Eyvah! Saman ithal ediyoruz, tarım sektörü battı

Türkiye kalkınma yolculuğunda önemli mesafe aldı. Öyle ki dünün rakamlarıyla bugünün değerleri yan yana konulduğunda fark ortaya çıkıyor. Türkiye’nin çok partili hayata geçtiği 1946 yılında toplam ihracat 215 milyon dolardır. 1990 yılında 13, 2000 yılında ise 28 milyar dolara ve 2018 yılında ise 170 milyar dolara yükselmiştir.  Görüldüğü yıllara göre gibi artış kayda değerdir. Tabii  1980-1990’lı yıllarda ihracat içinde geleneksel tarım ürünleri önemli paya sahipken, son yıllarda yüksek  ve orta yüksek teknolojili ürünler ihracatının toplam ihracattaki payı yükselmeye başlamıştır. Bu durum Türkiye’nin teknoloji üretiminde yükselişte olduğunu göstermektedir ve bu ürünleri ihraç edecek rekabet güç ve kabiliyetine sahip olduğunu görmek bakımından önemlidir. 

Türkiye küreselleşme süreciyle birlikte uluslararası rekabette farklı anlayışların yükseldiği 2000’li yılların başından itibaren insan kaynakları, bilim ve teknoloji geliştirme alanında önemli atılımlar yapmıştır. Özellikle ortaya konulan 2023 vizyonu tüm sektörlerin topyekun “yenilenerek gelişmesini” zorlamış ve bu çerçevede GSYH’nın 2 trilyon dolara, ihracatın 500 milyar dolara çıkarılması, tarım ve turizmin ihracata katkılarının 50’şer milyar dolara yükseltilmesi ve Ar-Ge’ye %3 pay ayrılması gibi iddialı hedeflere odaklanılması sağlanmıştır. Şüphesiz bu süreç tüm sektörlerin kendi potansiyellerini sorgulamalarına ve strateji belirleyerek harekete geçmelerine yol açmıştır.

Yorum mu yoksa niyet farkı mı?

Doğru, akılcı yorum yapmak bilgi birikimi ve beceri gerektirir, hele mesleki uzmanlık gerektiren konularda yorum yapmak özel dikkat gerektirir.

Oysa bazen sabır zorlayan yorumlar ve manşetlerle karşılaşıyoruz.

Pekala “sabır zorlayan yorumlar” nasıl ortaya çıkar?

Kısaca gerekli yeterliliklere sahip olmamaktan kaynaklanır, denilebilir. Yanlış yorum; ya samimi olunduğu halde ya da art niyetle ortaya çıkabilir. Bunlardan ilk gerekçe masum kabul edilebilir, ancak ikincisi kesinlikle masum kabul edilemez.

Konuyu biraz daha açacak olursak yanlış veya hatalı yorum;

  • ya doğru verilere ulaşmak için yeterli çaba sarf etmemekten,
  • ya sağlıklı bilgi içeren kaynaklara ulaşamamaktan,
  • ya doğru yöntem kullanmamaktan,
  • ya analiz ve sentez yeteneğine sahip olmadan yorum yapmaya kalkmaktan,
  • ya tek merkezli bilgi kaynaklarından beslenmekten,
  • ya da olaylara tarafsız bakamamaktan yani yanlı bakmaktan kaynaklanabilir.

Tabii yapılan yorumlarda yanlılık (sübjektivite) yani bilerek, farkında olarak hatalı ve sorunlu yorumlar ortaya konuluyorsa durum vahimdir ve ısrarla aynı tutumda devam ediliyorsa bu durumda “sabır zorlayan yorumlar” ile karşılamak söz konusu oluyor…

Öyle ki; bazen bir konuda yanlış ve hatalı yorum ve eleştirilerin dozu artınca, meslek dışından insanların da sabrı zorlanabiliyor, tepki vermelerine neden olunabiliyor.

Dış Ticarette “saman” faktörü!

İşte güncel bir örnek olarak “Türkiye’nin saman ithalatı”  konusuna bakalım. Bazıları tarafından ezber edilmiş olan saman ithalatı konusu hep şu şekilde ifade ediliyor. “Türkiye geçmişte kendi kendini doyuran dünyadaki 7 ülkeden biriydi, şimdi saman ithal ediyoruz, tarımda dışa bağımlı hale geldik!…”

Pekala bu doğru ve rasyonel bir yorum ve eleştiri midir? Hayır.

Neden? Çünkü Türkiye; artan tüketim çeşitliliğine rağmen tarımda kendine yeterlidir ve bugün tarım ürünleri ihracatı 17 milyar dolarken ithalatı 12 milyar dolar kadardır. Buna göre tarım dış ticareti pozitif değer üretmektedir ve Türkiye net tarım ürünleri ihracatçısı ülke durumundadır. Hatta bugün tarım sektörü tek başına, 60 milyon nüfusa sahip 1993 yılı Türkiye’sinin tüm sektörleriyle elde ettiği toplam ihracat tutarından (15 milyar dolar) daha fazla ihracat geliri elde etmektedir. Yine bugün tarım sektörü, 1980 Türkiye’sinin toplam ihracatından 6 kat daha fazla ihracat geliri sağlamaktadır. Ayrıca tarımsal üretim değeri bakımında Türkiye dünyada ilk 7’de Avrupa ülkeleri arasında ise ilk sıradadır.

Tabii burada nüfus etkenini de dikkate almak gerekir. 1945 yılında 18 milyon olan ülke nüfusunun, 1980 yılında 45 milyona ve 1990’da 56 milyona ve 2000 yılında ise 68 milyona yükseldiğini de dikkate almak gerekir. Çünkü Türkiye’nin bugünkü nüfusu 80 milyonun üzerindedir ve 1980 yılına göre ülke nüfusu %78, 1990 yılına göre %43 ve 2000 yılına göre nüfus %19 artmıştır. Ayrıca Türkiye’ye gelen yabancı turist sayısı ise 1990 yılında 5 milyon ve 2000 yılında ise 10 milyon iken bugün 40 milyona ulaşmıştır.

Buna göre 1980’den bugüne bakıldığında Türkiye’nin artan nüfusunun ve turizm sektörünün gıda ihtiyacını karşılamak yanında, net tarım ürünleri ihracatçısı olması Türkiye’nin tarımdaki başarısını göstermektedir. Tabii burada çok daha büyük bir başarı hikayesi ortaya konulabilir miydi? diye sorulacak olursa, buna “elbette hep daha iyisini yapmak mümkündür!” diye cevap vermek söz konusudur.

Saman tekerlemesi ve sabrı zorlananlar!

Yukarıda belirtmiştik! Yanlış yorum ve eleştiriler karşısında sabrı zorlananlar sadece tarımcılar değil, tarım dışı alanlarda kendi alanlarında uzman kimseler de var.

İşte saman ithalatının istismar konusu haline getirilmesi ilginç bir örnek olarak karşımızda duruyor. Evet nadir de olsa Türkiye iklimsel nedenlerle ihtiyacı karşılamaması nedeniyle saman ithalatı yapmıştır ve ihtiyaç duyulduğunda yapmaya devam da edecektir. Son dönemde gündeme gelen saman ithalatı ile ilgili olarak rakamsal büyüklük toplam ihracatın on binde  3’ünden daha düşüktür. Dolayısıyla değer bakımından saman ithalatına ödenen değer tarım ürünleri ithalat ve ihracat değerinin çok çok küçük bir bölümüne karşılık gelmektedir. Bu da gösteriyor ki; “eyvah saman ithal ediyoruz, tarım sektörü yandı, bitti, kül oldu!” demek; yanlış ve hatalı bir yorum ve eleştiridir.

Bu durum kendi alanları dışında olmasına rağmen bazı önemli isimlerin de “saman” konusunda yazmalarına yol açmış, tepki vermelerine neden olmuştur. Konuyla ilgili tepki veren güvenlik politikaları uzmanı sayın Mete Yarar önemli bir örnek olarak ortadadır. Öyle ki sayın Mete Yarar 29 Mart 2018 tarihli makalesinin başlığını "Neymiş Kardeşim Bu Saman" olarak koymuş ve köşesini Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileriyle destekleyerek “saman” konusuna ayırmış ve saman ticareti ve tarım sektörü üzerine araştırma yapmasına yol açmış. Kendisi özetle konuyu şöyle ifade etmiş: “… Beni bilenler bilir, uzmanlık alanımın dışına çıkmaktan hoşlanmam ancak bir konu var ki devamlı önüme geliyor. Ben de bu konuda gerçekten ne olmuş bir bakayım demek zorunda kaldım. İşim gereği Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği son noktayı ilgilenenlere duyurmaya çalışıyorum. Örneğin Zeytin Dalı Harekatı’nda sıklıkla ismi geçen SİHA’larla ilgili konularda birkaç yıldan beri sıklıkla paylaşım yapıyorum. Bunun terörle mücadelede nasıl bir kuvvet çarpanı olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bunu anlatırken de maalesef özellikle sosyal medya üzerinden bir eleştiriye uğruyorum. Eleştirenler genellikle “İyi güzel anlatıyorsun da biz yurt dışından saman ithal eder hale geldik” diyorlar… Arkadaşlar ben savunma konusunda bilgi verirken tarıma nasıl geldik diye onlarca defa yazdım ama baktım bunların uslanacağı yok. Ben de bu saman konusu nedir? diye araştırdım. Öncelikle iki kez hava ve üretim modeli değişikliği nedeniyle Bulgaristan’dan saman ithal etmişiz. Birinde 5 bin ton, diğerinde 9 bin ton saman ithal edilmiş. Tonu yaklaşık 40 dolar. Yani son alınan saman için ödenen para 360 bin dolar. Anlayamadığım bir konu daha var. Sanki geçmiş yıllarda bu ülkede biz hep refah içinde yaşamıştık da ben mi gözden kaçırdım. Ekmeğin karne ile dağıtıldığı yer başka bir ülke miydi… Kuyruklarda beklediğim zamanlar 1980 öncesi değil miydi? Neredeyse her şey için kuyrukta değil miydik? 1980 sonrasında devlet parasız yatılı okullarında okurken ödenek bittiği için aynı yemeğe aylarca talim etmiyor muyduk?...”

Basın konuyu nasıl ele alıyor?

Bir de genel olarak yaygın medyada konuyla ilgili basında çıkan haberlere bakalım. Bu yazıyı kaleme almaya başladığım günlerde bir arama motoruna "Saman ithalatı" yazıp arama yapınca 484 bin kaynak ve linki sıralanıyordu... Bunlardan internet yayıncılığı yapan basından ilk sıralardaki 10 tanesini dikkate alarak manşetler ve içerik bakımından incelemek istedim. Böylece basında çıkan haberlerle yapılan yorumlar arasındaki uyum yada uyumsuzluk hakkında bilgi sahibi olmayı amaçladım. Basında da yer alan ilginç başlıklar ve yorumlara şöyledir:

  • Anadolu Ajansı: “Saman ithal ediliyor'' eleştirilerine yanıt"
  • CNN Türk: "Bulgaristan'dan saman ithalatı başladı! İlk gemi yanaştı."
  • Dünya Gazetesi : "Türkiye beş yıl sonra saman ithal ediyor."
  • HaberTürk Gazetesi: “Saman karaborsaya düştü, 9 bin ton ithal ediliyor”
  • Hürriyet Gazetesi: "Saman İthalatı." Saman İthalatı”
  • Hürriyet Gazetesi: Saman altınla yarışınca mısır sapına rağbet arttı.”
  • Karar.com: “Mete Yarar - Neymiş kardeşim bu saman “
  • Sabah Gazetesi Meliha Okur: “Elin samanına niye muhtacız!”
  • Sözcü Gazetesi "Türkiye beş yıl sonra saman ithal ediyor"
  • Tarımdan Haber: “Saman ithalatı ihtiyacın sadece yüzde 0.1'i kadar!”

Görüldüğü gibi; haber başlıkları daha çok olumsuz ifadeler ile konuyu anlatmaktadır. Haberlerin içeriklerine bakıldığında ise yine büyük ölçüde olumsuzluk yüklenmiş içerikler söz konusudur. Bu durum bir bakıma saman ithalatı konusunun objektif verilerle desteklemeden haberleştirildiğini ve yazarların, kuruluşların önemli ölçüde uzman bilgiye dayanmak kaygısı duymadıklarını ve magazin kaygısının öne çıktığını göstermektedir. Sonuç itibariyle; toplumu aydınlatmakla görevli yazarların, basın ve medyanın yorum yaparken toplumun doğru bilgilerle buluşturulmasına yönelik hassasiyet içinde olmaları son derece önemlidir ve bu çerçevede yorum yaparken uzman ve objektif bilgiye ulaşarak topluma doğru bilgiler sunulmasının “toplumun en saf ve samimi isteği” olduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2801/eyvah-saman-ithal-ediyoruz-tarim-sektoru-batti.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar