Doğrular er geç kazanır

Devlet, toplumun huzurunu, güvenliğini sağlamak için vardır. Devlet gücü,  ülkeyi yönetenlerde somutlaşır. Gücü kullananlar iktidarda olanlardır. Bu güç doğru kullanılırsa adalete, huzura, sosyal barışa hizmet eder. Yanlış kullanılırsa kişisel çıkarlara, hırslara, hizmet eder ve toplumsal çatışmaların nedeni olur.

Önümüzde bir seçim var, nihayetinde yerel yönetimleri seçeceğiz. Kim seçilirse seçilsin, etkisi seçildiği bölge ile sınırlı olacak. Yani bunu bir hayat memat meselesi haline getirmenin anlamı yok. Hele Türkiye'nin bekasıyla ilişkilendirmek, bekayı siyasi bir iktidarın devamına indirgemek  olacağından son derece yanlış olur.  Bu tip beyanlar, beka teriminin içini boşalttığından gerçek bir beka sorunu olduğunda insanların tavrı -yalancı çobanın- yangın var çığlığına gösterdiği tepkiden farklı olmaz.

Asıl önemlisi beka sorunu var denilirken muhalefeti bu sorunun sebebi olarak göstermektir. Aynı kaynaktan beslendiği belli olan gazeteler bir ağızdan Cumhur İttifakı dışında kalan partileri PKK/FETÖ gibi örgütlerle işbirliği yapmakla suçluyor. Son derece ağır ve incitici bir dil kullanılarak  Millet İttifakı zillet ve illet ittifakı olarak takdim ediliyor.  Bu dil ve üslup, milletin en az yarısını milli bütünlüğün dışına itiyor. Aslında, önceki gün TAYAT eyleminde göz altına alınan üniversite öğrencisine yönelik tacizin, -babası FETÖ, kardeşi DHKP-C üyesi diye meşrulaştırılmaya çalışılması da bu illet-zillet söyleminin yarattığı etkinin bir neticesidir. Bu üslup, sizden olmayanların canını, malını, namusunu size meşru kılıyor.

Siyasetçilerin konuştuğu hiç bir söz boşlukta kalmaz. Mutlaka bir etki yaratır. Toplum, önünde yürüyenlere veya örnek aldığı şahsiyetlere bakarak pozisyon alıyor. Cumhuriyet Gazetesi davasında İstinaf Mahkemesi yerel mahkemenin verdiği kararı onadı. Karara göre Cumhuriyet gazetesi PKK-FETÖ ve DHKP- C gibi örgütlerle işbirliği yapmış. Mahkeme, bu örgütlerden biriyle işbirliği yapmış dese inanacaksınız, en azından inandırıcı olma yüzdesi artar, ama birbirinin zıddı üç örgütle işbirliği iddiası o iddiayı zaten baştan itibaren temelsiz hale getiriyor. Evet, Cumhuriyet bir dönem  sayfalarını PKK'nın söylemlerine yakın haberlere açtı, ama işbirliği iddiası farklı bir boyuttur,sırf bu yüzden bir gazete çalışanlarının örgütlerin amaçları yönünde faaliyet göstermekle suçlanması insafsızlık olur. İstinaf Mahkemesinin kararı işte mevcut siyasi havanın bir sonucudur ve hakim söylem yargıyı da o yönde karar almaya itmiştir.

Eğer, toplumsal bir barış ve içinde olduğumuz ekonomik bunalımdan çıkılmak isteniyorsa  önce ülkeyi yönetenlerin söz ve eylemlerine dikkat etmeleri gerekir. Dışlayan, ötekileştiren, vatandaşın yarısını PKK/FETÖ işbirlikçisi ilan eden bir siyaset tarzı ülkeye hayır getirmez. Sonra yalan üzerine kurulmuş bir siyaset bir müddet toplumu etkilese de bir süre sonra beklenen tesiri icra edemez hale gelir. Nitekim, geçmişe göre bu söylemler artık toplumda eskisi kadar etki bırakmıyor. Çünkü, çerçeve genişledikçe ve siyasi rekabete alet edildikçe inandırıcı olma vasfını da yitiriyor.

Her parti hata yapabilir. İyi niyetlerle başlattığı bir süreç farklı noktalara gidebilir. Bu hem anlaşılabilir hem de tolere edilebilir bir şeydir. Ama kendi yaptığını birkaç oy uğruna başkalarına fatura etmek, onlara oy veren insanları rencide etmek doğru bir yöntem değil. AK parti niye kaybediyor, işte bu ayrıştırıcı, irrite edici dil yüzünden kaybediyor. Bugün arkasında tuttuğu kitleyi de politikalarının doğruluğundan dolayı değil, tek taraflı yayın yapan medyanın etkisiyle tutuyor. Fakat onun da etki ömrü sınırlıdır. Gerçeklerle propagandanın savaşı her zaman yalanın, propagandanın galibiyeti ile bitmez. Doğruluk er geç kazanır, onun için doğrunun siyasetini yapmak, hakkı söylemekten asla vazgeçmemek gerekir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2850/dogrular-er-gec-kazanir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar