Sibel Can ile kültürel mesafe alınır mı?

Sayın Cumhurbaşkanımız 2015’ten beri yana yakıla “Pek çok şeyi başardık ama kültür ve eğitimde mesafe kat edemedik”  diyor. İnternete “Tayyip Erdoğan, kültür ve sanat” yazın; sayın cumhurbaşkanımızın bu konuda her sene en az bir defa yakındığını göreceksiniz. Kültür ve eğitim konusundaki başarısızlığa vaktiyle dikkat çekmiş ve herhalde 2013’te “müteahhitleri dinlediniz, bizi dinlemediniz” cümlesini kullanmıştım bir yazımda. “Biz” dediğim “kültür insanları” idi.

2002’den beri gerçekten hızlı bir alt yapılaşma yaşandı. Hayatı kolaylaştıran imkânlar meydana getirildi. Duble yollar, otobanlar, demir yoları, hava alanları, okullaşma, üniversite sayısının artması, konut sorunu… Pek çok mesele halledildi ama kültür ve eğitim konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız, hiç komplekse kapılmadan “başaramadık” dedi… Bu büyük bir erdemlilik ve özgüven göstergesidir.

Evet… Kültür ve eğitimde 16 yılda başarısız olundu.

Eğitimde “sonuç odaklılık” merkezli eğitim anlayışının yanlışlığına ve “süreç odaklılık”ın elzem olduğuna dikkat çektik. Kültür konusuna da birkaç defa parmak bastık ama en son yeni Atatürk Kültür Merkezi açılış töreninde Sayın Cumhurbaşkanımız, inşaat düğmesine basacağı esnada yanına Sibel Can’ı çağırınca konuya bir daha eğilmenin şart olduğuna inanarak bir daha yazalım dedik. “Et-tekrâru ahsen, ve lev kâne yüz seksen” mazmununca tekrarda fayda vardır…

EDEBİYATTAN SİNEMAYA KÜLTÜR VE SANAT

Maalesef kültürde ciddi bir mesafe alınamadı. Edebiyatta “hidayet romanı” naifliğinden kurutulmak mümkün olmadı. Müzikte durum daha rezalet!... Bazı devlet kurumlarının finanse ettiği “yeşil pop” beste müsveddeleri, insanı müzikten ve hayattan soğutuyor. Yeşil pop meselesini de birkaç defa yazdık ama kimsenin taktığı yok.

Sinema, tiyatro?...

Tiyatroda Hasan Nail Canat, sinemada Yücel Çakmaklı çizgisi aşılamadı. O kadar gayret etmesine rağmen İsmail Güneş bile büyük adımlar atılmasına vesile olamadı… Semih Kaplanoğlu sineması bir yaprak kıpırtısı olarak iyi bir gelişme. İnşallah arkası gelir.

Resim?... Resim sadece klasik sanatlardan; yani hüsn-i hat, tezhip ve ebrudan ibaret kaldı. Minyatürden bile habersiz bir sanat anlayışı popüler oldu. Bu alanda yapılanlar, sadece basit bir taklitten öte gidemedi. Yani sanatın ve kültürün istediği ileri hamle gerçekleşmedi;  terkipçi zihniyet uyanmadı; bu gidişle uyanmaz da.

NİÇİN BAŞARILAMADI?

Uyanmaz… Çünkü bu bir birikim ve zihniyet evrilmesi meselesidir. Şayet hayatı bütün cepheleriyle değil de sadece “vaaz diline büründürülmüş derinliksiz ahlak” yönüyle ele alırsanız, 21. yüzyıl insanına hiçbir şey söyleme imkânınız olmaz. Olmadığı 20. yüzyılda da görüldü.

Ahmet Hamdi Tanpınar, romanlarında, Necip Fazıl şiirlerinde ve özellikle Reis Bey adlı tiyatro metninde, hayatın her yönünü yaşayan ve sevincini de hüznünü de hayatın bütün renkleriyle renklendiren insanlardan söz ediyorlardı; “hidayet romanları”ndaki sonucu belli basit kurgulara yaslanmıyorlardı. Sanat ve kültür denen olgu, hayatın bütün veçhelerini içine almıyorsa ve her tür insanı konu edinemiyorsa, tek sesli bir vaaz halet-i ruhiyesinden kurtulamıyor demektir.

SANATTA POPÜLER BATAK

Çaresizlik ve siyasî endişelerle Sibel Can, Hülya Koçyiğit, Orhan Gencebay gibi popüler kültür temsilcilerine yaslanılıyorsa, bu durum, nitelikli bir toplumsal stratejinin yokluğuna delalet eder. Çünkü bu şahıslar ve bu şahısların temsil ettiği zihniyet hem üst kültüre sıçramada, hem de lümpen çemberi kırmakta bir işe yaramaz; tam tersi toplumu ve siyaseti “lümpen hadımlık”a sürükler. Benzer bir pop kültür anlayışını 2010’daki açılım sürecinde İbrahim Tatlıses, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Mahsun Kırmızıgül, Emel Sayın, Orhan Gencebay, Ferhat Göçer, Ahmet Özhan, Ferdi Tayfur, Müslim Gürses, Kubat, Sertab Erener gibi pop kültür popüler müzik aktörlerinin yer almasıyla görmüştük. (Ahmet Özhan’ı ayrı tutalım.) Bu isimler, kendi meslekleri için ve kendi kitlelerince bir değer taşırlar ama nitelikli kültür oluşturmada “kısır” kalırlar. Gelenekten beslenmeyi ve yarını kurmayı bırakalım, bu şahısların temsil ettiği kültür ve sanat günümüzü bile ifade edemez.

Birisi çıkıp da Sayın Cumhurbaşkanımıza Meral Uğurlu ve Alaaddin Yavaşça’dan söz etmedi mi? Sayın Cumhurbaşkanımızın dünyasında bu isimlerin ve rahmetli Bekir Sıdkı Sezgin’in yeri olduğunu biliyorum. Rahmetli Ahmet Hatiboğlu’na gösterilen hürmet, heyecan vericiydi meselâ…

MİMAR SİNAN, BÂKÎ, ITRÎ SEVİYESİNDEN LÜMPENLİĞE

Hilmi Yavuz üstadımızın vaktiyle söylediği bir sözü hatırlıyorum: “Müzikte Sibel Can ne ise şiirde Yılmaz Erdoğan odur.”  Muhterem üstadımız, “Osmanlıda Mimar Sinan neyse, şiirde Bâkî, müzikte Itrî o idi.” der gibi söylemiş sözü.

16 yıldan beri kültür ve sanat eşiğini veya çıtasını Sibel Can’a ve onun temsil ettiği zihniyete göre ayarlamak, bizi çıkmazlardan kurtaramaz. Bu tür şahsiyetlerin popüler ve siyasî kitle karşılığı olabilir ama “kötü mal, iyi malı kovar” mazmununca,  nitelikli kültür ve sanat insanlarının da kenar durmasına yol açabilir. Bu tür insanların kenar durması hayra alamet değildir.

Pop kültür, taklit klasik sanatlar, “hidayet romanı” kolaycılığı, yeşil pop, konu ve tema dâhil her şeyiyle ilkel bir sinema… Tiyatro desen hak getire!…

Hal vaziyet böyle iken kültürde bir arpa boyu yol gidemeyiz. Biri bunu sayın cumhurbaşkanımıza etkili bir şekilde izah etmeli.

Unutmayalım….  Kültür ve sanat yoksa  yarın da yoktur. Yarını kültür ve sanat inşa eder; siyasetçiler buna imkân tanır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2826/sibel-can-ile-kulturel-mesafe-alinir-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar