En büyük ayıbımız -II-

1970 yılında, Sivas’ta avukatlık yapıyordum.

Kangal ilçemizde bir duruşmam vardı. Kangal’a dolmuş ile gittim. Oradan Sivas’a yine dolmuş ile döndüm. Minibüste, benden başka yolcu yoktu. Şoför, akşamın ilerlemiş bir saatine kadar bekledi, yolcu çıkmayınca yola düşmek mecburiyetinde kaldı. Kangal’dan Ulaş nahiyemize kadar (Ulaş şimdi ilçe oldu) yolcu çıkmadı. Ulaş’a girdiğimizde iki kişi el kaldırdı. Şoför sevindi:

-Çok şükür dedi. Benzin paramızı çıkardık.

İki genç adam, hemen arkamızdaki koltuklara oturdular. Oturur oturmaz yüksek sesle münakaşaya başladılar. Anladım ki o iki yolcudan biri Alevi, ötekisi Sünni’dir. Ve tartışma konusu, Hz. Ali efendimizin halifelik konusudur. Alevi olan kişi diyordu ki:

-Peygamberimiz öldükten sonra, halife olmak hakkı, Hz. Ali efendimizindi. Fakat o, cenaze işleriyle uğraşırken bir takım kimseler allem kallem ettiler halifelik makamına Ebubekir’i seçtiler.

Sünni olan kişi, bu görüşe itiraz ediyordu:

-Hayır! Diyordu. Ortada allem kallem olmadı. Hz. Peygamber vefat edince sahabe toplandı, halifelik makamına Hz. Ebubekir’i seçti.

Yüksek sesle tartıştıkları için, konu olduğu gibi ortadaydı. Dayanamadım. Geriye dönerek tartışmaya ben de katıldım:

-Af edersiniz dedim. Yüksek sesle münakaşa ettiğiniz için konuyu ben de öğrenmiş oldum. Ben de kendi merakımı gidermek için Alevi arkadaşımıza soruyorum:

Hz. Ali cesur bir adam mıydı; yoksa korkağın biri miydi?

Alevi olan yolcu şimşek gibi cevap verdi:

-Cesur bir adamdı. Hem de çok cesur bir kimse idi.

-Peki sen, Hz. Ali’nin cesareti dolayısı ile on üzerinden O’na kaç numara veriyorsun?

-On üzerinden Hz. Ali Efendimize on veriyorum.

-Ben de dedim Sünni’yim! Hz. Ali Efendimize on üzerinden yüz veriyorum. Anlaştık mı?

-Güzel. Hz. Peygamber buyuruyor ki: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!” Hz. Ali bu buyruğu biliyor muydu?

-Elbette biliyordu.

-Peki sen, Hz. Ali Efendimiz konusunda O’na kaç puan veriyorsun?

-On üzerinden yüz veriyorum!

-Ben de Hz. Ali Efendimize on üzerinden bin veriyorum. Yalan söyleyen alçaktır! Anlaştık mı?

-Anlaştık. Bütün Alevi camiası da böyle düşünüyor.

-Ben de böyle düşündüğünüzü biliyorum. Fakat diyorum ki, dünyada sizin kadar Hz. Ali Efendimize hakaret eden, O’nu küçük düşüren kimse yok!

-Niçin böyle söylüyorsunuz efendim?

-Duyduklarımı dikkate alarak böyle söylüyorum! Bak şimdi siz bütün Aleviler diyorsunuz ki Hz. Ali çok cesur bir adamdı. Savaşlarda kılıcı kırk arşın uzuyordu. Hayber Kalesi’nin kapısını şehadet parmağıyla yerinden söküp alıyor, o kapıyı sonsuzluğa fırlatıyordu. Doğru mu?

-Doğru! Doğru! Doğru!

-Doğru!

-Ve siz Alevi camiası olarak diyorsunuz ki, Peygamber vefat ettiğinde Halifelik hakkını yediler. Halifelik makamına Hz. Ebubekir’i seçtiler. Şimdi siz, bu Ulaş nihayesinde oturan kimseler olarak, halifelik hakkının Hz. Ali’nin olduğunu biliyorsunuz da, Mekke’de doğup büyüyen, Hz. Peygamberimizin dizi dibinde yaşayan Hz. Ali Efendimiz bunu bilmiyor muydu? Eğer, sizin söyledikleriniz doğru olsaydı, Hz. Ali Efendimiz giderdi Hz. Ebubekir’in karşısına, ona derdi ki:

-‘Ya Hz. Ebubekir! Halifelik senin hakkın değildir. Benim hakkımdır. Ben bir haksızlık karşısında susarak şeytan durumuna düşecek adam değilim. Kalk bakalım o halifelik makamından!’ Hz. Ali böyle söyler. Hayber kalesinin kapısı kadar güçlü, kuvvetli ve ağır olmayan Hz. Ebubekir’i yakasından kavradığı gibi sonsuzluğa fırlatırdı. Hz. Ali 2 yıl halifelik yapan Hz. Ebubekir’e sesini çıkarmadı. Ondan sonra 10 yıl halifelik makamında oturan Hz. Ömer’e itiraz etmedi. Hz. Osman 12 yıl halifelik makamında oturdu. Hz. Ali ona da itiraz etmedi. Şimdi şöyle bir durum çıkıyor ortaya: Ya Hz. Ali çok korkak bir adamdı veya halifelik makamı Hz. Ali için önemli değildi. Önemli olan İslamiyet’e hizmet idi. Ben Hz. Ali’nin korkak bir adam olduğuna katiyen inanmıyorum. Hele hele O’nun bir haksızlık karşısında susarak şeytan durumuna düşeceğini katiyen kabul etmiyorum. Hz. Ali’yi bu duruma maalesef siz düşürüyorsunuz.

Sonra çok önemli iki husus daha var. Hz. Ali 661 yılında, İbn-i Mülcem tarafından öldürüldü. Biz o tarihte, Türk milleti olarak daha Müslüman bile değildik. İbn-i Mülcem bir Arap idi.

Yani Hz. Ali, bizim Türk milleti olarak Müslüman olmamızdan 950-661= 289 yıl önce öldürüldü. Yani bu cinayetten, bizim milletimizin trilyonda bir bile suçu yoktur.

Hz. Hüseyin ise Kerbela’da, Yezid’in askerleri tarafından 680 yılında şehit edildi. Biz o tarihte de millet olarak daha Müslüman değildik. Biz millet olarak Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden 270 yıl sonra Müslüman olduk. Müslüman olduktan sonra ne Hz. Ali’nin ne de Hz. Hüseyin’in şehit edilmesine sevindik.

O kadar ki, bin yıldan beri, doğan çocuklarımıza hem Hz. Ali’nin hem de onun ehl-i beytinin ismini milyonlarca defa verdik de bir tek insanımıza Yezid ismini koymadık. Aksine, Yezid’i hakaret yerine küfür yerine kullandık. Kızdığımız kimseye Yezid dedik. Sonra Hz. Ali’nin ismini, camilerimizin en güzel yerlerine yazdık.

Bütün bu davranışlarımıza rağmen siz, Türk Alevileri olarak bize bin yıldan beri Yezid diyorsunuz. Allah Yezid’in belasını bin defa versin.

Bu açıklamalardan sonra o Alevi yolcuya dedim ki:

-Ben bıktım usandım bu Alevi-Sünni kavgasından. Arkadaş siz gidin getirin Hz. Ali’yi. Biz de alıp gelelim Hz. Ebubekir’i halifelik sıfatını ondan alarak Hz. Ali’ye verelim ve bitirelim bu kavgayı!

-Bu mümkün değil efendim!

- Niçin mümkün değil?

-Çünkü Hz. Ali de, Ebubekir de bin yıl önce ölüp gittiler efendim. Şimdi onların kemikleri bile çoktan toz oldu.

-Mümkün değilse neyin kavgasını yapıyoruz kardeşim? Dünyada bu Alevi-Sünni kavgası kadar manasız-mantıksız, faydasız bir çekişme olamaz. Yazıklar olsun bu kavgayı körükleyenlere.

Bizim millet olarak en büyük ayıbımız bu Alevi-Sünni kavgamızdır! Ve tamamın cehaletten kaynaklanmaktadır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2838/en-buyuk-ayibimiz--ii-.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar