ahir zamanda çıkar. Yeryüzünde adaletle hükmeder. Önce zalimler yeryüzünü zulüm ile tutmuşlardır. Mehdi ise güzellik ve adalet ile cihana yedi yıl hükmedecek.

           Peygamber (s.a.v) buyurdu:

           ?Din bizimle başladı. Sonra yine bizimle son bulur. Sizden biriniz o zamana erişirseniz ve onun nişanlarını görürsünüz ona tabi olun. Şüphesiz Mehdi merhametlidir. Ve kendisi de rahmete mazhar olmuştur.?

           Cabir b. Abdullah?da Peygamberimizin dilinden şöyle nakleder:

           ?Peygamber (s.a.v) buyurdu: Benden sonra on iki halife gelecek. Hepsi Kureyş kabilesinden olacaklar.?

             İbn-i Kesir şunları söyledi:

             ?.. Onlara Hulefa-i Raşidin derler. Hasan, Hüseyin ve Ömer b. Abdülaziz onlardandır. Allah hepsinden razı olsun?

               Yine nakledildiğine göre Resulü Ekrem (s.a.v):

               ?Şu on alamet ortaya çıkmayınca kıyamet kopmaz: Duman, Deccal, Mehdinin çıkması, Dabbetül-Arz, güneşin batıdan doğması, İsa (a.s)?in gökten inmesi, Ye?cuc ve Me?cuc?ün çıkması, Doğudan gökten yerin aşağı geçmesi, Arap adalarından birinin aşağı geçmesi, Yemenden bir ateşin çıkması ve halkı mahşer yerine sürmesi? (Envarül Aşıkın. Ahmet Bican Bedir Yayınevi,1983,S:425) diye buyurmuştur.

              Keza yine nakledildiğine göre, önce Mehdi, sonra da Deccal çıkacak diyenler olmuştur. Hatta Rafızîler doğdu dedikleri halde henüz Mehdi gelmemiştir.

              Bazıları Mağrib?den çıkacak, bazıları da Buhara?dan çıkacak demişlerdir.

              Müslim?in Sahih?inde nakledilen rivayete göre ise Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

             ?Ahir zamanda otuz kişi peygamber olduklarını iddia edecekler. Halkı azıtmakta Deccal gibi davranacaklar. Hak Teâlâ onları rüsva edecektir. Zira gerçekte ahir zaman peygamberi benim, din ve erkân benimdir.? (a.g.e S.426)

             Yine aynı eserin sayfalarını çevirdikçe heyecanımız daha da kat be kat artmakta,  madem öyle sahifeleri çevirmeye devam edelim: Deccalın belirtisi alnında kâfir yazılı olmasıdır ve gözü kördür. Ondan sonra Allah (c.c),  İsa (a.s)?ı gökten Şam?da Ümeyye Camii'nin doğusunda bulunan Minaret-ül Beyda?ya (Ak Minare) indirecektir. Sonra Hz. İsa Deccalı Kudüs?te ?Led? kapısında bulacak, harbe ile vurup öldürecektir. Allah (c.c), İsa'ya (a.s)  kavminle Tur Dağına çık diye vahiyde bulunacak. İsa?da kavmi ile Tur-i Sina?ya çıkacaktır.

             Ondan sonra Allah (c.c) Ye?cuc ve Me?cuc?ü indirecek. Ye?cüc ve Me?cuc yeryüzünde çok fitne ve fesat işleyecek. Allah (c.c) deve burnundaki kurtçuklar gibi kurtçuklar gönderecek. O kurtçuklar onları bir defada yok edecek. Ondan sonra Hz. İsa ve kavmi Tur-i Sina?dan yeryüzüne inecek. Onların leşlerinden rahatsız olacaklar. İsa (a.s) dua edecek, Allah (c.c) deveboynu gibi kuşlar gönderecek, o kuşlar onların leşlerini alıp denize atacaklar. Böylece yeryüzü arınacak, otlar ve ağaçlar bitecek, yemişler verecek.

               İbn-i Kesir ise şöyle demiştir:

                ? İsa (a.s) Deccalı öldürünce yeryüzü halas olup kurt koyunla yürüyecek, harabe olmuş şehirler yeniden kurulacaktır.

               Peygamber (s.a.v):

               İsa (a.s) gökten yere indiği zaman adalet gösterip güzellikle hükmedecek. Ne kadar put ve haç varsa kıracak, sonra İsa (a.s) Hz. Mehdi ile buluşacak. Namaz vakti olunca İsa:

             -Gel ey Mehdi! Sen imam ol, namaz kılalım diyecek.

             Mehdi:

             -Ey İsa! Sen Peygambersin. İmam olmaya sen layıksın diyecek.

            Hz. İsa?da;

            -Ey Mehdi! Gel sen imam ol. Hz. Muhammed?in neslindensin, imam olmaya sen layıksın diyecek. Sonra Hz. Mehdi(a.r) imam olacak, namaz kılacaklar ve İsa (a.s) sultan olacak, yedi yıl halka hükmedecek.? (a.g.e. S:427)

            Hâsılı kelam, İsa (a.s) kıyamet yaklaşınca Şam?da Ümeyye camii minaresine inecek, evlenecek ve çocukları olacak. Hz. Mehdi ile buluşacak kırk sene yayıp Medine?de vefat edip hücreyi saadete defin edilecektir. (Bkz. Peygamberler Tarihi Altıparmak, Bereket yayınevi,1980. S:851)

              Şu bir gerçek, hakiki şeyh ben şuyum, ben buyum gibi enaniyet kokan cümleler sarf etmez. Nitekim Zünnûn-ı Mısrî (k.s.) öyle der; "Senin O'nu görmene perde ne arşdır, ne de kürs'dir, ne de semavat. Senin O'nu görmene perde senin benliğinin ölçüsüdür" diye beyan buyurarak kibrin çirkinliğini ortaya koymaktar. Seyyid Taha (k.s.) da Zünnûn-ı Mısrî (k.s.)? i teyit edercesine şöyle der: Bu Tarikat-ı Nakşibendiyye yolunda asla kibir, ucub, gurur ve riya olmaz. Hem nasıl olur da bu tarikattan biri irşada çıkıp da halkı görmez ki.? Yani, Halk içinde Hak olmak esastır anlamında bir sözdür bu

          Zaten gerçek şeyh ve gerçek Mehdi, ben Şeyhim ya da ben Mehdiyim demez. Gerçek Şeyh ve gerçek Mehdi?nin emareleri bellidir, bir kere yaşayışı Kur?an ve sünnet üzerine olması icab eder. Kaldı ki bir şeyhin dilinden ?Ben? kelimesi çıkıyorsa o ta baştan güvenirliliğini yitirmiş demektir. Kendi kendisini tarif eden ve kendi yaptığı faaliyetlerini anlatan bir kişi aslında hiçbir şey değildir. Oysa dille anlatmaya bile gerek kalmadan manevi tasarrufatla insanları irşat etmek muteberdir. Ki; bu tür irşat uygulamasının Sadat-ı Kiramın hayatında pek çok örnekler mevcut. Mesela öyle zatlar vardır ki konferanslar tertip etmediği halde, sık sık konuşmadığı halde manevi tasarrufatıyla binlerce insanı irşat edebiliyor. Bu yüzden Seyda (k.s) sadatların kıymetine vurgu yaparaktan?İş lafın zahirinde değil manevi tasarruftadır? demiştir.

            Hem nasıl ki Hz. Ebu Bekir-i Sıdık  (r.a) hilafeti zamanında Yemane vilayetinde Müseyleme-i Kezzab adında yalancı peygamber türediyse,  haydi haydi bu zamanda da sahte şeyhlerin sahte Mehdilerin türemesi kaçınılmazdır. Şurası unutulmamalıdır ki; hakiki Allah dostlarının ve rabbani alimlerin irşatları bu tür sahteliklerin önünde panzehir hükmündedir. İnsan Hakikate giden yolda gerçeği görünce sapla samanı ayırabilecek basirete kavuşabiliyor. Kuran?a ve sünnete muhalif her hareket eninde sonunda hüsrana uğrayacağı malum. Ölçü Kur?an ve sünnet, icma-i ümmet ve kıyası fukaha olmalı. Bu engin kaynaklardan yoksun her oluşum şaibeli olmaya mahkûmdur.

               Evet, Hz. Mehdi (a.r)?in birçok emareleri vardır, ama Mehdi (a.r) zuhur edince yeni bir şey getirmeyecek, mevcut İslami esaslara göre irşat edecek, yeni bir vahiy inmesi asla söz konusu değildir. Çünkü vahiy Peygamberimizden (s.a.v) sonra kesilmiştir. Dolayısıyla hiçbir kimse bana vahiy geldi iddiasında bulunamaz. İlham gelse dahi ilham kesin bilgi addedilmediği için şeriata göre amel edilir.

               Velhasıl sözün özü bize ?Allah Teâlâ bizi sahte kurtarıcıların şerrinden korusun? demek düşer.

               Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2933/mehdi-ra

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM