Fenerbahçe’yi yazamamak!

Türk futbolunun güzide kulüplerinden Fenerbahçe’nin inanılmaz ve tanımlanamaz düşüşü sürüyor. Doktora tezlerine konu olabilecek bir başarısızlık. Sadece futbol tekniği açısından değil, işletme yönetimi bağlamında da, spor yönetimi odağında da…

Fakat işbu yazının konusu bunların hiçbiri değil, odağı “tarihi başarısızlık” olmakla birlikte. Yine bu başarısızlık kapsamında bir yazı okuyacaksınız ancak, bir türlü yazılamama boyutuyla. Yani öyle bir başarısızlık ki, neresini, hangi boyutunu yazmak için iki cümle düşürseniz ak kâğıda, problemler ordusu üzerinize saldırıyor adeta, “beni yaz, ben daha önemliyim bu başarısızlıkta” diye.

Teknik direktör değişikliğinin ardından hemen herkesin zihninde/ gönlünde bir umut ışığı doğmuştu. Zira bu teknik direktör, kariyeri bilinen, takımı şampiyon yapan ve taraftarların büyük bir çoğunluğu tarafından da yoğun biçimde istenen Ersun Yanal’dı.

Ersun Hoca takımın başına geçtiği ilk günlerde bu sütunda kaleme aldığımız “Ersun Yanal kötü gidişe dur diyebilecek mi?” başlıklı yazıda (25.12.2018), başarılı olacağına inandığımızı ifade etmiş ve fakat bunu birkaç şarta bağlamıştık. Yönetim desteği, transferde dediklerinin olması ve takımın yarısının değiştirilmesi gibi… Ne yazık ki, bunlardan sadece yönetim desteği -belki de şimdilik- açık biçimde görünüyor. Transfer odaklı şartlar gerçekleşmedi henüz. İki oyuncu geldi, üçü gitti… Hepsi bu.

Ersun Hoca geldikten sonra, mutlaka bir “sihirli” dokunuş yapacağı düşünülüyordu kamuoyu tarafından. Kariyeri ortadaydı. Taraftarın çoğundan açık destek alıyordu. Fakat olamadı bir türlü.

Fenerbahçe’nin galip geldiği AZ Alkmaar hazırlık maçıyla, Ziraat Türkiye Kupası’nda oynadığı iki Ümraniyespor maçını izleyince, açıkçası Ersun Yanal’ın işinin “zor” kelimesiyle tanımlanamayacağını, durumun neredeyse “imkânsız” kavramının futboldaki karşılığı olduğunu acıyarak ve hayretle gördüm.

Ziraat Türkiye Kupası’na veda ettiği Ümraniyespor maçından bir gün önce, yazacağım ilk yazının başlığı “Fenerbahçe tribünü bu iki maçı almak zorunda” olsun diye düşünmüştüm.  

Bir türlü yazamadığım o yazıda, Süper Lig’in ikinci yarısına bir puanla başlayan ve durumu giderek tehlikeye giren Fenerbahçe’nin ligin dibine demirlememek için evinde oynayacağı Evkur Yeni Malatyaspor ve Göztepe maçlarını alarak büyük bir moral kazanacağını, ancak bunu sahadaki futbolcuların değil, “12. Oyuncu” ve aslında takımın asıl sahibi olan cefakâr taraftarın yapabileceğini söyleyecektim. Fenerbahçe taraftarlarının durup dinlenmeksizin takımlarını desteklemek suretiyle, rakip oyuncuların başlarını döndürerek bu maçları almak zorunda olduğunu söyleyecektim.  

Bu iki maç tribünler tarafından alındığında İstikbal Mobilya Kayserispor deplasmanına yüksek moralle gidecek olan takımın bu maçtan galibiyet veya en azından beraberlik çıkarabileceği, sonrasında da Kadıköy’de büyük bir motivasyonla oynayacağı Atiker Konyaspor maçından galibiyet alabileceğine işaret edecektim. Ve ertesi hafta Vodafone Arena’da oynanacak olan Beşiktaş derbisine yine büyük bir moralle çıkacağını; buradan alacağı bir beraberliğin bile her şeyi az çok normale döndürmeye yetebileceğini yazacaktım. Yazamadım…  

Yazamadım zira, “Fenerbahçe’de şu noktada problem var fakat şurası iyi; örneğin defans sıkıntılı ancak orta saha çalışkan, forvet hattı tat vermiyor ama kale güvenli, pres yapılmıyor ancak top iyi çevrilip etkili paslar veriliyor, bindirmelerde olumsuzluklar olsa da geridönüşler iyi” vs. diyebileceğimiz hiç ama hiçbir olumlu iş yapılmıyor.

Hâl böyle olunca o yazıyı yazmadı kalemim. İnat etti, yazmadı. “Neye dayanarak böyle bir yazı yazacaksın; futbolcularda biraz kıpırdanma olacak ki, taraftar bitmeyen bir tezahürat ile o iki maçı alsın; sen bu futbolcularda böyle bir ışık görüyor musun” dedi ve yazmadı.

Sözün özü, Fenerbahçe takımı o kadar kötü, beceriksiz, acınası bir futbol oynuyor ki, oynadıkları ‘şey’e futbol demek, dünyadaki milyarların tutkusu olan o oyunun adına bile haksızlık olacak.

Ümraniyespor’a da yenilebilirsiniz, Pendikspor’a da, Fethiyespor’a da… Ezeli rakipleriniz de zaman zaman bunu yaşayabilir. Futbolda bunlar var, ancak bu sonuçlar sahada futbol adlı oyunun hakkını verdiğiniz, hatta vermeye çalıştığınız zaman kabul edilebilir. Koştuğunuzda, pres koyduğunuzda, şut çektiğinizde, defans yaptığınızda, yardımlaştığınızda, bindirmeler yaptığınızda, alan daralttığınızda, deplase olduğunuzda…  

Ne yazık ki, Fenerbahçe’de bunların hiçbiri yok! Ve bu haliyle de Fenerbahçe’yi Süper Lig bir yana, TFF 1. Lig’de dahi yenemeyecek takım yok!

İşte bu kapkara tablo sebebiyle, içimiz ezilerek, yazı başlığını “Fenerbahçe’yi yazamamak” şeklinde belirledik. Fenerbahçe’de futbol adına hiçbir şey olmadığı için Fenerbahçe’yi yazmak mümkün değil zira. Ya da şöyle diyelim; süper başarılara imza atan Fenerbahçe Basketbol Takımı’nda her ne var ise, futbol takımında onların hiçbiri yok!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2787/fenerbahceyi-yazamamak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar