Yurdun ozanı susturulursa, ezanı da susturulur…

Yurdun ozanı susturulursa, ezanı da susturulur…

                                                  Ertuğrul Gazi

(Ozan Arif gözün arkada kalmasın…)

O susturulmak istendi ama susturulamadı!...

Bir önceki makalemizde; “Kendini Unutan Adam Ozan Arif” başlığıyla Ozan Arif’in kısa biyografisini kaleme almıştık. Samimi-gerçek Ülkücüler;

“Benim davam açık, Allah davası
          Geçen geçsin ben vazgeçmem davamdan.
          İlay-ı Kelimetullah davası
          Geçen geçsin ben vazgeçmem davamdan.

Dedem Saltuk Buğra Han’dan bu yana,
Türk-İslam ülküsü demişim ona,
O yüzden ülkücü denilmiş bana
Geçen geçsin ben vazgeçmem davamdan.

Bu dava vatandır, dindir, millettir,
Bu dava devlet-i ebet müddettir,
Bendeki sevdası ilelebettir
Geçen geçsin ben vazgeçmem davamdan.”

Ozan Arif’in bu davasını yüreğinde hisseden dostlar; çocuklarına, gençlere, dostlarına mutlaka Bilge Ozanımız Arif Şirin’i anlatmalıdırlar.

Eğer tembellik edip anlatamıyorsanız, yukarıda bahsettiğimiz yazımızı (Kendini unutan adam Ozan Arif) olabildiğince paylaşalım ki gençlerimiz ümitvar olsun, bu milletten ne cevherler çıktığını görsünler. Kendini sanatçı diye adlandıran partici türkücülere bakıp da ümitsizliğe kapılmasınlar.

Partili türkücüler; Osman Öztunç, Aşık Sefai, Mustafa Yıldızdoğan, Ahmet Şafak, Ali Kınık gibiler Samsunda yoktular, taziye mesajları da yoktu. Mustafa Yıldızdoğan aynı gün Osmaniye’de konser veriyordu. Balgat’tan talimat almışlardı. Bir yerlerden talimat alanlara sanatçı denir mi?

Hasan Sağındık grip olmuştu, ateşler içerisinde hasta yatağından kalktı o soğuk havada bizimle beraber yollara düştü. “vefa, vefa…” diyordu.

Hani Ozan Arif’in bir duası var ya:

D U A

Yerleri, gökleri yaradan Allah,

Mal verme, mülk verme, han verme bana.

Dünyanın malına etmem eyvallah,

Ne şöhret, ne rütbe, şan verme bana..

İman ver ki, nefsi vurup yıkmalı,

Bir yürek ver, kafesinden çıkmalı,

Ülkü diye alev alev yakmalı,

Damarlarında donmuş kan verme bana..

Arif’in dileği geç veya erken,

Söz verdim onlara nefes alırken,

Ülkücü gardaşım şehit olurken,

Yorganda çıkacak can verme bana..

                                             Ozan Arif

Ama birilerinin duası da sanırım şöyledir:

“Yerleri, gökleri yaradan Allah,

Mal ver, mülk ver, han ver bana.

Dünyanın malı yeter eyvallah,

Şöhret, rütbe, şan ver bana..”

Ozan Arif’in Cenazesi:

Balgatın Beyi buyurdular!...

Ülkü Ocakları ve tüm parti teşkilatlarımıza buyruğumdur, cenazeye katılım olmayacaktır!...

Niçin?

Bilge Ozanımız Arif; “Davamızdan sapma ve dahi davamızı satma” demiş.

Türk Tarihine baktığımızda; hakanlıkta olsun, padişahlıkta olsun, sanatçıların hep bir dokunulmazlığı olmuştur. Onlar olabildiğince; hakanı, sultanı, vezir-i azamı hicvetmişlerdir.

Adına demokrasi diyorlar…

Bu devirde, bu hazımsızlık?

Süleyman Demirel ve Turgut Özal’ın başbakanlık dönemlerini hatırlıyorum. Yazılanları, çizilen karikatürleri düşünüyorum, bugün olsa sanırım o yazar ve çizer takımı hain ve terörist ilan edilir, mahkemelerde- cezaevlerinde süründürülürlerdi. Ama Özal da, Demirel de bunlara gülüp geçerdi.

Ozan Arif, Allah ve millet davasına hayatını vakfeden kahramandı

Ozan Arif, daha Ortaokul yıllarında Alparslan Türkeş’i görmüş, tanımıştı. Lise yıllarında Ülkücü Hareketin içerisinde aktif olarak çalışmaya başlamış, son nefesine kadar da, yılmadan korkusuzca davasına hizmetten geri durmamıştır.

Biz 70’li yılları, 80’li yılları iliklerine kadar yaşayan bir nesiliz. O yılları o yılların şanlı mücadelesini, o mücadelenin efsane bayraktarlarından biri olan Ozan Arif’i bu küçük köşemizde nasıl anlatalım. Dostumuz araştırmacı yazar Hakkı Öznur o yılları 6 büyük cilt halinde yazmış olmasına rağmen daha anlatılacak-yazılacak çok husus vardır.

Ozan Arif 11 yıllık sürgün hayatından sonra 1991 yılında vatanına döndüğünde yarım milyon ülküdaşı karşılamıştı. Milyonlarcası da karşılamada bulunamamış olmanın üzüntüsünü yaşamıştı.

Ancak cenazesinde ancak 15 bin samimi ülküdaşı, gönüldaşı, vefakâr dostları vardı. Soğuk ve çetin kış şartlarında, yurtdışından ve Türkiye’nin dört bir tarafından koşarak gelen bu vefalı insanları azımsamıyorum elbette.

İslam kaynaklı insan medeniyetinin sonuna geldik galiba. Çağımız eşya medeniyet çağı… Para, mal-mülk, şan-şöhret, makam-mevki, koltuk sevdası her şeyin üstünde kabul görüyor.

Cenazeye katılanları gördüm; samimiyet, ihlas, vefa dolu gözler vardı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de başörtülü vaziyette tabutun başında dualar ediyordu. İYİ Parti bir organizasyon yapmamıştı, Meral Hanım da oraya parti genel başkanı olarak gelmemişti, dostuna, bu ülkü devine, bilge ozana vefa göstermek için gelmişti. İYİ Parti milletvekillerinin de birçoğu münferiden aynı duygularla gelmişlerdi. Belki başkaları olsa bu cenaze törenini politik amaçlarına payanda yapabilirlerdi ama bunu İYİ Parti yapmadı, bu bakımdan kendi adıma İYİ Partiye teşekkür ediyorum.

Bir partinin, bazı soldan devşirme il başkanları; “Ozan Arif, bizim yüce hakanımız, istikbalimizin ve dahi koltuklarımızın teminatı Devlet Beyimizi eleştirmiştir, ona hakkımızı helal etmiyoruz”  diyesiyelermiş…

Ulan sizin ne hakkınız var,

Bizim ne hakkımız var,

Kimin ne hakkı var?

Varsa, Ozan Arif’in hepimiz üzerinde hakkı vardır. Biz oraya helallik vermeye değil, helallik almaya gittik.

Nihal Atsız’ın cenaze töreni…

Hoca Efendi: “Hakkınızı helal ediyor musunuz?”

Cami avlusu: “Helal olsun, helal olsun, helal olsun” sesleriyle dolup taşarken, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu’nun pek sesi duyulmuyor am sonra sesleniyor; “Üzerimizde onun hakkı vardır hoca efendi! Bizim onda ne hakkımız olacak?” diyor…

Hakkını helal etmeyecekmiş, senin Ozan Arif üzerinde ne hakkın var, olsa olsa onun senin üzerinde hakkı vardır…

Ülkenin; yöneticisi, kumandanı, sanatkârı, fikir adamı, din âlimi velhasıl hizmet iddiasında olan kim varsa yaptıklarının Allah (cc) ve millet nezdinde karşılığı olmalıdır. Mehmet Akif Ersoy, Ömer Seyfettin ve Mareşal Fevzi Çakmak gibi nicelerinin cenazelerinde devlet tarafından yaşatılan utanç verici maskaralıkları düşünün. O büyük insanların millette bir karşılıkları vardı ve bugün nice anlı şanlı adamların isimleri bilinmezken, onlar milyonların gönlünde yaşıyor, yaşayacaktır. Ozan Arif de destanları da, şiirleri de yaşayacaktır.

Bu değerlerimize sahip çıkacağız, günahıyla-sevabıyla, onlar milletimizin zenginlikleridir.

Bu vesileyle Ozan Arif ve onun gibi Allah yolunda, millet yolunda ömrünü geçirenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2844/yurdun-ozani-susturulursa-ezani-da-susturulur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar