Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı

Eklenme Tarihi: 30.01.2019 08:24:00 - Güncellenme Tarihi: 26.01.2020 11:03:51

       İnşallah rahmetli Dişçi İbrahim lakaplı İbrahim İnan?ın sohbet kasetinden kaldığımız yerden devam ediyoruz: 

   Malumunuz Cüneyd-i Bağdâdî (k.s) der ki: "Bu tarikata inanmak bile keramettir." Hatta bir vasiyetinde "Bu taifeye ve bu taifenin sözlerine inanan birisini görürseniz, bana da dua etsin" buyurmuşlardır.

         İmâm-ı Rabbânî (k.s) bu hususta şöyle der; "Velilerin zahirleri öldürücü zehirdir. Sadece zahirlerine bakıp haklarında suizanda bulunanlar helak oldular. Batınları ise nur kaynağı, felah kaynağı ve selamet kaynağıdır."

         İbrahim Hakkı Erzurumlu Hz.leri ise şöyle der: "Eğer avam (halkın genel seviyesi) velilerin batınlarını görselerdi ilah diye taparlardı."

          İşte bu ifadelerden anlaşılan o ki, velilerin gönülleri Allah sevgisiyle çağladığından olsa gerek bu tür sözler ağızlarından sadır olabiliyor. Nasıl sadır olmasın ki, Yüce Allah Hadis-i Kudside ?Yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım? buyurmakta. Nitekim Ebû?l-Hasan-ı Harakânî (k.s.) ?Kırk yıldır öyle bir haldeyim ki, Allah gönlüme ne zaman nazar etse O?ndan başkasına yer yoktur? demekten kendini alamaz da. O halde hakiki mümin olmak gerektir. Zaten hakiki müminler mum gibi erimeyip ancak mum gibi etrafını aydınlatabiliyorlar. Öyle ki İmam-ı Rabbânî (k.s.) "Biz bu tarikatta, en kabiliyetsiz müridimizi bile vukuf-i kalb ile uğraştırır, yine de ulaştırırız"  beyan buyurmakla mum gibi etrafını aydınlattıklarını göstergesidir bu söz. Nitekim vukuf-i kalbin anlamı; mümin olan bir insanın kalbini devamlı Allah?la meşgul etmesi, yani O?nu devamlı zikriyle anmaya çalışması demektir. Ve bu zikir kısa bir çalışma neticesinde semere verir de. Nasıl mı? İşte bu hususta bu yolu sistemleştiren Şah-ı Nakşibend (k.s.)?in sözlerine bakmak kâfidir elbet. Bakın Şah-ı Nakşibend (k.s) ne diyor: "Hayatımda gördüğüm bir şey benim ciğerimi dağladı. Bir baktım Mina Pazarı'nda bir genç ellibin altınlık alışveriş yapıyordu, ama bir an olsun kalbi Allah?tan gafil değildi, sürekli Allah'ı zikrediyordu ve kendi kendime dedim ki ?Maşallah el kârda gönül yâr da.?  Fakat bir başka biri de Kâbe?nin kapısına yapışmış ağlamaklı halde gördüm, öyle ya Kâbe?de ne için ağlanırdı ki, ancak kalbine nazar ettim bir baktım Allah?tan gayrı bir şey (dünyalık) istiyor. Bu kez kendi kendime dedim ki her şey göründüğü gibi değilmiş, gaflet içindeymiş meğer.?

          Şah-ı Nakşibend (k.s.)?ın halifesi Şeyh Alâeddin Attâr?da şöyle der: "Bu Tarikat-ı Nakşibendiyye yolunda her şey iki üç günlük amelin neticesidir. İnsan bu tarikatta iki üç gün can-ı gönülden sadakatle çalışırsa kendisinde nurani haller meleke kesb edeceği muhakkak. Hatta bu durumda artık bazı şeyleri gayrı ihtiyari yapmaya başlar da.?

         Gavs-ı Bilvânisî Seyyid Abdûlhakim (k.s.) ise şöyle der "Daha bizim için buraya gelen olmadı. Kimisinin derdi var ondan geliyor. Kimi arkadaşının telkiniyle geliyor, kimi bakalım nasıl birşeymiş diye geliyor. Hepsi bir sebeple geliyor. Olsun zararı yok, yeter ki bu halkanın içine girsinler de nasıl girerlerse girsinler, olur ya belki onların yüzü suyu hürmetine kurtulur.?

         Evet, öyle bir zamanda yaşıyoruz ki artık zaman iman kurtarma zamanı olmuş, dolayısıyla bu yolda gelene gelme denilmeyeceği gibi gidene de gitme denilmez.  Ah birde bu yola girenler layık-ı veçhiyle yaşamış olsalar bak o zaman seyru sülûkunu bitirmeleri her an mümkün diyebiliriz. İşte bu yüzden Seyda adıyla meşhur Seyyid Muhammed Raşit (k.s.) "Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı" der. Hiç kuşkusuz hazineden maksat manevi sermayedir. El kârda gönül yâr da olana hidayet kapıları açılır da. Nitekim Gavs-ı Bilvânisî (k.s.) bir sohbetlerinde şöyle der; "Biz, buraya gelene çuvalla un vermek istiyoruz. Gelen de avuçla kaşıkla alıyor. Onu da daha buradan çıkmadan döküyor. Ya yolda döküyor, ya da dışarı çıkıp döküyor. Bu durumda bize yılmamak düşer. Keza buraya öyle sofiler geliyor, kuru meşe odunu gibi, düz dikiyor tutmuyor,  ters dikiyor yine tutmuyor, şüphe yoktur ki hidayet Allah?tandır. Yine öyle sofiler var ki, daha taharet almayı ve altını temizlemesini bilmiyor. Hatta öyle sofiler var ki, bir emir versek imanını kaybedecek olanlar var. Eeh bu durumda biz daha ne yapabiliriz ki. Artık sofilere biz mürit olduk dersek yeridir. Ancak şu da var ki kalpler ve niyetler güzelleşirse, elbette ki Allah'ın muamelesi de ona göre olacaktır." Ve sohbetini Peygamberimiz (s.a.v.)?in şu iki güzel hadis-i şerifiyle: "Kalplerinizi ve niyetlerinizi değiştirmediğiniz müddetçe Allah'ın size olan muamelesi de değişmez" ve "Ameller niyetlere göredir" deyip öyle bağlar

         Gerçekten de şayet niyetler halis olursa bu kutsi yolda bir takım ufak tefek arızalar görmezden gelinebiliyor. Nitekim Seyda (k.s)  bu hususta şöyle der:

       "Buraya, öyle sofiler geliyor, daha yeni tövbe ediyor, hatta gusül abdesti almadan veli olan var. Malumunuz, gusül abdesti almadan bu tarikatta rabıta, vird, teveccüh ve hatme verilmez. Ki,  tüm bu ameller Hacegan yolun besmelesi gibidir. Öyle sofiler var, artık tarikatın en son amelini yapıyorlar, ama Allah vermiyor, biz ne yapalım? Ancak şu da var ki gerçekten Can-ı Cananı canı gönülden arasalardı, şüphesiz verilecekti. Zira "Bizim uğrumuzda çaba sarf edenlere elbette yollarımızı gösteririz (hidayet kapılarımızı açarız)" hükmü ayetle sabittir. Allah (c.c) asla ve kat?a yalan söylemez, verdiği sözü yemez de. Bakın şeytan bile verdiği sözü yemiyor, tüm var gücüyle Allahın kullarını saptırmaya çalışıyor da. Madem öyle şeytan şeytanlığıyla verdiği sözü yemezken, hâşâ Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah? mı sözünü yiyecek?"

          Evet, bu Tarikat-ı Nakşibendîye nisbeti Ebû?l-Hasan-ı Harakânî (k.s.)?den Ebû Ali-i Fârmedî Tûsî (k.s.)?e devr olunacaktır. Malum, Ebû Ali-i Fârmedî Tûsî (k.s.)  aynı zamanda İmamı Gazali Hz.lerinin de şeyhidir. Bakıni Şah-ı Nakşibend (k.s.), Ebû Ali-i Fârmedî Tûsî (k.s.)  hakkında ni diyor: "O'nun ruhuna nazar ettim, ruhunda ne bir renk, ne de bir şekil vardı. Aslında bu nişansızlık olanlara ait bir alamettir." Bu arada kendi ruh dünyasına yöneldiğinde ise şöyle der: "Ruhuma nazar ettim, ne bir renk ne bir iz vardı."

          Ebû Ali-i Fârmedî Tûsî (k.s.) de şöyle der; "Bir gün derinlere dalmış bir halde ?Bana gençliğimde gelen bir takım hal ve keşifler, acaba sonrasında daha aynı derece ve kemalatta niye gelmiyor diye düşünürken, dediler ki; Senin gençliğin Peygamber (s.a.v.)'in yaşantısına daha çok yakındı."

         Derken, bu Tarikat-ı Nakşibendî?ye nisbeti, Ebû Ali-i Fârmedî Tûsî (k.s.)'den HâceYusuf-i Hemedânî'ye devr olunacaktır. Şunu belirtmekte fayda var, aslında Hâce Yusuf-i Hemedânî (k.s.)?in lakabı İmam-ı Rabbani?dir. Fakat o, bizim İmam-ı Rabbani olarak algıladığımız zat değildir. Doğrusu O, Türkiye'ye ve bütün Avrupa yakasına ve Orta Asya'ya, bu Tarikat-ı Nakşibendî?ye nisbetini yayan kol başıdır.  Yani hem Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.)?a, hem de Ahmed Yesevi'ye şeyhlik yapan zattır O.  İşte bu bağlılık nedeniyledir ki Bektaşi tarikatının bir kolu da Hâce Yusuf-i Hemedânî (k.s.)'ye dayanır. Keza Mevlevi tarikatının bir nisbet bağıda öyledir. Günümüzde ise malum,  Hâce Yusuf-i Hemedânî (k.s.) bu Saadat-ı Nakşibendî yolunu kıyamete kadar sürecek kolun Gavs-ı Sani?ye ulaşan halkasında yer alan Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.)?ye devredecektir. Hatta bundan daha da dikkat çeken husus var ki, o da Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.)?ın ruhaniyetten şeyhi Hızır (a.s.) olması hasebiyle hafi zikir talimatını ondan talim eylemiş olmasıdır.

        Bakın, Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.)?e bir gün demişler ki:

      "-Efendim bu tarikatta olan bir zata şeytan ulaşır mı?"

      O da şöyle cevap vermiş:

      "-Bu tarikatta olan zat fenan'ın sınırına varsa bile, şayet kızarsa şeytan ona da ulaşır. Fenaya ulaşanda ise kızmak yoktur, gayret vardır.  Hiç şüphe yoktur ki gayret edenden şeytan kaçar da."

      Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.) bir gün sohbet meclisindeyken Müslüman kılığına girmiş Hıristiyan papazı bir genç, sohbet esnasında şöyle bir soru sormuş:

      "-Efendim, Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şerifinde: "Müminlerin ferasetinden (İnce bakışlarından) sakının. Zira o Allah'ın nuruyla nazar eder" buyurmakta, bu ne demektir?"

     Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.) şöyle cevap vermiş:

      "-Bu demektir ki sen zünnârını (Zinnar: papazların beline bağlamış olduğu örme bir kuşak) çözesin."

       Genç Papaz bir anda rengi solup şaşkına döner ve itiraz eder:

      "-Hâşâ benim zünnârım mı var?"

       Tabii Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.) büyük bir şeyh,  hadimine işaret etmiş ve hadimi de üzerindeki giysiyi sıyırdığında gömleğinin altında beline doladığı o örme zünnâr görülür de. Derken o genç zünnârı çözüp huzurunda tövbe edip Müslüman olur bile. Akabinde Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.) sofilere dönüp şöyle der;

      "-Bakın bu zahirde zünnârını çözenlerden af dileyenlerden ve affedilenlerden oldu. Gelin biz de batınlarımızdaki zünnârımızı çözelim, biz de af dileyenlerden af edilenlerden olalım."

      Anlaşılan o ki, bu yolda en ufak kibre ve enaniyete yer yoktur ve kabul görmez de.  İşte bu yüzdendir ki Seyda (k.s.)şöyle der: "Bu Nakşibendî Tarikatında ?ben? diyende hiç bir şey yoktur."

        Zünnûn-ı Mısrî (k.s.)?da öyle der; "Senin O'nu görmene perde ne arşdır, ne de kürs'dir, ne de semavat. Senin O'nu görmene perde senin benliğinin ölçüsüdür."

        Seyyid Taha (k.s.) ise şöyle der: "Bu Tarikat-ı Nakşibendiyye yolunda asla kibir, ucub, gurur ve riya olmaz. Hem nasıl olur da bu tarikattan biri irşada çıkıp da halkı görmez ki.?

                 (Konunun devamı haftaya: Halvette Şöhret vardır, Şöhret ise Afettir başlığıyla devam edecek)

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2798/daha-bizim-hazinelerimizin-kapisini-calan-olmadi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM