Yüreği sevgi dolu gül kokulu ‘Kar Tanesi’ne…


“İnsanın avuç ve parmaklarından olan tutma, kavrama ve iş görme uzvu”na biz ‘el’ diyoruz.

Farsçası “dest”tir. Başına “ab” geldiği vakit “abdest” olur. Abdest, insanı hem maddî kirlerden temizler hem de mânevî kirlerden (günahlardan) arındırır.

El, Arapçada “elif lâm” harflerinin ismin başına gelmesi hâli oluyor. Meselâ: Hamd kelimesi herhangi bir hamdi ifâde ettiği halde; El-Hamd dediğimiz zaman her ne kadar hamd varsa, bütün hamd ve senâlar mânâsına gelir. Bu, harf-i tarif ile oluyor. Yâni bir kelimeyi belirsiz hâlden belirli hâle koyuyor.

El kelimesi Türkçede pek çok mânâyı beraberinde barındırıyor. Vâsıtadan tutun karışma, müdahale etme, tasarruf, iktidar, kuvvet ile sıra, nöbet, muhbir, elle yapılan işlere varıncaya kadar bu çoğaltılabilir.

Biz Türkler dinimizi Farisilerden öğrendiğimiz için dilimize ve kültürümüze Farsça’dan geçme pek çok kelime ve kavram var. Erkekler için bâkir “el sürülmemiş” denir. Bâkire ise; “el değmemiş, kız” demektir. El ile ilgili o kadar çok anlam yüklü kelimeler, deyimler ve atasözleri var ki: “El açmak (dilenmek), el almak (mürşidden yetki almak), el altından (gizlice), el çırpmak (alkışlamak),  el bebek gül bebek, eli açık (cömert), el ele gönül gönüle, el eli el de yüzü yıkar, el emeği, el bıçkısı (destere), el atına binen çabuk iner, elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz, el uzatmak…” gibi.

***

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu, partisinin bir kongresinde, gönüldaşlarına hitabederken ellerini göstererek “Ben tertemiz ellerimi size uzatıyorum. Bu eller kire bulaşmadı. Bu eller ihanete ortak olmadı. Bu eller tertemiz bir mâzinin hatıralarıyla dolu…” demişti.

Muhsin Başkan, kutlu bir geleceğe dâvâ arkadaşlarıyla birlikte yürümek için o “tertemiz ellerini” uzatıyordu…

Muhsin Başkan, ilâyı kelimetullah için, nizâm-ı âlem için gönüldaşlarına o “tertemiz ellerini” uzatıyordu…

Muhsin Başkan, genç yaşında iken dönemin cumhurbaşkanına gönderdiği mektubunda “Eller silah değil, kalem tutmalı” diyerek Alp-Eren gençliğinin temellerini “tertemiz elleri”yle tâ o dönemlerde atmıştı…

Muhsin Başkan, doğrusunu söylemek gerekirse; karış karış gezdiği Türkiye’nin en ücra köy, kasaba, ilçe ve şehrinde yaşayan Anadolu insanına iyilik ve sevgi dolu yufka yüreğiyle birlikte mertçe, dürüstçe o “tertemiz ellerini” de uzatmıştı…

Muhsin Başkan, “bir hayalim var” dediğinde; “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar kaynaşmış güçlü bir Türk Dünyası” hayal ediyordu.

O hiçbir ayırım yapmadan herkesin “yasaksız, kavgasız ve kardeşçe yaşadığı” bir ülke hayal ediyordu.

Onun en büyük hayali ise; Büyük bir Birlik’ti.

Yâni TEVHİD idi.

***

“Gül, gül ki gül yüzünde binlerce güller açsın

Gül bahçesi gül yüzünden sevgi topla demet demet

Sevgide güller açsın, güller sevgi dağıtsın

Sevgiyle bakıyor gül gibi görüyorsan sen bahtiyarsın...”

         

Bir konuşmasında Mamak’ta yazdığı GÜL şiirini okuyan Muhsin Yazıcıoğlu, herkesin birbirine sevgiyle bakmasını ve birbirlerine gül atmasını istiyordu. Partisinin amblemi de sevgiyi sembolize eden “gül” idi.

Anadolu’yu adım adım dolaşırken tanısın tanımasın önüne gelen herkese gül dağıtıyor, her açık hava toplantısında “tertemiz ellerine” topladığı o güzel kokulu gül çiçeklerini atıyordu.

Bir kar tanesi olsaydınız, nereye düşmek isterdiniz…

Kendisiyle yapılan bir söyleşide, gazetecinin “Bir kar tanesi olsaydınız, nereye düşmek isterdiniz?” sorusuna verdiği şu güzel ve naif cevaba bir bakar mısınız:

“Bir kar tanesi olsaydım Mekke’ye düşmek isterdim.”

Bir “kar tanesi” olarak düştüğün Keş Dağları’ndaki o Kanlıçukur’da; “üşüyorum” diyerek Sonsuzluğun Sahibi’ne ulaşan Ey Yiğit Adam!

Bizler de, binlerce insanın yüreğine “kar tanesi” olarak düştüğün 25 Mart 2009’dan beri üşüyoruz!

Senelerdir kanayan yüreğimizin sızısını dindirecek ve o sızıya derman olacak Adalet ve Yargı’dan iyi bir haber alamadık hâlâ.

Rahmetli Fidan Ana’nın dediği gibi “mazlum” olan Muhsin Başkan’ı, “iyi insan” olarak “Allah vardığı yerde de utandırmasın!” 

Şehâdet haberini aldığımız zaman birden “yer göğe karıştı”.

Evlat acısı olarak yüreği yangın yerine dönen Fidan anne, gözleri yaşlı en küçük oğlu ‘Muhsin’i için “hiç unutmam, unutamam” diyordu.

“Yumuşak yüzlüydü. Gelir boynuma sarılırdı. Ana gidiyorum, hakkını helâl et derdi. Her gitmede boynuma sarılırdı. Ben de ona sarılırdım. Gelirdi giderdi. Çok severdik de. Allah elimizden aldı.”

Uzattığı o tertemiz elleri, cesur abidesi yufka yüreği bizde sevdik be Fidan ana!

Sen unutmadın.

Biz nasıl unuturuz…

Ömür Dediğin de, çok sevdiğin ‘Muhsin’inin “yanına varmak” için “Cenab-ı Allah cennetlik ederse orada kavuşacağız” diye Allah’a dua ediyordun ya. Yüce Mevlâ, dualarını en sonunda kabul etti. Rabbim sizi ve bizi de Peygambere komşu eylesin.

Sonsuzluğun Sahibi’ne ulaşacağı Muhsin Başkan’a malûm olmuştu, Lârende yollarında. Ama ne zaman, nasıl ve nerede ruhunu bir anda ‘küf’ diye teslim edeceğini o da bilmiyordu.

Yerin yurdun cennet olsun Koca Reis!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2910/yuregi-sevgi-dolu-gul-kokulu-kar-tanesine.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar