Atatürk döneminde Kemalizm fikrinin doğuşu

Hatırlanacağı gibi, yıllar önce İlhan Selçuk, Atatürkçülük maskesi altında bazı sol çevreleri gaza getirerek, "laiklik ve Kemalizm" elden gidiyor temalı davetlerle, ahaliyi Anıtkabir’de toplayarak mitingler yaptırmıştı. Bende o dönemde Türkiye Cumhuriyeti payidar olduğu müddetçe güncelliğini yitirmeyecek olan "Atatürk döneminde Kemalizm fikrinin doğuşu" başlığı altında bir yazı yazmıştım. Son zamanlarda Kemalizmin Yahudi asıllı Moiz Kohen'in projesi olduğu iddialarının ortaya atılması üzerine, Atatürk zamanında Kemalizm fikrinin doğuşu başlıklı yazımı tekrardan yayınlamayı uygun gördüm.

Bizde nedense terim ve kavramlar sürekli istismar konusu edilir. Kavram olarak Kemalizm ilk defa ne zaman, nerede ve kimler tarafında kullanılmış ona bakmak gerekir. Biz Kemalist terimini ilk defa 1918'de yabancı gazetelerde ve Anadolu’da emperyalistlere karşı direniş yapan savaşçılara verilen bir tanımlama olarak biliriz. 1930'lu yıllara kadar Kemalizmi Türkiye'nin yeni rejimini tanımlamaya çalışan yabancı gazetecilerin "Kemalist Türkiye, "Kemalist rejim" şeklinde ki atıflarında rastlarız. Türk orjinli Kemalizm terimi ilk defa Ali Naci'nin (Karacan) Kadro Dergisinde yayınlanan "Rusya'da Nasıl Komünizm, İtalya'da nasıl Faşizm varsa, bizde de Kemalizm olmalıdır" şeklinde yazdığı bir makaleyle, Kemalizm terimini gündeme taşıyarak tartışmayı başlatmış olur.

Daha sonra yine ilk defa resmi olmayan bir şekilde, Kemalizm termi 1935'te CHF'nin (CHP) parti kurultayında tartışılan ve partinin onaylanmayan tüzügünde, parti Sekreteri R. Peker tarafından "her partinin bir ideolojisi var, bizim ki de Kemalizm olsun" dediğinde, M.K. Atatürk onay almayan tüzüğü kast ederek "sen bana hakaret mi ediyorsun" diye Peker'i azarlar ve konu kapanır. Bu olaydan sonra partideki aynı kadronun "doktriner Kemalizm" gibi, teklifleri tartışmaya alınmaz ve bu durum bazı kişilerin partiden uzaklaştırılmasına sebep olur. Neticede 1935 Tüzüğü'nün M. Kemal Atatürk tarafından yazılan giriş kısmı tüm tartışmalara son noktayı koyar, çünkü Atatürk Kemalizm tartışmalarını gündeme getirenlerin gerçek niyetlerinin göze girmek olduğunu çok iyi bilmektedir.

Mayıs 1932'de İ. İnonü ile çıktığı İtalya gezisinin ardından partide konumunu iyice güçlendiren ve İ. İnönü'den sonra ikici adam ve en önemli parti sorumlusu olan R. Peker, partiye iyice egemen olmaya başlamıştır. Bu dönemde parti dışından kimse inkılabı tartışamayacağı gibi, parti içinden de hiç bir kimse, tepeden (genel sekreterden) gelen düşüncelere kendince bir katkıda bulunamayacaktır. Vedat Nedim Tör, Recep Peker ve N. Ali Küçükan'ın partiye hakimiyetleri iyice hissedilir olmuştur.

1935 Kurultay'ında M.K. Atatürk'ün söylevi ile Genel Sekreter R. Peker'in söylevi arasındaki farklar artık yol ayrımının en açık kanıtıdır. 1935 Programının dilde sadeleştirme nedeniyle yayınlanan yeni tüzük halinin (1937'de hazırlanan 1939'un program taslağı) sadece giriş kısmında "Partinin güttüğü bu esaslar Kemalizm prensipleridir" ibaresi ile Kemalizm'in bir ideoloji olduğunun tescillenmesiyle yetinilmiştir.

Hâlbuki Atatürk'ün düşünce ve zihin yapısı teorik olarak doğmatik ve ideolojik doktorinler yapı değil, pratik olarak uygulanabilir bir düşünce yapısıdır. Bu iddiamı destekleyen güçlü kanıtlar ise yapılan devrimlerdir. Atatürk'ün düşünce bazında oluşturduğu tüm fikirleri pratikte uygulama safhasına geçmiş inkılaplarıdır. Gelecekle ilgi fikirlerine baktığımızda da aynı anlayışı görmekteyiz. Mazi ve atiye (gelecek) dair nutuk, söylem ve tavsiyeleri dikkate alınırsa doğmatik değil, uygulanabilir pratik yöntemlerdir. Partinin yeni tüzüğünde "partinin güttüğü esaslar Kemalizm prensipleridir" ibaresi doğmatik bir mana içerse de müdahale etmemiştir.

R. Peker, 1935'te parti program ve tüzüğüne, etkilendiği İtalyan sistemini aktarmak istediğinde ise M.K. Atatürk tarafından durdurulacaktır. 1935 Tüzünü okuyan Atatürk, Kemalizm adı altında şekilden ibaret bir meclis ile üç kişiden ibaret bir parti hakimiyeti kurulmasına müsade etmiyor ve "kim bu zorbalar, bu kuvveti kimden alıyorlar, kendilerini millet iradesinin üstünde mi zannediyorlar," her halde İsmet bu tüzüğü okumadan imzalamış, götürün okusun diye tepki veriyor. 1935'te ki bu olay, Önder ile kadrolar arasındaki önemli yol ayrımlarından birini oluşturacaktır. Terakkiperver Fırka olayı ile yolunu ilk beşlerden ayıran M.K. Atatürk, ideoloji oluşturma aşamasında da yolunu İ. İnönü ve R. Peker'den ayıracaktır.

R. Peker elinde bulundurduğu parti hakimiyeti gücüyle devlet yönetimine de hakim olmaya çalışmaktadır. Atatürk ise durumdan hoşnut değildir. Ankara'da bir yemek davetinde Edirne'de yolsuzluk yapan bir parti müfettişinin neden görevden alınmadığını kızarak R. Peker'e sorar. Peker azarlanmasına içerleyerek ayağa kalkar ve yüksek sesle kendisini partiye adadığını söyler ve bulundukları ortamı terk eder. Atatürk yanında bulunan içişleri bakanı Şükrü Kaya'ya R. Pekr'i genel sekreterlik görevinden aldığı ve yetkilerinin içişleri bakanına devir edildiğini bildiren bir tamim yazdırır. Böylece devleti parti hegemonyasından kurtarmış olur.

Bu dönemde reddedilen 1935 tüzüğünü okuyup imzalayan İ. İnönü ise, diğer bir direnç noktası olarak halen başbakandır. İ. İnönü ekonomik uygulamalarda yavaş davranmaktadır. I. Sanayi planı sona ermek üzeredir. 9 Mayıs 1935'te Mecliste M.K Atatürk Endüstrileşme programımız, normal gidişindedir. Bununla beraber yurdun endüstrileşmesine daha çok hız verilmesi ve yakın zamanda yeni bir ikinci programa başlanması lüzumuna dikkatinizi uyandırmak isterim demesine rağmen bir hareketlilik yoktur. Bu tutum üzerine Atatürk İş Bankası müdürü C. Bayar'ı görevlendirir ve Anakara da 1936 II. beş yıllık sanayi kongresinin toplanmasını sağlar.

M.K. Atatürk ve İ. İnönü arasında görüş ayrılıkları Lyon Konferansında ortaya çıkar. R. Aras ile devamlı bağlantıda olan M.K. Atatürk, pasif bir politika isteyen İ. İnönü'den farklı olarak, Akdeniz'de etkin ve aktif rol almamızı ister. Bundan çok rahatsız olan İ. İnönü tepkisini belirtir. Daha önce de İçişleri Bakanı Ş. Kaya aracılığıyla parti yönetimine el konmasını sindirememiş, gereken tamimi yayınlamak için iki gün beklemiştir. Daha sonra M. Kemal Atatürk'ün bakanlarla bire bir ilişkisini ve görevden almaları "iptidai" bulduğunu söyleyecektir. O'nu bekleyen kader de aynı Peker'in ki gibi olacaktır. Ekonomide C. Bayar'ın, Peker olayında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın ve en son olarak Lyon Konferasındaki R. Aras'ın M.K. Atatürk'e odaklı siyaseti, iki arkadaşın siyasi yollarını ayırır. Bu yol ayrımı Lyon Konferasından sadece 6 gün sonra Orman Çiftliği konusundaki bir diyalogla kesinleşecektir.

Çiftlik hakkında kendisine sorulan sorulardan rahatsız olan İ. İnönü, konunun Bomonti Bira fabrikasına gelmesiyle sesini yükselterek "Daha ne kadar bu ülke bir sarhoşun masasından yönetilecek" der. M.K. Atatürk, "unutma ki seni bu noktaya getiren söz konusu ettiğin sarhoştur" diyerek cevap verir. Oysa o akşam M.K. Atatürk ağzına bir damla içki koymamış ve içmemiştir. M.K. Atatürk sofradan kalkarak "paşanın sinirleri yıpranmış" diyerek odadan ayrılır. Ertesi gün İstanbul'a trenle gidecek olan iki silah arkadaşı arasında oluşan fikir ayrılıklarına son noktayı koyan bu olay, trende İ. İnönü'nün M.K. Atatürk tarafından istifaya davet edilmesi ile son aşamaya gelir. İ. İnönü 1. 5 ay izinli sayılarak göreve vekaleten C. Bayar tayin edilir (20 Eylül 1937). Fakat asli vekalet 45 gün dolmadan 35 gün sonra Başbakanlığa çevrilir.

8 Kasım 1937'de yeni kurulan Hükümetin Başkanı olarak meclis kürsüsünde konuşan C. Bayar, Ulu Önder'e atıf yaptığı ve ilk defa Kemalizm ve Kemalist rejim sözlerini sarf ettiği hükümet programında, yapacaklarından söz etmektedir. C. Bayar'ın 1 ve 8 Kasım konuşmaları Cumhuriyet tarihinde ilk defa Kemalizm'in resmi kayıtlara ve meclis tutanaklarına geçtiği tarihtir, Kemalizm terimini resmi kayıtlara C. Bayar geçirtmiştir.

Daha sonra İsmet İnönü, M.K. Atatürk'ün vefatının hemen ardından bu konuşmalar ve 1937 Kasım Hükümeti program ve nutukları için "baştan başa sansasyon ve demagoji oldu" sözleriyle eleştirecektir. Konuyla ilgili Miliyet Gazetesinden Abdi İpekçi'nin samimi sorularına da aynı yanıtı verecektir. Tüm hazırlıklarını Atatürk sonrası tek adamlık, yani milli şeflik düzeni üzerine kuran İ. İnönü, Atatürk sonrasında Kemalizmi hiç ağzına almayacak olduğu gibi, sorulacak sorulara da klasik kaçamak cevaplar vererek tarihi sorumluluk almaktan kaçınacaktır.

Aslında Atatürk'ün sağlığında Kemalizm adına yapılan tüm tartışmalar R. Peker ve parti kadrolarının her iki tarafında, İnkilabın ideolojisini Kemalizm adı altında telaffuz etmek istemeleri: Devrimleri Sosyalizm ve Kapitalizm dışında bir ideoloji olarak gördükleri içindir. Esasen Atatürk'ün yaptığı tüm inkılaplara bakarak olursak, Türk milletinin kültür ve karakter yapısına uygun devrimler gerçekleştirmiştir. Bu anlamda devrimler yerlidir. Bana göre Kemalizm felsefi bir kavram olarak değil de, içi boş dogmatik bir terim olarak doğduğu için itibar görmemiştir. Yine bana göre, Kemalizm teriminin resmi olarak Türk siyasi tarihine girmesi, bizim kendisini muhafazakar olarak tanımladığımız Celal Bayar'ın marifetidir.

Kaynakça:

01.Demirer, A. III Sanayi Planı, Türk Tarih Kurumu

02. İnkilap dergisi 1930

03. Yavi, E. Batırılan Bir Ülke Nasıl Kurtarılır? Yazıcı Yayınevi

04. Atatürk, M.K 1937 Yeni hükümet programı demeci.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2759/ataturk-doneminde-kemalizm-fikrinin-dogusu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar