Dünya çapında muhteşem bir ödüle nasıl layık görüldüm

Altmış yaşından beri yazıp-çiziyorum.

Bu münasebetle, çeşitli kuruluşlardan aldığım ödül sayısı 40-50 civarındadır. Bu ödüllerden biri 22 çarpı 30 ebadında bir gümüş levhaya yazılıdır. Ve bana 1991 yılında, İstanbul’da yapılan: “Dünya Şairler Kongresi’nin 12’incisinde verildi.

O gümüş levha üzerinde, İngilizce olarak şunlar yazılı:

“Dünya Sanat ve Kültür Akademisi, Yunus Emre hatırasına Bay Yavuz Bülent Bakiler’i şiir yoluyla, Dünya barış ve kardeşliğine dikkat çekici çalışmalarından ötürü 12. Dünya Şairleri Kongresinde ödüllendirir” 16.09.1991 İst.

Bu muhteşem ödül, bana nasıl verildi? Şimdi size bu sorunun cevabını vereceğim. Lütfen dikkat buyurun:

“Dünya Sanat ve Kültür akademisinin, 12’inci Şairler Kongresi 1991 yılında, İstanbul’da yapıldı. Şimdi ben burada, 27 yıllık suskunluğumu bozarak bu muhteşem ödüle nasıl layık görüldüğümü olduğu gibi açıklayacağım.

Dünya Şairler Kongresinin 12’cisine ben de davetliydim. Kongre ismi, beni çok heyecanlandırdı. Acaba bu kongreye kaç ülkeden kaç yüz şair katılacaktı? Ve dünya barışı için acaba kaç şair konuşacaktı? Neler söylenecekti?

Bildirilen günde, otelin toplantı salonuna girdiğim zaman çok şaşırdım. Çünkü ortalıkta 20-25 kişi ancak vardı. İçimden dedim ki: “Anlaşılan yine kendi kendimize, çalıp oynayacağız!”

Kongre, eski Kültür Bakanlarımızdan Talak Said Halman’ın başkanlığında açıldı. Talat Said, yedek subay okulunda, benim bölük arkadaşımdır. Sonra bizim ilk Kültür Bakanımız Talat Said oldu. Talat Said, önce, mükemmel İngilizcesiyle bir açılış konuşması yaptı. Sonra Kongreye katılan şairleri birer birer kürsüye davet etti. Şairler, şiirlerini kendi dilleriyle okuyup yerlerine dönüyorlardı. Zaman yemek vaktine kadar böyle geçti. Çok renksiz, çok hareketsiz, çok manasız, çok basit lakırdılar dünyasında, doğrusu hepimiz şaşkındık.

Öğlen yemeğinden sonra, tekrar salona döndük kongreye Amerika Birleşik Devletlerinden katılan yaşlıca bir hanım, Talat Said’i yanına çağırdı. Bir süre konuştular. Sonra Talat Said, bana dönerek dedi ki:

-Bu Dünya Sanat Kültür Akademisi, gittikleri ülkelerin şairlerine adetleri gereğince ödül veriyor. Şimdi bu 12. Kongrede de iki Türk şairine ödül verecekler. Hanımefendi benden isim istedi. Ben de senin ismini söyledim. Şimdi burada, ilk ödülü sen alacaksın. Tebrik ederim! dedi. Ben de onlara teşekkür ettim.

Bir masa başında, sadece üç kişiydik. Dördüncü bir kişi yoktu.

Kadıncağız yol çantasından çıkardığı 22’ye 30 ebadındaki bir gümüş levha üzerine, özel bir kalemle ismimi yazarak, ödülü bana uzattı. Bu ödülü ikinci bir kişiye de vermeleri gerekiyormuş. Kadıncağız T.S Halman’a sordu:

-İkinci ödülü kime verelim?

Talat Sait de bana döndü: Kime verelim?

Ben de yakın arkadaşlarından birinin ismini söyledim. Sonra gidip arkadaşımı haberdar ettim. Kadıncağız çantasından ikinci bir gümüş levha çıkardı ve arkadaşımın ismini yazdı.

Bir masa etrafında sadece 4 kişiydik. Salondaki şairlerden hiç kimse bizim aldığımız ödüllerden haberdar olmadı. O gümüş levhalar üzerinde “… Şiir yoluyla, dünya barış ve kardeşliğine dikkat çekici yardımlarımızdan dolayı ödüllendirildiğimiz” yazılıydı.

Yemin ederim ki, o ödülün bana verildiği tarihe kadar, benim ne Yunus emre üzerinde bir çalışmam olmuştu, ne de dünya barışı ve kardeşliği için bir gayrette bulunmuştum.

Akşam eve döndüğümde, durumu çok mağrur bir yüzle karıma anlattım:

- “İstanbul’da çeşitli milletlere mensup 149 şairin katıldığı bir kongrede, 24 kişiden oluşan bir seçici kurul, benim şiirlerime ve yazılarıma işte bu muhteşem ödülü verdi. Ve beni kongrenin birincisi ilan etti” dedim.

Karımın yüzünde güller açıldı:

-Keşke ben de gelseydim. Kalabalık mıydı? diye sordu.

-İyi ki gelmedin! İğne atsan yere düşmezdi. Müthiş kalabalıktı. Ben bu birincilik ödülünü aldığımda, bir kadın ağlamaya başladı.

-Hangi millettendi acaba? Hangi millettendi?

-Bilmiyorum konuşamadım. Çünkü en az kırk milletin şairleri benimle fotoğraf çektirmek için birden bire etrafımı sardı. O ağlayan kadın da arkalarda kaldı. O bakımdan konuşamadım onunla. Bak göreceksin, ben Komünist olmadığım için bana verilen bu birincilik ödülü, gazetelerimizde katiyen yer almayacak.

Orhan Pamuk’a Nobel ödülü verilince adamı yere göğe sığdıramadılar. Ben adamın iki romanını aldım. Vallahi billahi ellişer sahifeyi zor okudum. Adamın çok çetrefil, çok kötü Türkçesi, tasvirleri, tahlilleri var. Orhan Kemal: “Biz 1915 yılında 1 buçuk milyon Ermeni’yi öldürdük!” dediği için ona Nobel ödülü verdiler. Ermeniler, bütün dünyaya haykıracaklar diyecekler ki: “İşte Nobel ödülü kazanan Orhan Pamuk da Türk’lerin 1 buçuk milyon Ermeni’yi kestiklerini söylüyor!” diyecekler.

Bak göreceksin: Ben solcu olmadığım için bizim mahut kalemler, aldığım bu ödülden hiç bahsetmeyecekler. Solcu olsaydım, aldığım ödül için günlerce yazıp duracaklardı.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2851/dunya-capinda-muhtesem-bir-odule-nasil-layik-goruldum.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

miralay
27.02.2019 13:15
Ne yapalım; garip geldik dünyaya, garip gideceğiz: Müslümanız vesselam.. Eğerçi mevzu Müslümanlıktan öte irfan, şiir vedahi eser vermekle alakalıdır amma maalesef o cihette pek fazla itibar sahibi değiliz halihazırda milletçe.. Hanımınıza espri yapmışsınız Lakin, şaka dahi olsa yalan söylemeye cevaz yoktur, bilirseniz hoca..

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar