Kendi üşüyen, insanı ısıtan adam: Muhsin Başkan

Bizim ilk gençliğimizde efsane başkan Muharrem Şemsek idi. 1976’da üniversite tahsili için Ankara’ya vardığımda genel başkan Muhsin Yazıcıoğlu idi ve söylemimiz yavaş yavaş değişmeye başlamıştı. 1976 Eylül’ünde bizi sokaklarda “Eller silah değil kalem tutmalı” afişi karşılamış ve “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sloganı yaygınlaşmaya başlamıştı.

Dil Tarih ve Yüksek Öğretmen, hareketimiz için önemli birkaç merkezden ikisiydi ve biz her iki eğitim kurumunda da bir yandan alanımızla ilgili bilgiler ediniyor, bir yandan da fikrî gelişimimizi tamamlıyorduk.

MUHSİN BAŞKANLA İLK YILLAR

1978’de “Sosyal Faaliyetler” adı altında TÖMFED (Töre Musiki, Folklor, Eğitim Derneği) Genel Sekreterliği yaptım. Orada birkaç arkadaşla tanıştım. Mesela Muzaffer Şenduran ve Abdullah Sözen gibi musiki ehli ile tanıştım. Haşim Akten ve Yaşar abi (soyadını unuttum) ile de beraber çalışmıştık TÖMFED’de.

Binamız Demirtepe’de Fevzi çakmak Sokağında idi. Bir de Necatibey Caddesi’nde köprünün Maltepe tarafındaki binanın en üst katında fotoğraf stüdyomuz vardı. (O binanın birinci katı da Hergün Gazetesi Ankara Bürosu idi.)

Muhsin Başkan, meselenin sadece fikir ve ideoloji ile olmayacağını, konunun kültür ve sanat yönünün zayıf kaldığını; bunu geliştirmek için de hızla bir şeyler yapılması gerektiğini söylemişti bir toplantımızda. O günlerde bir grup arkadaşla Divan dergisini çıkarıyor ve edebiyat kamuoyunda etkimizi göstermeye başlıyorduk. Muhsin Başkan dergi konusunda doğrudan bizimle muhatap olmuyor; dergiyle Genel başkan Yardımcısı Lütfü Şehsuvaroğlu ilgileniyordu. Bir başka grup arkadaş da (Mümtaz’er Türköne, Vedat Bilgin, Naci Bostancı bu ekipten hatırladıklarım) Genç Arkadaş ve Hasret adlı dergileri çıkarıyordu.

Bir süre sonra Divan’a müdahale edildi ve dergi kapatıldı. TÖMFED faaliyetlerine devam ediyor, Anadolu’nun dört bir tarafında müzik, şiir ve folklor gösterili geceler düzenliyordu. Kültür sadece “kitlelerin saflarını sıklaştırıcı bir gösteri”den ibaret kalmıştı ve derinlemesine bir kültür-sanat politikası işleme imkânı doğmamıştı. Bunun üzerine ben TÖMFED’den ayrıldım.

Muhsin başkan görevine devam etti ve hareketimizin genç, dinamik, heyecan boyutunu besleyen bir şahsiyet olarak her zaman sevilen birisi olarak kaldı.

12 Eylül vahşeti, ülkücü-milliyetçi hareketin üstüne bir kâbus gibi çöktüğünde, imkânı olduğu halde yurt dışına hicret etmedi. Bu topraklarda kaldı ve Mamak zindanları da olsa bu toprakların kokusundan uzak düşmedi.

YOLLAR AYRILDI, YÜREKLER ASLA!...

1991’de MÇP/MHP’den milletvekili oldu. Türkeş ile fikir ayrılığı yaşadı 1992 Temmuz’unda Türkeş ile yolları ayırdı. Ayrıntıya gerek yok, çünkü bu konuda hiçbir ayrıntı bugün bizi zenginleştirmeyecek, Millî Mutabakat Metni’ni yayımladı ve yeni bir hareketin kapısını araladı. (Millî Mutabakat Metni yayımlandığında Fransa’da idim. Metni görünce az çok kimin veya kimlerin yazdığını anladım. 1 hafta sonra Ankara’ya döndüğümde arkadaşlara sordum; metin tahmin ettiğim emin ellerden çıkmıştı.)

Yeni hareketin başlangıç aylarında (Muhtemelen Ağustos ayı idi.) Elazığ’a geldi. Salon konuşmaları ve küçük grup sohbetleri yaptı. Bu konuşmalar ve sohbetlerde, hareketin tıkandığı yerleri izah ediyordu. Hareketle ilgili dertlerimiz az-çok örtüşüyordu. Birkaç gün beraber idik. Yanlış hatırlamıyorsam, bir akşam Hankendi köyüne gitmiştik. Küçük bir köy odasına benzer bir yer… Duvarları sıvası ve badanası tan köy işi… Odayı aydınlatan lamba 15 mumluk falan… Ortalık loş… 8-10 kişi varız. Ortamın olumsuzluğuna rağmen Muhsin başkanın yüreği ve ümitleri pırıl pırıl… Tam loş ışıklar arasından süzülüp gelen film efekti gibi… İşte bu ışık toprak kokan Anadolu insanıyla beraber bu topraklara atılan tohumu yeşerten ışık idi.

Muhsin başkan o ışığı yüreğinde hep taşıdı… İlk gençlik yıllarının ışığı idi o!... O ışığı Mamak zindanları bile söndürememişti…

SİYASETÇİ DEĞİL VAKIF İNSAN

Sonraki yıllarda değişik yerlerde takip ettim veya yollarımız kesişti. Bir gün “Sayın başkanım, parti lideri değil de irfan derneği veya vakfı başkanı gibi konuşuyorsunuz. Hatta bazen partinizin adını zikretmeyi unutuyor; oy istemeyi aklınıza bile getirmiyorsunuz.” demiştim. Rahmetli “Siyasetimiz bir türlü o seviyeye çıkamadığı için yadırganıyorum hocam.” demişti.

1990’ların sonlarına doğru, Türk ordusundaki mezhepçi oluşum konusunda hassasiyet gösteren yüksek askerî bürokrasi, konuyu dönemim siyasilerine iletmelerine rağmen kimseden ses çıkmayınca, rahmetli başkana iletilir. Rahmetli başkan konuyu Cumhurbaşkanı Demirel’e götürür ve çıkışta: “Türkiye, İran, Tunuz, Cezayir olmayacaktır ama Türkiye bir Suriye de olmayacaktır!...” diyerek o mezhepçi yapıya dikkat çeker ve o zihniyet Türk ordusundan yok edilir.

12 Eylül Anayasasının partilere baraj dayatması karşısında, az gibi görünen gücünü korumasını ve siyasal gücünü etkin bir şekilde korumasını bilen Muhsin başkan, seçim barajlarına karşı “Barajı değil, sıratı geçmeye geldik.” diyerek ezelî ve ebedî hakikat yolcusu tavrını göstermiştir.

YİĞİT, YİĞİTÇE ÖLÜR

İşte o muhterem başkanı 10 yıl önce böyle soğuk bir günde tertemiz karlar içinde Allah’a uğurladık… Yiğidin ölümü yiğitçe olurdu; o da dağlarda yiğitçe öldü… Katilleri ellerini kollarını sallayarak gezse de onlar da bir gün mutlaka hak ettikleri cezaya çarptırılacaklar… Ama bu dünyada, ama öbür dünyada…

Reis!...

Gençliğin hep üşüyerek geçti…

Mamak’ta üşüdün…

Çağlayancerit dağlarında üşüdün…

Ama sesin, gülüşün ve bu dünyada yaşamış olman, insanlığın sıcak anlarıdır…

Allah rahmet eylesin… Mekânın cennet olsun!...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2913/kendi-usuyen-insani-isitan-adam-muhsin-baskan.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar