'Cehenneme hoş geldiniz!'

Erasmus programı için gittiği Polonya’da küresel marka bir fastfood zincirinde PKK’lı bir terörist tarafından defalarca bıçaklanarak vahşice öldürülen Konyalı üniversite öğrencisi Furkan Kocaman, neden gözü dönmüş bir kâtilin hedefi oldu?

Furkan neden ve niçin kalbi nefret ve kin dolu bir kâtil tarafından öldürüldü?

“Türkler öldürülmeli” diye slogan atan bu PKK cânisinin, Yeni Zelanda’da “İsa Kilisesi” anlamına gelen bir şehirdeki iki camide Cuma namazı kıldıkları esnada 50 masum Müslümanın üzerine kan kusan silahın namlusuna “Türk yiyici” yazan diğer teröristten ne farkı var ki…

İki menfur hadise de farklı Avrupa ülkelerinde vuku buluyor. Lâkin aynı hedefi gösteriyor:

Türkler ve Müslümanlar öldürülmeli!

Türkiye ve Türkler başlarını kaldırmasınlar, yeniden kıyâma durup Osmanlı döneminde olduğu gibi Türk-İslâm Dünyası’na tekrar liderlik yapmasın, cihana nizâm vermesin.

Avrupa’da “Türk” denildiği vakit ilk akla gelen “Müslüman” oluyor. Yâni Avrupa’da Türk’ün karşılığı Müslüman, Müslüman’ın karşılığı ise yine Türk. Hedefe konulanlar ise; Avrupa’ya nasıl geldilerse/gelirlerse gelsinler Türkler ve dolayısıyla Müslümanlar.

***

1989-90’lı yıllarda Avrupa’da idim. Almanya’da İslâmiyet’e ihtida etmiş Almanların sayısı 50 bine yakın falan telaffuz ediliyordu. O senelerde Alman kamuoyunda tartışılan konuların başında ise; Müslüman nüfusun 2050’lerde çocuk yapmayan Alman nüfusu geçeceği ve dolayısıyla İslâm’ın yükselişi gündemde idi. Bu, Avrupa’nın ve Batılıların gündemini her zaman ve her dönem meşgul etmeye devam etmiştir. Eskiden bilinçaltlarında kalan Osmanlı (Türk) korkusu, 1960’lı yıllarda antlaşma yoluyla Almanya’ya başlayan Türk göçmen nüfusun 70’lerde daha da artmasıyla birlikte Avrupa’da, 80-90’larda bu korku batılılar tarafından ortaya atılan “İslamofobi”ye dönüşmüştü. 11 Eylül olaylarıyla birlikte Afganistan’ın işgali ve ardından da Irak işgal edilerek Libya’nın ikiye bölünmesiyle devam eden süreçte İslam “terörizm(!)”, Müslümanlar da “terörist(!)” olarak nitelendirilmeye başlandı. Batılı istihbarat örgütleri tarafından kurdurulan El-Kaide, Asala, PKK, DEAŞ (ISİS), BOKO HARAM vb. örgütlerle korku daha da körüklendi. Afrika’dan ve Suriye ile diğer İslâm ülkelerindeki iç karışıklıklar, istikrarsızlıklar, savaş ve çeşitli sebeplerle Avrupa’ya mülteci göçlerinin hızlanmasıyla daha da arttı. Bu sefer “ırkçılık” Almanya başta olmak üzere AB ülkelerinde ve Amerika’da daha da tırmanmaya başladı. Bu, İslam ve Müslüman karşıtlığı ile birlikte küresel şeytanî güçlerin o ülkelerin yönetimlerinde etkili (söz sahibi)olmalarıyla birlikte İslâm düşmanlığına dönüşmeye başladı. Irkçı Siyonist Yahudiler, nasıl Filistinliler arasına duvarlar ördüyse Avrupalı beyaz ırkçı zihniyet de, başka ülkelerden gelen Müslüman mülteci ve göçmenler arasına “etten duvarlar” örmeye başladı. Yeni Zelanda’daki menfur terör olayı, Avrupalı Türk’lerin gözünden de bakmak lâzım. Avrupa ülkelerinde birbirleriyle konuştukları zaman anlaşan hümanist fikirler ile demokratik görüşlere sahip hıristiyan ahali ile barış, sevgi ve kardeşlik duygularıyla bezenmiş Müslüman ahalinin arasına “kara kediler” sokulmaktadır. Emperyalist küresel şeytanî güçler, Müslüman göçmenler ile yerli hıristiyan halklar arasına “etten duvarlar” örmek için harekete geçmiştir.

Yıllardan beri atılan kin, nefret ve yabancı düşmanlığı tohumları Avrupa’yı cehenneme çevirmek üzere yeşertilerek Müslüman mülteciler, “Lânetli yabancı toplum!”a dönüştürülmüştür.

***

1.Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla birlikte pek çok devletin sınırları cetvelle çizilmişçesine, ülkeler ve sınırlararası anlaşmazlıklar oluşturan küresel çete, İslâm ülkelerinde mezhep kışkırtıcılığı yaparak ve kurdurdukları değişik terör örgütleriyle Müslümanları birbirine düşürmek suretiyle kırdırarak İslâm dünyasını “cehenneme” çevirmiştir. Küresel emperyalist güçler, Avrupa’yı da her iki taraftan kan akıtmak suretiyle “cehenneme” çevirmek için harekete geçmiştir.  İkinci Dünya Savaşı’nda akan kan yetmiyormuş gibi Üçüncü Dünya Savaşı’nın ayak seslerini uzaya fırlattıkları casus uyduları ve kurmak istedikleri 5 Göz(lem) İstasyonu’yla duyurmak,  Tanrı’yı kıyâmete zorlayarak insanlığı felâkete sürüklemek istiyorlar.

***

Avrupalı teröristin silahının üzerinde “Mülteciler” için “Cehenneme hoş geldiniz” yazısı bilmem dikkatinizi çekti mi? Vahşi batılı teröristin yayınladığı ve bir nüshasını Yeni Zelanda Başbakanına da gönderdiği 70 küsur sayfalık beyannamede, göçmen karşıtı ırkçı sözler yer alıyordu: “Halkımızın ve beyaz ırktan çocuklarımızın varoluşunu güvence altına almalıyız.” 

O beyannamenin kapağında; The Great Replacement “Büyük Yer Değiştirme” başlığı ve TOWARDS A NEW SOCIETY “Yeni Topluma Doğru” alt başlığı dikkat çekiyor. Bu bildirinin her bir satırı Avrupalı Türkler ve Müslümanların geleceği açısından elekten geçirilcesine çok iyi tahlil edilerek yorumlanması gerekir.

Dan Brown'ın aynı adlı romanından uyarlanan 2016 yapımı Inferno (Cehennem) adlı sinema filminde cehenneme çevrilecek yer olarak Türkiye/İstanbul ve Yerebatan seçilmişti. Eli kanlı Avrupalı terörist Brenton Harrison Tarrant da; seçimini, İstanbul ve Ayasofya Camii olarak yapması herhalde bir tesadüf olamaz.  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beyanıyla “Bu bireysel bir olay değildir, organize bir olay olduğu çok açık, net ortada" iken Yeni Zellanda'da Müslümanların kâtili ve İslam düşmanı câninin arkasındaki şeytanî güçler, Dünya’yı “cehenneme” çevirmek için yine Müslüman kanı akıttılar.

53 üye ülkeden oluşan İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth ) üyesi olan Avustralya ve Yeni Zelanda, eskiden sömürgeciliğin ve küresel sermayenin dolaştığı merkezlerdendi. Günümüzde ise; birey olarak vatandaşın özgür olmadığı, sadece sorumluluklarının var olduğu Yeni Dünya Düzeni’nde; 5G açısından pilot şehir olarak seçilen Barselona’dan başlamak üzere Avustralya ve Yeni Zelanda dijital yeni istihbarat ağının örülmeye çalışıldığı 5Göz’ün de en önemli ayakları arasında. Küresel düzen değişiyor. Gerçeklikten kopup sanal bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bu yeni düzende zenginler; “yapay zekâ” ve “süper zekâ”, fakirler ise “geri zekâ” tanımlamalarıyla birbirlerinden ayrılıyorlar.

***

Enteresandır, İngiliz Milletler Topluluğu Genel Sekreteri Patricia Scotland’ın Yeni Zelanda’daki terör saldırısından dolayı yayımlanan başsağlığı mesajında, ne teröristten ne de Müslümanlardan hiç söz edilmiyor, terör ve terörizm kınanmıyor ve lânetlenmiyor.

***

Eskiden savaşlar meydanlarda oluyordu. 21. Yüzyılın savaşları ise dijitalleşen dünyada ve modern zamanlarda artık medyada, büyülü kutu ve beyaz perde ile internetin devreye girmesiyle sosyal medya platformlarında ve bilgisayar oyunlarıyla yapılıyor. Hatta çocuklar için hazırlanan semboller ve gençler için hazırlanan şeytansı yaratıkların yer aldığı savaş oyunlarında. Liseli yıllarda oyun salonlarından hiç çıkmayan, suratı kin, öfke ve nefret dolu teröristin Facebook sayfasına koyduğu Müslümanları öldürdüğü vahşet sahnelerinin, genç kuşaklara dönük düşmanın kripto haline sokulduğu bilgisayar oyunlarında bir şekilde çaktırmadan kullanılmayacağı/kullanmayacakları ne malûm…

***

Batı medyasının iki yüzlü tutumu ise ayrı bir yazı konusu. Avrupa’nın “Müslümanlaşması” korkusu var. Bu sebeple İslâm pasifize edilmek isteniyor. Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, ortada Allah’a savaş açmış şeytanî bir güç var. Batı’da da Doğu’da da halkları ve kitleleri manipüle eden bu güçtür. Hangi taşın altını kaldırsanız bu gücün yandaşı olarak “Yahudi” çıkıyor. Hz. Peygambere muhalefet eden ve münafıklık gösteren de bu kesimdi. Müslüman aktif bir insandır. Batı’da yükselen İslâm düşmanlığına karşı 2 milyara yaklaşan İslâm dünyasının ve Muhammed Ümmetinin her bir ferdi kendi kendine “ben ne yapmalıyım?” sorusunu sormalıdır.

Bu şeytanî güce karşı bir tek kurtuluş yolu var: O da ‘TEVHİD’.

Osmanlı, çokluk içinde birlik duygusuyla hareket ettiği için büyüyerek Osmanlı olmuştu. Dünya’nın ve Türkiye’nin sorunu da bu. ‘Çokluk içinde birlik’te yaşama sanatını tekrar gerçekleştirmek.

***

Yeni Zelanda’daki hadiseyi kısaca özetlemek gerekirse;

Eceli gelen köpek (it) cami duvarına siyer(miş).

ACILAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIR…

 “Mevlânâ Celâleddin Rûmî, “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.” diyor. Bu güzel sözden hareketle Yeni Zelanda’daki menfur saldırıdan son derece zarar gören Müslümanlar ile camilere kadara gelerek çiçek bırakan ve onların acılarını paylaşan hıristiyan halk, akıttıkları gözyaşlarıyla aynı duyguda birleştiler.



http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2904/cehenneme-hos-geldiniz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar