Fesatlığa fırsat verilmemelidir

Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesini müteakip Suriye’den çekileceğini beyan etmesi üzerine, yine bu köşede yaptığımız değerlendirmede şöyle yazmıştık: “Çekilme biraz zaman alacak. Biz de onlara makul bir süre tanıyacağız elbette. Ne ki, ABD’nin alttan alta yine başka fesatlıklar planlayacaklarını hep hesapta tutmak gerekir. Bunun ilk sinyalleri gelmeye başladı bile.”

Son gelişmeler ABD’nin yine fesatlıklar peşinde olduğunu,  çekilmeyi ağırdan aldığını, ayak sürüdüğünü, sonrası için işi zora sokmanın yollarını aradığını göstermektedir. ABD’nin burada, bütün bölgede ve dünyada izlediği yol, çözüme dayalı bir siyaset değildir. İnsanların ve insanlığın huzuruna dair en ufak bir sorumluluk duymamaktadır. Bütün işleri karıştırmak, içinden çıkılmaz hale getirmekten ibarettir. Madem ben istediğimi yapamadım, öyleyse kimse de istediğini yapamasın modundadır. Bu siyaset değildir. Yine de siyaset kelimesini kullanacaksak ABD’nin tutumunu belki “kör siyaset” nitelemesi açıklayabilir.

Niçin kör siyaset? Sadece kör değil sağır ve duyarsız. Büyük devlet olarak başka coğrafyaların, başka halkların huzuru için çaba göstermesini beklemekten vazgeçtik, kendi halkının çıkarını, ülkesinin menfaatini de gözetmemektedir. İzlediği yol düşman kazanmaktan, kendi alanını daraltmaktan, itibarını beş paralık etmekten başka bir işe yaramıyor. Bunu üç yüz milyonu aşkın iradenin tasvip edeceğini düşünmek safdillik olur.

ABD kendi çöküşünün, tükenişinin, yenilgisinin zeminini hazırlamaktadır. Bir devlet aklının, özellikle halkının irade ve taleplerine duyarlı bir devlet aklının, kendi zararına işleyecek bir mekanizmayı harekete geçireceği düşünülemeyeceğine göre, olanlar asıl açıklanmalıdır? Bunun bizce en makul açıklaması, ABD siyasal yapısının rehin alındığıdır. Bir yandan artık gizli olmaktan çıkıp hamlelerini açıktan ve bayağı yöntemlerle yapan Siyonist mahfiller, bu taraftan da İsrail’in bunaltıcı talepleri ABD’yi akıl almaz çılgınlıklara itmiştir, itmektedir. ABD bu odakların emirlerini harfiyen yerine getirmeye odaklanmıştır. Hep söylediğimiz gibi hedef İsrail’in güvenliğini garanti altına almaktır. Bu korsan devleti yaşatmak için çevredeki bütün halkları öldürmekten, bütün coğrafyayı ateşe atmaktan çekinmediler, çekinmiyorlar. Terörün her türlüsünü bunun için üretip sahaya sürdüler; bunun için destekliyorlar. Hiçbir zaman amaç Suriye’yi Irak’ı huzura kavuşturmak olmadı. Amaçlarına ulaşmak için olabildiğince kaos olmalıydı; kargaşa, yıkım, kıyım, ölüm, sürgün olmalıydı. Bölge yakılmalı, yıkılmalı, insansızlaştırılmalıydı. Bunun korkuya dayalı bir siyaset olduğunu söylemeye bile gerek yok.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın Türkiye’ye gelmeden önce İsrail’e uğraması, Siyonistlerden akıl ve taktik almak, taleplerini öğrenmektir. Bunu bilmek için bilgelik gerekmez. Bolton’ın bu ziyaret ve görüşmeleri esasen ABD yönetiminin kafa karışıklığını, çıkmazını da ele vermektedir. Belli ki yekpare bir akla, iradeye sahip değiller. Trump’ın çekilme kararını keskin Siyonistler anlattığımız sebeplerle kabullenemiyorlar. Belki de Trump’ı atlamış veya baypas etmiş olarak bu hamleleri yaptılar, yapıyorlar. Türkiye’nin teröre müdahale kararlılığını engelleyemeyen Beyaz Saray’ın çekilme kararını içlerine sindiremediler. Bunu bir yenilgi ve başarısızlık olarak algılayan kimileri, planları bozulmaya başlayınca istifa etti. Ancak belli ki, Bolton’ı sahneye süren odak hâlâ direniyor. Bir yandan bu ziyaretleri yaparken orada da Trump’ı vazgeçirmeye çalışıyorlar. Gayeleri nedir? Çıkarları nedir? Dedik ya İsrail’i kurtarmak dışında hiçbir önemli amaçları yoktur.

Ben bu durumlar karşısında, hakikatler gözlerinden kaçırılan veya olanı olduğu gibi görme hakları ellerinden alınmış ABD kamuoyuna da üzülüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan Bolton’ı kabul etmediği saatlerde Meclis grubunda operasyon kararlılığını haykıran konuşma yapması, dünyaya kesin bir mesaj olmuştur. Güvenliğimizi tehlikeye atacak hiçbir oluşuma müsaade edilmeyecektir.

Tam da şu sıralar bölgede etkili aktörlerin daha fazla akıllı, sağduyulu siyaset izlemeleri gerekir. Ne mi demek istiyorum? Çekilme kararıyla birlikte stratejik bir üstünlük ele geçirilmişken Rusya’nın Esed’le birlikte çatışmasızlık bölgesi olan İdlib’i bombalamasının, barışa hizmet eden bir siyasi tutum olmadığı ortadadır. Durup dururken Münbiç etrafında devriye atmak işi zora sokucu gelişmelerdir. Bütün bu gelişmeler, perde arkasından Rusya’nın da bir gizli angajman içinde olup olmadığını sorgulamamızı gerekli kılıyor. Geçenlerde Putin’in Netanyahu ile görüşmesinin Suriye ile ilgili bir yanının olduğu bilinmektedir. Bu görüşmede o malum odaklar, Rusya’ya da ABD’ninkine benzer dayatmada mı bulunmuşlardır? Yoksa böyle bir dayatmaya gerek kalmadan Putin zaten kaos çıkarmaya teşne midir? Ben biraz böyle düşünüyorum.

Peki ne olacak?

Fesatlığa fırsat vermemelidir.

Bir gece ansızın zor oyunu bozar!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2757/fesatliga-firsat-verilmemelidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar