Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre

Eklenme Tarihi: 20.02.2019 09:58:00 - Güncellenme Tarihi: 17.02.2020 04:51:31

         Allah?a çok şükürler olsun rahmetli Abdulvehhab Ağabeyimin bana hediye ettiği İbrahim İnan?ın sohbet kasedini derleyip sonuna gelebildik. Her ne kadar makale haline getirmek öyle kolay olmasa da bu akıcı sohbet için değdi de. Madem öyle bu kayda değer sohbetimize kaldığımız yerden devam edebiliriz:

   Malum tasavvufta fizik ötesi haller akılla kitapla izah edilemez. Nitekim söz konusu Ehlullah olunca akıl karaya vurur da. Bize ancak Ebu Bekir Sıddık (r.anh)?ın karşısına gelip dikilen müşrikler ?Senin Peygamberin Miraca yükseldiğini söylemekte. O da bunun üzerine Allah Resulü dediyse doğrudur? cevabında olduğu gibi saddak demek düşer. Zira Gavs-ı Hizânî (k.s) bir gün oturduğu yerde tebessüm edip gülümsemiş. Tabii oradakiler merak etmiş:

  "-Efendim, hayrola. Biz birşey görmedik, ne oldu ki?"

       Gavs-i Hizânî:

      "-Yok, birşey " demiş. Fakat tekrar sıkıştırmışlar, bunun üzerine demiş ki:

      "-Çayda bizim sofilerden biri saçını tararken tarağı takıldı, canı yanınca: Ya Gavs! dedi. Eh biz de ne yapalım, düzeltiverdik."

       Keza Gavs-ı Bilvanisî ismiyle meşhur Seyyid Abdulhakim El Hüseyni (k.s)?de tıpkı Gavs-ı Hizânî (k.s) gibi durduk yere gülümsediğinde o?nun sofileri de merak edip neyin nesi diye sormuşlar. Gavs?da şöyle cevap vermiş:

      "-Adamın biri, bizim harmana girip çuvalı doldurmuş, güya harmandan mal aşıracakmış,  hatta çuvalı yüklenecek olmuş ama sırtına ağır gelmiş.  İşte o hal vaziyette bile ?Medet Ya Gavs!?  der. İşte görüyorsunuz adam hem bizim malımızı çalıyor, hem de bizden yardım istiyor. Ne yapalım, biz de sırtına yükleyiverdik."  

      İşte bu kıssadan anlaşıldığı üzere Saadatların merhametleri çok büyük, tartışılmaz. Nasıl merhamet sahibi olmasınlar ki, bakın Gavs-ı Hizânî (k.s)?ın yanına bir gün Yörüklerden bir adam gelip sofi olmuş, hatta Gavs-ı Hizânî  (k.s) ona bir de tesbih hediye etmiş. Derken o Yörük adam tasavvufun öyle tadını almış ki doğru dürüst evine uğramamış bile.  Tabii aradan bir süre geçip bir sene sonra evine gittiğinde ailesi;

      "-İşte gittin de, gelmedin de, bizim sürüler kırılmaya başladı da, aç kaldıkta, şu oldu da,  bu oldu da, artık şu tarikatı bırak, bütün her şeyi geri ver, mahvolduk? " gibi bir sürü ileri geri laflar etmiş. Eeeh kadın fitnesi bu ya,  o adamı mahvetmiş. Artık adamcağıza gına gelip gidip durum vaziyeti Gavs-ı Hizânî 'ye arzetmiş:

      "-Kurban, al bu tespihi. Hatta bu tarikatı benden al" demiş.

      Gavs-ı Hizânî (k.s) ise şöyle demiş:

      "-Evladım bak, bu tespih ve bu tarikat sende dursun, yine bildiğini yaparsın."

        Adam amma ve lakin talebinde ısrar edince Gavs-ı Hizani (k.s);

      "-Haydi, aldık" der.

        Aradan seneler geçmiş, yine bir gün Gavs-ı Hizani namazdayken, önce bir elini kaldırmış, sonra diğer elini, malum üç harekette namaz bozulur. Tabii sofiler merak etmiş:

      "-Kurban biz bir şey göremedik, ne oldu ki, "

      Gavs-ı Hizânî (k.s):

      "- Boş verin, bir şey yok" demiş. Fakat sofiler sıkıştırmışlar, derken cevaben şöyle der:

      "-Hani, bir zamanlar buraya bir sofi gelip bir sene kadar hizmet etmişti ya. Sonra da, tarikatı iade edip gitmişti ya, işte onun sekerat-ı mevt (ölüm hali) vaktiydi. Şeytan imanını çalmak için gelmişti. O arada bütün Sadat-ı Kiramın ruhaniyetleri de oraya teşrif etmişti. Bana dediler ki:

     "-Sen bunun haline seyircimi kalacaksın, imanını kurtarmak için vesile olmayacak mısın?"

     Biz de dedik ki:

     " Tarikatı iade etti, o artık tarikatımızdan değil."

     ?-Olsun? dediler ve ardından yine bana:

      "O bizim çorbamızdan içmedi mi, o bizim elimizi tutmadı mı, o bizim amelimizden yapmadı mı? Derhal yetiş" dediler. Birincisinde şeytana vurduk kaçtı, ikincisinde bir daha geldi bir daha vurduk, üçüncüsünde geldi bir daha vurduk, Allah?a şükürler olsun şeytan imanını çalamadı. Gavs-ı Sani (k.s)?de öyle der ya: ?Tuttuğumuz eli bırakmayız, bırakacağımız eli tutmayız.? İşte her şey bu veciz sözde gizlidir.

        Gavs-ı Hizânî (k.s), bu yolun nisbetini Seyda-i Tâhi (k.s)?e devreder. Seyda-i Tâhi (k.s) ise bu Tarikat-ı Nakşibendiyye nisbetini Şeyh Fethullah Verkanisi (k.s)'e devredecektir.

        İlginçtir Seyda-i Tâhi (k.s) ölüm döşeğindeyken oğlu Hazret Muhammed Diyâeddin  (k.s) yanında üzgün bir vaziyette oturmaktaymış. Tabii Seyda-i Tâhi (k.s)?ın bu hali gözünden kaçmaz. Ve demişki:

      "-Oğlum niye üzülüyorsun. Biz öyle bir yere gidiyoruz ki üzülmeye değmez."

      "-Baba, öyle diyorsun ama hani bir adamın babası zengin olur bağları, bahçeleri, evleri, malları çok olur da, çocuğuna o bağlardan, bahçelerden ve evlerden hiçbir miras düşmezse, o çocuk nasıl üzülmez ki."

     Seyda-i Tâhi (k.s);

     "-Bak evladım, şunu iyi bil ki şimdiye kadar seni diğerlerinin çocuklarından ayırt etmedim,  diğerlerinin evlatlarına nasıl muamele ettiysem, sana da öyle muamele ettim. Fakat seni Şeyh Fethullah Verkanisi ayıracak" demiş. Gerçektende Şeyh Fethullah Verkânisi (k.s), Hazret Muhammed Diyâeddin (k.s)?ı kızağa koşarmış. Seyda-i Tahi (k.s)?in ileri gelen müritleri bu durumu gördüklerinde itiraz edip şöyle demişler:

      "-Bu adam senin mürşidinin oğlu, sen nasıl böyle kızağa koşarsın?"

   Şeyh Fethullah Verkânisi (k.s) cevaben:

      "-Seyda-i Tâhi, bunu bana havale etti, bildiğim gibi emanete sahip çıkarım. Yok, eğer size havale ettiyse, buyurun siz bildiğiniz gibi yapın" der. Gerçektende bu söz yerini bulup Hazret Muhammed Diyâeddin (k.s)  ilerde büyük bir zat olur da.

        Seyda Hazretleri ise Seyda-i Tâhi (k.s)?ın dilinden bir sohbeti şöyle nakleder: "Bu devirde beş vakit namazını kılan, orucunu tutan, üzerine farzsa zekâtını veren, büyük günahlardan kaçınan her kimse velidir."  Düşünebiliyor musunuz Seyda-i Tâhi (k.s), bu sohbeti yaptığı zaman Ulu Hakan Abdülhamid Han dönemiydi, her tarafta İslam hâkimdi. İşte Seyda (k.s) bu müjde varı sözlerden hareketle son noktayı şöyle koyar: "Bu devirde bunları yapan sahabe gibidir."

         Özetle bu yol Seyda-i Tahi (k.s)?den Hazret Muhammed Diyâeddin (k.s)?a devr olunur. Hazret (k.s)?da emaneti yüklendiğinde Şah-ı Hazne'yi yetiştirecektir.

         Bakınız Şah-ı Hazne (k.s), Nurşin?de Hazret Muhammed Diyâeddin (k.s)?in hizmetindeyken bir ara kuraklık ve kıtlık başlamış. Derken bir gün bölgenin ağası, Hazret Muhammed Diyâeddin (k.s) ile birlikte sofilerini davet etmişti. Tabii Şah-ı Hazne daveti duyduğunda içinden şöyle bir düşünce geçmiş;

     "-Nihayet midemiz kırk yılda bir bayram edecek." Hatta bu duygu seli içerisinde hemen hareket geçip çarıklarını yıkamış, kurutmuş ve hazırlığa koyulmuş da. Tabii, ertesi gün Hazret Muhammed Diyâeddin (k.s) davete icabet etmeye koyulurken arkasına dönüp der ki;

      "-Molla Ahmed (Şah-ı Hazne) burada kalsın, diğerleri benimle gelsin"

       Hakeza yine aylardan Ramazan ayıymış, malum bu ayda mollalara zekât verilmesi usuldendir. Derken mollalar biraz dünyalık toplamak için cami cami dolaşmaya koyulurlar da Tabii Şahı Hazne?de heveslenip Hazret Muhammed Diyâeddin'den izin istemiş.  Buna karşılık Hazret (k.s) demiş ki:

      "- Ey Şah-ı Hazne! Allah için çalış, Allah sana her şeyi verir."

      Gerçektende Şah-ı Hazne (k.s), eskiden çok fakirmiş, öyle bir vakti zaman gelir ki Suriye?nin ordusunu bile doyurur hale gelir. Kaldı ki onun asıl geride bırakacağı en büyük servet Gavs-ı Bilvanisî olacaktır.

       Nitekim Seyda (k.s),  Şah-ı Hazne (k.s)  hakkında sohbet ederken şöyle der:     

       Şah-ı Hazne deyip geçmeyin, O Gavs-ı Bilvanisî Abdûlhakim el Hüseyni gibi büyük bir zat yetiştirmiş bir zattır. Ve Gavs-ı Bilvanisî Abdulhakim el Hüseyni (k.s)  halifeliği aldığı zaman,  dergâhın ileri gelen sofileri Şah-ı Hazne'ye sordular;

      "-Kurban! Molla Abdûlhakim'in makamı nasıldır?"

      Cevaben der ki;

    "-Biz kendi makamımıza kadar olan yeri biliyoruz, ama sonrasını biz de bilmiyoruz."

    Hatta Gavs-ı Bilvanisî (k.s) daha bir günlük sofi iken, Şah-ı Hazne (k.s) halifelerinden Molla İbrahim'i çağırmış ve demiş ki;

      "- Molla Abdûlhakim'i nasıl bulursun,  uğraşmaya değer mi?"

       Molla İbrahim cevaben;

      "-Bunda iş yok, gelsin gitsin, uğraşmaya değmez"  demiş.

      Tabii Şah-ı Hazne'nin suratı anında değişiverip şöyle der:

      "-Çocuklarıma dua et, onların hocasısın,  yoksa şu anda tarikattan tard olmuştun." Ve diğer halifesini çağırmış demiş ki;

      "-Ne dersin uğraşmaya değer mi?"

      Halife cevap vermiş;

      "-Aman Efendim, onun için elimizden geleni yapmamız lazım, bizim onunla uğraşmamız icap eder, o bizim ümidimiz,  o bizim istikbalimiz,  hatta ona her şeyimizi devretmemiz lazım."

     Ve Şah-ı Hazne (k.s) bu sözlerin üzerine yüzü aydınlanıverir.

      Gerçektende ?Şeyh odur ki; Yolun başından sonunu göre."

      Gavs- Bilvanisî (k.s)?de şöyle der: "Mürşid-i Kamil odur ki, müridinin başından geçen her şeyi ve hatta yedi sülalesini bilmeli." Hiç kuşkusuz bu söz Allah bildirirse manasına bilmedir.  Zaten bunun aksi düşünülemez de.

      İmam-ı Rabbani (k.s)?de şöyle der:

      "-Bize kıyamete kadar, bu tarikata dolaylı ya da dolaysız girecek olan herkes ve hatta yedi sülalesi bildirildi. Hepsini söyleyebiliriz de. Ama ne yazmaya kâğıt yeter, ne de söylemeye vakit."

        Gavs-ı Bilvanisî (k.s) der ki: "Biz ulaşmak istediğimiz yerlere ulaşamadık, ama hamd olsun ulaşanı ulaştırdık."

         Ve bu müthiş sözlerine ilaveten der ki:

         "Biz dünyayı iğne deliğinden seyrediyoruz." Hiç kuşkusuz hakikat sırrın gereği bu sözde Allah seyrettirirse seyreder manasına bir sözdür. Bize sadece Allah sırlarını takdis etsin demek düşer.

      Şah-ı Nakşibendî (k.s)?de öyle der:

      "Dünya bizim yüzük taşımızın içindedir."

      Seyda (k.s) ise şöyle der: "Millet, Gavs Hazretleri'ni göremedi. O'nu başında sarık, sırtında cübbe bir molla gördüler. Hakikatını gören olmadı."

       Ve Seyda Hz.leri babası Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim el Hüseyni (k.s)?inden nöbeti devr aldığında sohbetini şöyle bağlar:

       "İnsan, ebedi hayatı da düşünmeli, onun için çok çalışmalı. İnsan, dünyada isteyerek çalışmaz, çalışmıyor da. Dünyada elaleme avuç açmamak için nice zor işler yapar da. Mesela, buradan insanlar tâ Adana'ya yazın pamuk toplamaya gidiyorlar. O bunaltıcı yazın sıcağında bir sene rahat etmek ve ailesini geçindirmek için iki üç ay çalışıyorlar. Çocuklarının rızkını temin etmek için, onları sağa sola el açtırmamak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. O halde bir insan, ahrette muhtaç kalmamak için mahşer gününü de düşünmeli. Ahretin rızkını da düşünmeli. Zor anda da olsan çalışmalı. İsteyerek herkes amel eder. Önemli olan nefis istemediği halde amel etmektir. Nefis istemediği halde yapılan amelin feyzi ve bereketi daha çoktur. Ki; gerçekten o iş Allah için yapılmıştır."

       Derken bu kutlu köklü yol Seyda Hz.lerinden kardeşi Gavsı Sani (k.s) devr alır. Gavs-ı Sani (k.s) ise şöyle der: ?Nefsinizi Ümmeti Muhammed?in menfaati için feda ediniz. Bir kişinin hidayetine vesile olmanız yedi ceddinize yeter. Niyet, Allah rızası için olursa ameller makbul olur, değilse olmaz. Bir insan bütün dünyanın hidayetine vesile olsa kendi hidayete ermemişse bir faydası yoktur. Ahrete çalışırsanız dünya yularından tutulan bir hayvan gibi ardınız sıra gelir de.?

       Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2842/seyh-odur-ki-yolun-basindan-sonunu-gore

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM