Sen yoksan kimse yoktur

Eklenme Tarihi: 21.03.2019 08:15:00 - Güncellenme Tarihi: 27.01.2020 23:53:29

Zamanın değişim içeren hızlı akışının sürat kesmeden devam ettiği günümüz dünyasında, ülke insanımızın, kadim medeniyet tasavvurumuz etrafında geleceğini güven ve garantiye almak için sorumluluk duyarak kararlı bir irade ile artık bir şeyler yapmaya karar vermesi gerekmektedir. Fertler, giriştikleri işte, ilk önce o işi, niçin yaptığının idrakinde olmalı ve sonraki aşamada yaptığı bu işte hiç çekinmeden ve bütün enerjisini verecek şekilde çalışmalıdır. Diğer bir ifade ile fertler yaptığı işin, şahsen, sonuna kadar bilinçli bir şekilde takipçisi olmalıdır.

Hazreti Muhammed (sav) ?ümmetim yanlış üzere icma etmez? demiş ve ümmetinin topluca alacağı bir kararda yanılmanın meydana gelmeyeceğini beyan ederek, birlik halinde hareket etmenin önemi noktasında bir ipucu vermiştir. Hazreti Peygamber (sav) tebliğ ile görevlendirilmeden önce ?Hılful Fudul? (Erdemliler Birliği) adını alan bir anlaşmanın içinde bulunmuştur. Bu anlaşmaya taraf olanlar, toplum içinde hakkı yenenin yanında olup, hak yiyenlere karşı dikilmeyi, kendisine prensip kabul ederek, yaşadıkları coğrafyada, düzen tesis etmeye çalışmışlardır. Hazreti Peygamber (sav) tebliğle görevlendirildikten sonra bile Hulful Fudul anlaşması hatırlatıldığında, böyle bir birlik yeniden oluşturulsa, yine içinde olurum demiştir. Hak aramaya karar vermiş her insanla ortak bir zeminde birlikte hareket edilebileceğini ortaya koymuştur.

Türkiye?nin, bugünün ve yarınlarının huzurlu olabilmesinin yolu ?ortak akıl? geliştirebilmesinden geçmektedir. Ortak akıl geliştirebilmek ise bugünlere nasıl geldiğimizi tahlil ederek, çıkardığımız sonuçlar ışığında ne yapmamız gerektiğini, tespit etmekle mümkündür. Hakim olduğu coğrafyada ki insanları, adalet,  güven ve hoşgörü esasına dayalı olan sistemi ile yüzyıllarca birlikte yaşatan Osmanlı Devleti, kendi dışında gelişen ama daha sonra kendisini de etkileyen dış gelişmeler neticesinde, iç ahengine yitirmeye başlamıştır. Haşmetli yapısını koruyabilmek için yeni stratejiler geliştirmeye çalışmıştır.  Bu stratejilerin hepsinin ortak yanı sivil toplum ile siyasal toplum mekanizması arasında bozulan ilişkileri yeni düzenlemeler yolu ile hayata geçirip, devletin sıhhatli bir şekilde işleyişinin devamını temin etmek olmuştur.

İşte tarihimizde Osmanlıcılık, Ümmetçilik ve Türkçülük diye adlandırılan akımlar bu gayretler neticesinde ortaya çıkmış gelişmelerdir. En nihayetinde bu uğurda Batı?yı esas alarak yürütülen çalışmaların ülkemize getirdiği konum şudur: AB?nin kapısının önünde bekleyerek ve bin bir taviz vererek bizi içeriye alın demekle geçen yıllar sonrasında gelinen noktada, AB?nin gerçek yüzünün ayan beyan ortaya çıkmasıdır. Bugün Batı?yı da aşan küresel güçler tarafından baskılanmaya çalışılan bir Türkiye tablosu ile karşı karşıyayız. Yapılması gereken kendi dinamiklerimizi harekete geçirip, iç ahengimizi nasıl tesis edebileceğimizin ve aynı zamanda dünya milletleri arasında hak ettiğimiz yeri nasıl elde ederek geleceğimizin garanti altına alınmasının yollarını düşünmektir. Bu noktada yapılması elzem olan şey ?sivil toplum? ile ?siyasal toplum? arasında olması gereken ahengin prensiplerinin adrese olan milletin varlığı ve demokrasinin olmazsa olmaz şartı kadim medeniyet tasavvurumuz çerçevesinde ?ortak aklı? geliştirmektir.

Sivil toplum bugünlerde çokça dile getirilmesine rağmen hiçbir zamanda olmadığı kadar tehdit altındadır. Zira toplum mühendisi ile yapılan çalışmalar neticesinde sivil toplum, siyasal toplumun gücünü elinde tutanlarca istendiği gibi yönlendirilen bir araç haline getirmeye çalışılmaktadır. Bu gelişme sosyal bilimci olan Gramsci?nin ifade ettiği gibi sivil toplumun ortadan kalkmasını gündeme getirmektedir. Yani gelişen bu durum siyasal toplum ve sivil toplumun bir ideal etrafında terkip içinde buluşmasını sağlamaktan ziyade sivil toplumun adeta siyasal toplumdan tefrik edilmesi manasına gelmektedir. 

Siyaset kurumu, insanları ikna ederek siyasi iktidarı elde etmek için kullanılan bir zemin olmanın yanında, insanları ortak bir gelecek tasavvuru noktasında birleştirmek için kullanılan uzlaşma kültürünün adıdır. Ülkemizdeki siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının hepsi siyaset kurumunun bir aktörüdür. Siyasi partiler kendi bakış açılarına göre toplumun faydasına olduğunu düşünerek önceledikleri plan, proje ve fikirlerle milletin huzuruna ve beğenisine seçimlerde çıkmaktadırlar. Sivil toplum örgütleri ise milletimizin, sadece seçimden seçime oy vererek yönetime insiyatif koymasının yanında ülkede gelişen olaylara karşı her an insiyatif almak için kullandığı yapılardır. Ancak tüm bu süreçlerde akıldan çıkarılmaması gereken en önemli husus, her şeyin ölçüsünün kadim medeniyet değerlerimizden beslenen bir tasavvurla devletimizin ve milletinizin istikbalenin merkeze alınması olmalıdır.  

Osmanlı  Devleti?nin eridiğini görünce çözüm üretmeye çalışan Tanzimatın resmi teorisyeni Mehmet Sadık Rıfat Paşa ?hükümeti halk için olup, yoksa halk hükümetler için mahluk değildir? diyerek ortaya yıllar önce güzel bir ölçü koymuştur. Fakat aradan geçen bunca yıl olmasına rağmen, halen bu ölçü esas alınamamıştır. Bu ölçünün hayata geçirilmesi için motor görevi yapması gereken sivil toplumun açısından bugün yapılması gereken şey, ortak aklı üretmek için üzerine görev almış olan sivil toplum kuruşlarının kendi iç yapılarını manipülasyonlardan kurtarmalıdır. Bu çerçevede ilk iş olarak kendilerini küresel ölçekte bekleyen tehlikelere karşı mücadele etmek için, iç bünyelerindeki demokrasi anlayışını tamamen rayına oturtmak ve memleket meselelerine karşı hassas ve duyarlı daha fazla faaliyet gönüllüsünü bünyelerine katmaya çalışmak olmalıdır. 

Neticede umudumuz şu ki, genç bir nüfusa sahip olan ülkemizde, kadim medeniyet tasavvurumuzun çerçevesini çizdiği bir ortak aklı geliştirmek için taze beyinlerin sivil toplum kuruluşlarında aktif görev alması ve ülkemizdeki toplumun daha duyarlı hale gelmesini sağlayarak, bu gelişmenin siyaset kurumuna olumlu bir mahiyette tesir etmesidir. Unutmamalıdır ki, tarihin akışına yön verenler tarihi sadece yaşayanlar değil, ortak eylemlerle yazmaya çalışanlardır.                   

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2902/sen-yoksan-kimse-yoktur

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

22.08.2019 Toplu Sözleşme Mağduru Memura Bir de Böyle Bakalım
15.08.2019 Hükümetler, Sendikalar ve Ülkenin Geleceği?
08.08.2019 Emek, Ücret, Sosyal Adalet...
05.08.2019 Sınırlar Arasında
21.07.2019 İmam Maturidi'nin Türk-İslam Düşüncesindeki Yeri ve Önemi
11.07.2019 Sosyal Devlet mi Dediniz?
21.03.2019 Sen yoksan kimse yoktur
23.02.2019 Adalet Mülkün Temelidir
15.02.2019 Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Hocamız ne yapmak istiyor?
13.02.2019 Medeniyet, kültür, eğitim ve terbiye
30.01.2019 Ahi Evren ve günümüze iz düşümü
31.12.2018 Seyit Ahmet Arvasi Hocamızı anarken?
30.11.2018 Mesleki eğitim ve Milli Eğitim Bakanlığı
27.11.2018 Ziya Selçuk Bakanımızın köy enstitüsü açıklamasına dair?
24.11.2018 Asgari ücretlinin arzuhali
04.11.2018 Uganda Kampala Büyükelçimiz Romalı mı?
23.09.2018 Sessiz sedasız bir Ahilik Haftası daha kutlandı
18.09.2018 Eğitim sistemimiz temelinden yeniden inşa edilmelidir
26.08.2018 Anadolu'ya Türk damgasının vuruluşu
08.08.2018 Ekonomik kriz ve zihniyet değişimi
02.08.2018 Uşaklar ve efendileri kazdıkları kuyuda boğulacaktır
28.07.2018 Siyaset Kavramı ve Din İlişkisi
24.07.2018 Değişimin lokomotifi eğitimdir
04.06.2018 LGS?nin Düşündürdüğü Hakikatler
11.05.2018 Vakıf kültürü hoyratça harcanmamalıdır
07.05.2018 Değişen Türkiye
28.04.2018 Sivil toplum ve demokrasi
24.04.2018 Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir
17.04.2018 Tarih şuuru
06.04.2018 Maturidilik ve Alperenlik
23.03.2018 21.Yüzyılın alpereni Muhsin Başkan?ın anısına
15.03.2018 Türkiye?nin Ortadoğu?daki mücadelesi bir milattır
28.02.2018 Millet ve milliyetçilik üzerine
14.02.2018 Okullar düzelmeden nesiller düzelmez
30.01.2018 Emperyalist Zihniyetle Mücadele ve Okullarımız
26.01.2018 Yaban Elma Sevdalısı Aydınlar ve Ağbabalarına Duyurudur
24.01.2018 Kızıl Elma ve Yörük Teyze
18.01.2018 HER İNSAN ÖZEL VE KAYDA DEĞERDİR