Mevzu futbol ise, insanlık teferruat mıdır?

“İnsan gerçekten hayret ediyor” demişti bir vakitler çok çok ünlülerden biri.

Evet, insan gerçekten hayret ediyor.

En oturaklı yazarlar… Şöhretli şairler… En ünlü sanatçılar… Medya mahallesinin pek ağır topları… En beyefendi müzisyenler…  

Vatanseverlik noktasında gözünü budaktan, malını mülkünü infaktan sakınmayan yüce gönüllü yurttaşlar…

İlimde çığır açanlar; kendi bilim alanında şöhreti ülkeyi aşıp, uluslararası arenada kapıları ardına kadar açtıranlar…

Şehir protokolünün seçkin üyeleri… Zarif hanımefendiler, şık beyler… Kibarlıktan kırılacak gibi görünen iki dirhem bir çekirdekler…

Kimler, kimler ve dahi kimler…

Mevzu futbol ise, bırakınız alt ve orta sosyo-ekonomik düzeye mensup ortalama yurdum insanlarını, işbu “yüksek” sınıflara mensup zevat dahi, bilhassa kendi takımının galibiyeti veya mağlubiyeti söz konusu olunca, bambaşka bir “canlı”ya dönüveriyor. Sevinirken de, üzülürken de…  

“Ne var bunda, normal bir insan taraftarı olduğu takım galip geldiği zaman sevinir, yenildiğinde ise üzülür” dediğinizi duyar gibiyim.

Evet, haklısınız, normal şartlar altında dediğiniz doğru, ancak yanlış olan ve başka bir “canlı”ya dönüşüvermeyi işaretlememize sebep olan durum tam da burada ortaya çıkıyor.

O kadar ki…

Dünyanın dört bir köşesinden en üst düzey hakemler getirilip sorulsa ve bir pozisyona “oybirliği” ile “penaltı” kararı verilse; eğer o karar taraftarı olduğu takımın lehineyse, “e, tabii ki penaltı, başka ne diyeceklerdi ki” diyen mezkûr şahıs/lar; karar takımı aleyhineyse, üç yaşındaki çocuk mızıkçılığı ile ortalığı ayağa kaldırıp, bağırıp çağırmaya, kaba saba konuşmaya ve hızlarını alamayıp küfretmeye başlıyor.

Hoşuna giden hakem kararına karşı sosyal medya mahallesinde karşıt görüş bildirenlere -en hafifinden alay ederek- “ağlamayın” diyen mezkûr canlılar, takımları aleyhinde verilen kararlar sonrası ise mahalleyi hakaret ve küfür yağmuruna tutuveriyor. Maçın hakemlerine, karşı takımın teknik direktörüne, Türkiye Futbol Federasyonu’na, Merkez Hakem Kurulu’na, rakip takım taraftarlarına ve hatta gerçeğe işaret etmeye çalışan ve sükûnete davet eden tarafsızlara…

Geniş zamanlı bir bakış açısıyla söylenecek olursa; taraftarı olunan takımın çokça maç kazanmasını, şampiyonluklar yaşayıp kupalar kaldırmasını sağlayan teknik direktör, kulüp başkanı ve/ya futbolcu gerek futbol oyunu odağında gerekse futbol dışı yaşamında, fair play (âdil/ temiz oyun) kurallarına, toplumumuzun değer yargılarına ve kimi zaman yazılı kurallara mugayir ne yaparsa yapsın, hangi ayıbı ve suçu işlerse işlesin görmezden gelinip kulağın üstüne yatılabiliyor.

Sokak serserisi gibi mekân basıyormuş, ağzından küfür düşmüyormuş, -saha içi dâhil- hemen her yerde kabadayı edâsıyla iletişim kuruyormuş ne gam, kimin umurunda…

Yeter ki bu tür kişiler sayesinde tutulan takım başarılı olsun; ezeli rakipler başta olmak üzere, diğer takımlara karşı sürekli olarak galebe çalınsın. Ve dahi bu başarılar isterse, haksızlıklar, kayırmacalar ve kollanmalar sonrasında gelmiş olsun.

Yakın zamanlarda bu durumun tersine bir güzel uygulamayı Kayserispor yaptı ve yeni transfer ettiği bir futbolcunun ahlâk dışı davranışlarını tasvip etmeyerek, sözleşmesini feshetti.

Bugüne kadar gördüğüm ilk ve tek bireysel dik (erdemli) duruş ise, şu günlerde büyükşehirlerimizden birinde ilçe belediye başkan adayı olan kaliteli bir kişiden gelmişti. Bu kıymetli muhterem, tavırlarını ve davranışlarını tasvip etmediği “pek meşhur teknik direktör” takımın başına geldiğinde, o gidene kadar taraftarlığını askıya alacağını ve takımı övücü paylaşımlarda bulunmayacağını beyan etmişti. Sosyal medya mahallesinin orta yerinde hem de...

Ne acıdır ki, yukarıdaki karanlık tabloya alkış tutanların sosyal medya paylaşımlarına bakıldığında, “Allah”, “kitap”, “din”, “iman”, “adalet”, “kul hakkı”, “ahlâk”, “etik”, “modernlik”, “medeniyet”, “nezaket”, “terbiye” vs., bu toplumun ortalama bütün insanları tarafından kabul gören değerler odağındaki cümlelerin bardaktan boşanırcasına yağdığını görmek mümkün.

O halde bu kişilere küçük bir hatırlatma yapalım… Onlara yakışacağını düşünerek…

Yanlışlığı genel kabul gören bir hakem kararı hakkında değerlendirme yaparken, o karar sizin takımınızın aleyhinde olduğu zaman, “hakemler de insandır, onlar da hata yapabilir”; lehinde olduğunda ise, “hakemlerimiz karar verirken daha dikkatli olmalı, takımımızın böyle yanlış kararlar sonrasında galip gelmesi, puan/lar alması çok da hoşumuza giden bir durum değildir” diyebiliyorsanız, ülke futbolu adına gelecek adına olumlu sözler söylenebilir. Yoksa…

Kasden, hafta sonu ve dün akşam oynanan Süper Lig maçlarından örnek vermiyorum. Zira ne hakaret ve küfür duymaya niyetim var, ne de birilerine laf yetiştirecek zamanım... Herkesin her şeyi bildiği ve konumuz olduğu üzere, herkesin futbol otoritesi olduğu bir ortamda/ ülkede örneklemeler yapmaya kalkışmak zahmetten başka bir anlam taşımaz çünkü.

Unutmadan…

Ne diyordu o genç futbolcu, kendisine uzatılan mikrofona görüş bildirirken; “canımız yanıyor, içimiz acıyor.

Bu can yakmaların, bu hakka girmelerin bir gün gelip, şaşmaz bir terazide ölçüldükten sonra hak yiyenlere pek acı bir biçimde fatura edileceğini düşün/e/meyecek olanlara bu sözlerin bir anlam ifade etmeyeceğini elbette biliyorum.

Demem o ki, bilhassa Türkiye’de futbol, futboldan başka her şeydir. Hakkı, adaleti, vicdanı, dürüstlüğü ve kısacası, insana insan olduğunu dahi unutturur. Ve insan bu duruma gerçekten hayret ediyor.  

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2822/mevzu-futbol-ise-insanlik-teferruat-midir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar