Zamane Hülagü’sünün Mehmet Âkif seferi!

Tahammül mülkünü yıktın, Hülâgû Han mısın kâfir!

Cengiz’in torunu Hülagû gerçekte İslâm mülkünü tahrib etmişti; İslâm mülkünün numüne-i imtisali olan Bağdat’ı yıkmıştı. 18. Asrın çalâk şairi Nedim o yıkımı genelleştirir, Hülâgû’yü tahammül mülkünü yıkmakla itham eder; bu yıkımların sınırına varmak demektir.

Burada “mülk”ün anlamını zamane Hülagü’sü için açıklamak mecburiyetinde kalabiliriz.

Hani adliyeye yolu düşüp de “Adalet mülkün temelidir” ibaresini görünce, adaletin gayrimenkullerimizi korumakla mükellif olduğunu sananlar gibi zamane Hülagü’sü de yanlış anlayabilir.

Mülk burada ülkedir, yurttur.

Hülâgû Nedim’e göre tahammül ülkesini yıkmıştır! Yani yıkıcılığın hududuna varmıştır!

Zamane Hülagü’sü de Mehmed Âkif yurdunu yıkmak istemiştir.

Evet, bizim için Mehmed Akif bir ülkedir! Ülkemiz’dir. Onu yıkmak isteyenler arasına zamane Hülagü’sünün katılması çok da şaşırtıcı değildir.

Abdülhamid üzerinden Mehmed Âkif’e saldırmak modasına, bir süre ve her nasılsa Tarih Kurumu Başkanlığı nöbeti geçiren Hülagü de katıldı. Âkif’e saldırarak kime hulus çakmak istedi, kendisi ilgili neleri unutturma gayreti içine girdi, bilemiyoruz.

Tevfik Fikret’le Mehmed Âkif’i bir kefeye koymak iz’ansızlığını kayda geçirelim. Dönemi için söz konusu olmayan sol ve sağ kavramlarıyla Fikret’i ve Âkif’i tanımlama saçmalığını da bir kenara koyalım. Ya hazretin zahir küçümsemek kastıyla Âkif’den “efendi” diye bahsetmesini ne yapalım?

Kendisine iade edelim diyeceğim ama bu kelimeyi onun sandığı gibi “tahfif” anlamıyla sadece tek parti temsilcileri kullanır. Bey, paşa da keza öyledir. Bizim kültürümüzde efendinin kullanım alanı geniştir:

1.Okumuş, tahsil ve terbiye görmüş kişi. 2. Çelebi, saygıdeğer, kibar insan, centilmen. 3. Seyyid, hoca, kadı, molla: İstanbul Efendisi (İstanbul kadısı). 5. Şeyh, pir. 6. Hükümdar. 7. 19.a.da şehzadeler bu unvanla anılmaya başlanmıştır. 8. Bey, yaşlı kimse.

Biz kendisine bu anlamlara bakarak “efendi” demeyeceğiz, ona yakışan hitap “bay”dır!

Âkif’in Abdülhamid dönemine müteallik söyledikleri bilinmektedir. Âkif bu dönemi bazı uygulamalarından ötürü yermiştir, daha sonra dönemin iyi taraflarını övmekten de geri kalmamıştır. Zamanenin Hülagü’sünün gözü öyle kararmıştır ki, Âkif’in İttihatçılar hakkında neler söylediğini Safahat’ta görememiştir. Biz sadece Âsım’dan “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem” bölümünü zikretmekle yetinelim. Burada zulüm ittihatçı zulmü, zalim de ittihatçılardır. “Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem”den kasıt nedir peki? İttihatçıların keyfi için hangi döneme sövmeyeceğini söyler Âkif?

Zamane Hülagü’sü edebi metnin ne anlama geldiğini bilemeyecek kadar sathidir. Bir edebiyat eserinde ifade edilenlerin hepsini yazarın benimsediği söylenebilir mi? Mehmed Âkif’in Oflu Mandal Hoca’nın abartılı Abdülhamid aleyhtarlığının tamamını benimsediğini iddia ayrı bir şey, onun bizzat Abdülhamid’i ikaz etmek için Yıldız camiine gitmesinden Mehmed Âkif’in Abdülhamidle görüşüp ona ihtarda bulunmak istediğini çıkarmak bambaşka bir şey!

İşte Hülagü’nün ifadesi:

“Çoktan beridir vardı benim bir derdim

Gideyim zâlimi îkaz edeyim isterdim

demesine rağmen gidip Abdülhamid’e ikazda bulunmaya cesaret edememiştir.”

Âkif eşittir Mandal hoca diyebilir misiniz?

Ya şu itham: “Mehmet Akif her nedense aynı dinî hassasiyeti, taşıdığı itikadî hassasiyet ve hiddeti, ne sözlerinde ne de manzumelerinde, ne İttihat ve Terakki yönetimine ne de Cumhuriyet hükümetine karşı izhar edebilmiştir.”

Âkif’in Cumhuriyet hükümetine karşı şiirler yazmasını isteyen bu zat, cumhuriyet devrimlerinin üzerinden 90 küsur yıl geçmişken kendisi neler yazıp çizmiştir? O dönemle ilgili hangi eleştirileri yapmıştır?

Gelelim, zamane Hülagü’sünün neden Mehmed Âkif mülkünü yıkmaya yürüdüğüne…

İşte onun Tarih Kurumu “nöbeti” ile ilgili bir âkil şahsın tesbitleri:

“Metin Hülagü dönemi TTK için tam bir Moğol İstilası dönemi gibi geçmişti. Hatta o gittikten sonra kurum personeli arasında "TTK'nın üstünden Hülâgü'nün ordusu geçti" değerlendirmesi yapılmıştı.

-Çalışanlara karşı mütearrız ve tehdit edici tavırlarıyla hatırlıyor onu herkes.

-Onun döneminde Kurum binasının üst katındaki, uzaktan gelen misafirlere tahsis edilen misafirhane, ailesiyle birlikte kendisine ve başkan yardımcısı na tahsis edilmişti.

- "TTK'nın kurumsal arşivi onun zamanında hurdacıya satıldı. Kıymet biçilemeyen bu arşivin ancak onda biri kurtarılabildi. Bundan dolayı hakkında Yüksek Kurum tarafından soruşturma açıldı. bu soruşturmada hurdaya satılan evraklar için yazılı değil sözlü emir verdiği anlaşıldığı için hadise satış komisyonunda imzası bulunan memurların başına patladı."

-Mimar Turgut Cansever'in eseri olan TTK binasının iç aksamına da hoyratça müdahalelerde bulundu. Kurumun içindeki toplantı salonunun ahşap aksamını söktürdü, verzalit oturma takımlarıyla döşetip anfiye çevirttirdi. Daha önce Cansever'in kapı yerine kalın siyah perdelerle örtülmesini uygun gördüğü bu salona kapı yatırdı ve toplantılarda iç kısmın boğucu bir havaya sahip olmasına sebep oldu. Bu müdahaleye Cansever'in kızının karşı çıkmasına rağmen dinlemedi. Binanın dışındaki bahçe duvarına, özenli duvar işçiliğinin üstünde sırıtan bir görünüme sahip güdük bir şelale yaptırdı (Hâlen duruyor). Kurum binasına daha başka müdahalelerde de bulunacaktı fakat görev süresi uzatılmadı. Görev süresi uzatılmamasına rağmen basın toplantısı yaparak istifa ettiğini açıkladı.

-Lisans eğitimini İlahiyat Fakültesinde tamamladığı hâlde bunu özgeçmişinde hep saklama ihtiyacı duydu. Nitekim http://kultursanattarihedebiyat.com/prof-dr-mehmet-metin-hulagu/ uzantılı güncel sitede lisans dönemi için "1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversites’ine devam etti." ifadesi var. Bu üniversitenin hangi bölümüyse artık?...

-Kurumda görevlendirdiği akademisyen bir arkadaşının daha önceki dönemlerde Yayın Kurulundan hakemlere dahi gönderilmeden geri çevrilen 10 küsur ciltlik bir eserini yayın kurulundan geçirdi ve hakem olarak kendini tayin ettirerek bastırdı. Bundan dolayı aldığı 30.000 TL'lik inceleme ücreti telif eserlere bile nadiren ödenen bir ücret olduğu için Yüksek Kurum'un tepkisini çekti ve buraya bağlı dört kurum başkanının ve yayın kurulu üyelerinin hakem olamayacağı yönünde bir karar almak mecburiyetinde bıraktı.

-Daha sonra hiç yayın kuruluna almadan, daha önce başka yayınevlerine bastırdığı bazı kitaplarını ve başkalarına yaptırdığı bazı çalışmaları Yüksek Kurum Yönetim Kuruluna taşıyınca TTK ile Yüksek Kurum arasındaki ipler âdeta koptu. Bu hadiseden sonra TTK'da yayın faaliyetleri neredeyse durma aşamasına geldi.

-Belleten'de yayımlanan makalelerin, en zayıf muhtevaya sahip olduğu dönem Hülagü dönemidir.

-Devr-i Hamid (Devr-i Hamîdî değil!) adlı editörlüğünü üstlendiği eserde kaleminden çıkmış gözüken "Padişah eşleri" ile ilgili bölümün Yılmaz Öztuna'dan intihal olduğu basına yansımıştı ve fakat üstü örtüldü... Sanırım Necati Doğru yazmıştı...  "https://www.sozcu.com.tr/2013/yazarlar/necati-dogru/bir-intihalcimiz-daha-oldu-410577/"

Yani Hülagü Kurumun imkânlarını şahsına ve ailesine peşkeş çekmekten başka çok az şey yaptı.

Bu mizaçtaki bir insan Mehmet Âkif'i sevebilir mi? Taban tabana zıt iki mizaç. Sevse şaşılırdı zaten...

Kendi adıma o dönemi hatırlamak bile istemiyorum.”


 


http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2767/zamane-hulagusunun-mehmet-kif-seferi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar