TARİHİN HANGİ KARANLIK UÇURUMUNDA OLACAKLAR?

Son sıcak gelişmeler, bütün politik zorlamalara rağmen, tarihin kendi derin vadisinde akmaya başladığını göstermektedir.

Kadim, köklü davaların, değerlerin kodlarıyla biçimlenen zihin, gündelik konjonktrün değişen etkilerinden sıyrıldığında, görünen, görünmeyen derinliklerde tarihi hesaplaşmanın yaşandığı görülecektir.

İçeride ve dışarıda çok sert, acımasız hesaplaşmalar, yüzleşmeler, yer yer hainliğin alçaklığın son sınırını geçen boğazlaşmalarla olmaktadır.
Dünyaya yön ve düzen vermeye çalışan güç odakları, tarihin istikametini değiştirmeye güç yetiremeyince yaşananlar şok etkisiyle ve daha sarsıcı, sancılı olmaktadır. Ankara’yı, Bağdat’ı hizaya sokmak isterlerken Birlikleri dağılabilmekte, Londra çatırdamaktadır. Benzer şok, bundan yüz yıl önce Çanakkale’de yaşanmıştı. Ne pahasına olursa olsun Çanakkale’nin geçilmesi ısrarını sürdüren Londra’ya İtilaf Devletler Başkomutanı Hamilton’un verdiği cevap ilginçti. “Eğer daha fazla ısrar edersek korkarım ki döneceğimiz bir Londra’da olmayacak.” İşgalci İngilizler Londra’ya döndü. Ne var ki çok geçmeden Türklerin direnişinden örnek ve ilham alan birçok sömürge ülkeleri bağımsızlık hareketlerine başladılar. İngiltere’nin başı fena ağrımaya başlamıştı.

Ortadoğu’dan, AB’ye uzanan hatta son zamanlarda gelişen olayları savaş, terör, göçmen tartışmaları ve en son Brexit ile İngiltere’nin birlikten ayrılma kararını, bugüne ve yarına muhtemel etkileriyle birlikte yeniden düşünelim. Hadise kolay izah edilecek bir değişim değildir. Yaşananlar değişimle izah edilse bile sadece sosyolojik, siyasal, ekonomik, kültürel kuvvetlerin etkisiyle açıklanamaz. Bütün bu ve başka kuvvetlerin birlikte harekete geçmesi, ‘tarihsel etki’ veya ‘tarihsel faktör’ dediğimiz gücü ortaya çıkarır. Bu güç harekete geçtiği zaman artık yaşananlar değişim değil depremdir; altüst oluş, yerine göre tarumar oluştur. Kadim Mısır’dan, Pers’e, Yunan’a, Roma’ya, Osmanlı’ya kadar büyük güçler böyle sallanmış, sarsılmış ve yıkılmıştır. O nedenle özellikle günümüzde olduğu gibi sıcak etkileriyle yaşandıkları zaman sonuçlarını önceden kestirmenin zor olduğu tarihî olayları anlarken, farklı bir mantık ve farklı bir boyuttan düşünmeli, değerlendirilmelidir. Bazen başkaları için ‘3000 yıl’ lafları ederken üç gün içinde size kapıyı gösterirler. İnsan binlerce yılın hesabını yaptığını sanırken burnunun dibini göremez. Çoğu durumlarda hakikatin görülemeyecek kadar yakında olduğunu söyleyip duruk.

Başka ülkelerin birlik ve bütünlüğü üzerinden hesap yaparken kendi ülkende ayrılma, bölünme arzusu patlak verir. Pandora’nın kutusu açılınca, tarihin fay hatları harekete geçince gidişatı hiçbir surette durduramayacağınızı anlarsınız. Aklı olan evrilmenin sancısız, sıkıntısız olması için çaba sarf eder. Evrilmeyi devrilmeye dönüştürmez! Fakat bir şekilde üzerlerinde egemenlik kurduğunuz mazlum ve müdafaasız halklara öyle zulmettiniz, ediyorsunuz ki, sadece onların ahları bile artık iyi günler görmenize mani olacak. Cumhurbaşkanının dediği gibi bunlar daha iyi günleriniz.

Sömürgelerden bir şekilde çekildiniz. Gemiler dolusu çalınmış altın ve gümüşlerle doldurduğunuz depolar bitti, bitiyor. Gelişme durdu. Büyüme hızı sıfır seviyelerinde. Refah ve ilerleme nostaljik hatıra olmaya başladı. Diğer ülkeler bir şekilde kalkınmada mesafe kat etti. Artık dünya sisteminiz sizin lehinize eskisi gibi düzenli, sorunsuz işlemiyor. ‘Dünya beşten büyüktür’ diyen bir karşı ses yükseliyor. Mazlumların, haktan, adaletten, vicdandan, barıştan ve gerçek medeniyetten, insaniyetten yana olanların uyanışını, dayanışmasını gözlüyoruz. Uyanışı Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Filistin’de, Libya’da olduğu gibi hileyle, yalanla, kanla, ölümle bastırmaya çalıştınız, çalışıyorsunuz. En başta bu özlenen insanlığın en önemli direniş merkezi Türkiye’yi, güzel ülkemi kaos ortamına sürüklemek istediniz. Gezi olayları, Paralel Örgütün darbe girişimleri, şehirlerde silahlı işgal ve isyana kalkışma doğrudan varlığımıza, huzurumuza, güven ve barış ortamına, kardeşliğimize, kalkınmamıza, güç olmamızı engellemeye dönük saldırılardı. Aklınızca Türkiye’ye diz çöktürüp, Türkiye’yi etkisiz hale getirip emperyalist, sömürgen, talancı düzeninizi devam ettirecektiniz. Olmadı. Olmayacak. Biz yaşananların tarihin derinliğinde var olan hangi sebeplere istinaden bize reva görülmek istendiğini çok iyi biliyoruz.


İsrail’in Siyonist İstihbarat Şefi’nin IŞİD için söylediği söz bile tezgâhın asıl amacını açığa vurmaya yetiyor: “IŞİD'in varlığı İsrail için gereklidir. IŞİD kaybederse zor duruma düşeriz.” Tarihi ve zor zamanlardan geçtiğimizi biliyoruz. Olanların iç yüzünü ve olması gerekenleri gündelik değişkenler yönünde zihni eğilip bükülenler değil, en az ülkemiz kadar geniş kalplerinde tarihin çarpıntılarını duyanlar bilebilir ve onlar karşılarlar karşılanması gerekeni. Onlar göğüslerler. Sezai Karakoç’un ifadesiyle “Denizlerin yarasına doktor olan onlardır.”

Dayanacak, direneceğiz. Uğruna kanımızı döktüğümüz topraklarda yine kanımız dökülüyor. Kanımız dökülse de buradayız. Bu düzeni bu tezgâh er geç bozulacak. Fakat onlar nerede olacaklar? Tarihin hangi karanlık uçurumunda?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/276/tarihin-hangi-karanlik-ucurumunda-olacaklar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar