İNSAN VE SORUMLULUK

İnsan, sorumluluk varlığıdır. Sorumluluk, onun akıllı varlık oluşundan dolayıdır. Diğer canlılarda sorumluluk duygusuna benzer davranışlara rastlansa da bu davranışlar içgüdülerden kaynaklanır.

Sorumluluk, öncelikle bizim kendi kendimizin yüklendiği insani bir varoluş halidir. Sorumluluğun olmadığı yerde de ahlak yoktur. İnsan olmak, bu sorumluluklarla olan mesafemiz tarafından belirlenir.

Sorumluluklarımızı yok eden, onları öğüten, buharlaştıran, bizi kendimizden, ailemizden, milletimizden, insanlıktan ve Allah’tan uzaklaştıran şey sorumluluklarımız karşısındaki duygusallıklarımızdır. İnsan, duygusal bir varlık olmakla birlikte duygusallığını aşan bir varlıktır da.

Çünkü duygular yanıltıcıdır, aldatıcıdır, hakikat karşısında şaşmaz bir durumda sahip olmamız gereken ilkeler duygulardan çıkmaz. Duygular, zaman ve mekâna göre değişir ve tekillikler ifade ettikleri için de bütün insanlığı kucaklamaktan uzaktır. Zira duygusallıklar, bencilliğin de nedenlerinden birisi olabilir.

Hiçbir menfaat hissine kapılmadan, hayvani tarafımızı aşmamızı gerektiren ahlak, bu duygusallıkları da aşmayı gerektirir. Yoksa beşer olmaktan insan olmak dediğimiz duruma geçiş mümkün olmaz.

Sorumluluk bizi başkalarına bağlar. Bir bakıma sorumluluk, aramızda organik bağlar bulunan başkalarıyla aramızdaki harçtır. Bu harcın yok olması, bizi başkalarından uzaklaştırır, başkalarıyla olan ilişkilerimizi ortadan kaldırır, daha mükemmel eylemlere neden olacak her türlü ahlaki gayeyi yok eder.

Sorumlulukların üstünü örten duygusallıklar, bizi kendimize mahkûm eder. Kendimize göre bazen acımasız, bazen melankolik bir dünyanın esiri haline getirir ve hakikati acımasız ya da melankolik dünyadan ibaret görmeye başlarız.

Bu, kendi duygusallıklarımızın neden olduğu bencilliğimizin bütün varlığımızı kuşatması, dünyaya “benim olan dünya” nazariyle bakılması anlamına gelir. Her yolu mubah görmek kadar kötü bir şey yoktur. Mesela hastalıklı sevgi, insanın kendisine olan tutkunluğu, bencilliklerimiz şaşı olmanın ya da bütünüyle körleşmenin de nedenleridir.

Körlük, akıl için en önemli fiil olan bakmayı yok eder ve aklı ortadan kaldırır. Şaşılık ise, hakikati olduğundan başka türlü gösterir, onu bozar ve akıl için malzeme olan görme duyusunun bozukluğu aklı manipüle eder, aklı kötüye kullanır.

Önce kendimize karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirip kendimizden aileye, topluma, millete ve bütün insanlığa ve oradan da her türlü tabiat düzenini aşan ve mükemmelliğin ideal tarzda gerçekleşmiş olduğu tabiat-üstü âleme kadar yükselen tarzda insan kendisini aşmayı denemelidir.

Hayat, bu açıdan insanın kendi kendisini kendi eylemleriyle denediği bir varoluş alanıdır. Duygusallıklarımız, bu aşmanın önündeki en büyük engellerimizdir. Çünkü bizi kendimize, bir başkasına, paraya, makama, ihtiraslara, şehvete, hazlara esir hale getirir. Bu türlü esaret biçimleri de bizi insan ve ahlak varlığı olmaktan önemli ölçüde çıkarır.

Öyleyse duygular, içgüdüler, heyecanlar, aklı aşan imkânsız istekler akıl ve irade tarafından denetim altına alınmalı, ahlakın değer sistemi tarafından elemeye tabi tutulmalı ve eylemlerimizi daha mükemmel eylemlere götürecek yoldaki engeller temizlenmelidir.

Fert ve toplum olarak yaşadığımız buhranları yok etmek, aklı rehber edinerek sorumluluklarımızı yerine getirmekle mümkündür. Sorumluluk şuuruna sahip politikacılara, bilim insanlarına, toplum önderlerine, medya ve sanat camiasına ihtiyacımız var.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/285/insan-ve-sorumluluk.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar