Doçentlik konusu gittikçe karmaşıklaştı

Geçen yıl Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, üniversitelerde yardımcı doçentlik konusunu dile getirince YÖK de konuya çözümcü bir yaklaşım sergileyerek bir dizi tedbirler almaya başlamıştı. 1982’den beri tartışılan ve sorun olan bazı hususlar böylece açıklığa kavuşacak, mağduriyetler de giderilmiş olacaktı.

YÖK iyi niyetle bazı değişiklikler yaparak çözüm üretmeye çalıştı ama maalesef doçentlik getirilen çözüm, pek de “çözüm” olmadı.

2017’den önce akademisyenler, Üniversiteler arası Kurul’un kurduğu jürinin bilimsel yayınları değerlendirmesi ve yaptığı sözlü sınavla doçentlik ünvanını alırlardı. Doçent olmak için 65 olan yabancı dil puanı 2547 sayılı kanunun 24. Maddesinde, 22.2.2018 günü yapılan değişiklikle 55’e çekildi; unvan almak için sözlü sınav şartı da kaldırıldı. Sözlü sınav unvan alma aşamasından kaydırıldı; atama aşamasına aktarıldı. Bunu da isteyen üniversite yapacaktı. İsteyen üniversite kaliteyi arttırmak amacıyla getireceği başka kriterlerle beraber yabancı dil şartı da getirebilecekti.

11 aydır sitem yeni kararlara göre işliyor.

İşliyor da, bakalım verim alabiliyor muyuz?

Bu konu ile ilgili 17 Ocak 2018 günü ve 1 Ağustos 2018 günü birer yazı neşretmiş, muhtemel olumsuzluk ve aksaklıklardan söz etmiştim. Ne yazık ki, binlerce öğretim üyesinin olduğu Türkiye’de konuyla ilgili kimsenin gıkı çıkmadı. Herkes kapalı kapılar arkasında konuştu. Yaşanacak olumsuzlukları açıkça dile getiren pek olmadı.

Mesela yabancı dil için 17 Ocak 2017 günü şöyle demişiz:

Akademyada yabacı dil, dünyada kendi alanında olup biteni öğrenmektir ve bir Batı dili ile kendi alanında katkılarda bulunmaktır. Ama bizde amaçtan sapıldı ve sadece Doçentlik için istenen bir şey oldu. Bugüne kadar Doçentlik için yabacı dil meşakkati çekenlerin yabancı dil kullanımına bakalım: Çoğu sıfıra yakındır. Bu yüzden, hedefinden sapmış bu engelin kaldırılmasında fayda vardır. Hatta atama şartı olarak da konmamalıdır.

Yabancı dil sorununu doçentlik kadrosuna atamaya ertelemek de çözüm değil.

Sözlü sınav konusunda üniversitelere bırakılması sorunu çözmedi.  Mesele “sözlülü üniversiteler, sözlüsüz üniversiteler” veya “dil puanı yüksek üniversiteler, dil puanı düşük üniversiteler” meselesi de değil. Uygulama, pek çok sorunun yaşanmasına yol açtı. Sözlü sınav yapan üniversitelerin yaşadıkları sorunlar, muhtemelen YÖK’e iletiliyordur. Sözlü sınav jürisi üyelerinin karşılaştıkları güçlükler ve sözlü yapan üniversitelerin yaşadıkları güçlükler, konunun bir açmaza doğru sürüklendiğini göstermektedir.

Yıllarca üniversitede Yardımcı Doçent veya Dr. Öğretim Üyesi olarak ders vermiş birini sözlü sınav ile daha verimli hale getirmekten medet umulmamalı. Aynı şekilde yabancı dil puanını 55’ten yukarı çıkarmak da verimliliği ve kaliteyi arttırmaya hizmet etmez.

Duyuşumuza göre Sayın Cumhurbaşkanımız, yardımcı doçentlerin dil engeli için bu konuya parmak basmış. Dil puanı 55’e düşürülerek bu sorun halledilmiştir.

Yaşanmakta olan olumsuzluğu çözmek gene YÖK’ün elinde. Kesin çözüm şu: ÜAK’ın ünvanını verdiği akademisyenler, yeni şart aranmaksızın, her üniversitede kadroya atanmalı.

Değerli YÖK üyelerimizin yaşanmakta olan tedirginliğe duyarsız kalmayacaklarını tahmin ediyorum. Lütfen 35,40,45 yaşına gelmiş öğretim üyelerimizin hayat zorluklarına bir de doçentlik atama zorluğu eklemeyelim.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2782/docentlik-konusu-gittikce-karmasiklasti.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar