HAYAT: Yeniden bir daha mı?

Eklenme Tarihi: 27.01.2019 10:19:00 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 02:16:21

Şairlerden, filozoflardan, romancılardan, büyük sanatkârların çoğuna göre; hayatın nasıl yaşanması gerektiğini hayatın sonuna doğru yaklaştığımızda öğreniyoruz. Ölmek üzere olmak, yaşadığımız hayata ışık tutuyor.

Hayatın başlangıçlarından, çocukluk döneminden çıktığımızdan itibaren hayatı kazanmak amacıyla yaşamaktan kaçtığımızın hiç farkında bile olamıyoruz. Hayatı, sadece çocukluk döneminde yaşıyoruz. Onun için hep çocukluğumuza özlem duyarız. Ağlamamız da, gülmemiz de sahicidir çocukken.

Çocukluktan çıktıktan sonra tek amacımız hayatı kazanmak haline dönüşünce; mutluluğu, içimizde çocukça olanı, duygularımızı, oyun oynama isteğimizi unutuyoruz. Hata yapmamak için kendimizi sıkıyoruz, ciddiyet ruhuna sarılıp kendi şahsi ahlakımızı başkalarının ahlakına feda ediyoruz. Belki en önemlisi de, an denilen hazineyi har vurup harman savuruyoruz. Anın bizi kuşatan sahiciliğini bozuyoruz. Yaşadığımız anı bozmanın, kendimizi bozmak olduğunu düşünmüyoruz.

1985 yılında Arjantin?li Jorge Luis Borges, 85 yaşına geldiğinde, Anlar şiirinde nasıl yaşamak gerektiğini anlar ama ?ve biliyorum. ÖLÜYORUM? der. Hayatı nasıl yaşamak gerektiğini ölürken anlamak kadar acı verici ne olabilir ki!

?Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

İkincisinde daha çok hata yapardım.?

En önemlisi de, ?kusursuz olmaya çalışmazdım", der.

Evet, kusursuz olmaya çalışmak kadar insanı eylemsiz bırakan ne olabilir ki! Belki bütün eylemlerin sonuçsuz kaldığını düşünmek. Oysa ikisi de aynı sonuca götürür insanı: İnsanın eli kolu bağlanır, bir yere çivilenip kalınır ve insan kendi eliyle kendini öldürür. Kusursuz olmaya çalışmak kadar insana ihanet eden başka hangi duygu ve düşünce olabilir ki! Buna rağmen kusursuzluk, mükemmellik herkesin ideali olmaya da devam eder.

Kusursuz olmaya çalışmak, Borges?in, ?gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine? derken sırtımıza aldığımız gereksiz yüklere işaret eder. Oysa kusursuzluğun hayatta karşılığı yoktur. Geçmişin insanı utandıran ya da sevindiren hatıraları ile geleceğin henüz gelmemiş hayal, umut, kaygıları arasında sıkıştıran bir hayat, yaşanmaya ne derece değer ki! Geriye kalan; ?Anlar, sadece anlar? Siz de anı yaşayın!? çığlığı, bütün anlarını bitirmiş 85 yaşında Borges?in çığlığıdır.

Anın yaşanması, kolay değildir elbette. İnsanın mutluluğu da trajedisi de onun yaşanma biçimine bağlıdır. Çünkü anın, insanı baştan çıkarıcı bir tarafı vardır. İnsan, anın baştan çıkarıcı cazibesine kapılabilir. An, kendi içinde sonsuzluk taşıyan bir sonluluktur. Aynı zamanda an, sınırlı bir zaman diliminden sonsuzluğa gidişin de tecrübesini yaşatır. Ondaki sonluluk ile sonsuzluk arasındaki sentezi yakalayabilen için değerlidir an.

Borges gibi Gabriel Garcia Marquez?in Veda Mektubu da, ölüme bir adım kalmış bir yazarın hayat hakkındaki düşünceleri bakımından önemlidir. Marquez, 87 yaşında ölmeden önce okurlarına bıraktığı mektupta; hayatın sonuna geldiğinde insanlardan çok şey öğrendiğini ama artık bunların pek işe yaramayacağını yazar: ?Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde? Artık ölebilir miyim?? diye bitirir mektubunu.

Peki, Tanrı Marquez?e hayatı yeniden bağışlasaydı, neler yapardı? Okurlarına, son derece basit ama derin anlamları olan ifadelerle neler yapabileceğini söyler: ?Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse,? Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.? ?Basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir?dim. ?Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin (kendisini) göstermesini beklerdim.? ?Ve aşk içinde yaşardım.?

Marquez, ölümün yaşlanmayla değil, unutmayla geldiğini, aşktan vazgeçince de insanın yaşlandığını anlatırdım, der. ?Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse,? Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.? ?Basit giyinir, yüzümü güneşe çevirirdim." ?Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin (kendisini) göstermesini beklerdim.? ?Ve aşk içinde yaşardım.?

Marquez, ölümün yaşlanmayla değil, unutmayla geldiğini, aşktan vazgeçince de insanın yaşlandığını anlatırdım, der. ?Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini? öğrenen Marquez, bütün insanlara, kendilerini sevdiğimi ikna etmek için sürekli çabalardım diyerek, sevgiye vurgu yapar. Dostoyevski?nin Karamazov Kardeşler?deki Zosima Dede?nin öğüdü de böyledir. Çünkü Tanrı bütün sırrını, varlığın içine koymuştur. Onu sevmek, bunu anlamaktır da.

Marquez?in de Borges?in de hayatın sonunda öğrendikleri, kendileri için öğrenilmiş olanlardır. Kazası olmayan hayatın sonunda, her ferdin kendi tecrübelerinden elde ettikleri aynı olmasa da, ortak olan noktalar oldukça çoktur.

Nasıl yaşanması gerektiği, ölümün ışığında mümkün. Bizim öğrendiğimiz temel nokta buradadır. Bizler aslında yaşamayı öğrenirken, Sokrates misali, ölmeyi de öğreniyoruz.

Ali Osman Gündoğan

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2789/hayat-yeniden-bir-daha-mi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI