Atatürk konusunda öfkemiz, cehaletimizdendir

Bir televizyon programında Türkçe üzerine konuşuyorduk. Türkçe söz konusu olunca, Atatürk’ün Türkçe çalışmalarına uzak kalmak olur mu? Dedim ki:

-Atatürk’ün Türkçe dolayısiyle yaptığı çalışmaları, üç ayrı bölümde ele alıp incelememiz gerekir.

Atatürk, 1932-1934 yılları arasında, dilimize giren bütün Arapça ve Farsça kelimelerin dilimizden çıkarılıp atılmasını emretti. Hatta “şey” kelimesinin kullanılmasını bile yasakladı. Atatürk Arapça ve Farsça kelimeleri katiyen sevmiyordu. Sanıyordu ki Arapça-Farsça kelimeleri dilimizden çıkartıp atınca, daha kolay konuşacak, daha kolay yazacağız. Dilimiz, edebiyatımız daha zengin olacaktır.

Bu anlayışın çok yanlış olduğunu kimse Atatürk’e anlatmak cesaretini gösteremedi. 1932-1934 yılları arasında Türkçemiz tam bir çıkmaza girdi. Atatürk’ü göklere çıkardığı o çok meşhur ÇANKAYA kitabının 550-551-552. Sahifelerinde Falih Rıfkı Atay diyor ki: “Bir akşam Atatürk, sofra bittikten sonra benim yanı başındaki iskemleye oturmama emretti.

-Dili bir çıkmaza saplamışızdır dedi. Sonra: Bırakırlar mı dili bu çıkmazda? Hayır! Ama ben de bu işi başkalarına bırakmam! Çıkmazdan biz kurtaracağız! Dedi. Falih Rıfkı Atay, ÇANKAYA’nın 554. sahifesinde diyor ki:

-Atatürk dilde tasfiye hareketine giriştiği zaman, hiçbir ilim adamımız cesaret ederek ona diyemedi ki: “Paşam! Dilimizin ilk sözcüğü olan Divan-ü Lügat-it Türk işte elimizde. Onda sadece 8 bin kelime var. Siz o sözlüğü kabul etsek bile 8 bin kelimeyle edebiyat yapamayız. İlmi çalışları yüklenemeyiz. Paşam! Dünyada hiçbir milletin dili saf dil değildir. Eskimolar bile temasta bulundukları milletlerden kelimeler alıyorlar. Biz imparatorluklar kuran bir milletiz. Bizim dilimiz imparatorluk dilidir. Her milletin dili, imparatorluk dili olamaz. Çünkü her millet imparatorluk kuramaz.” Diye itirazda bulunamadı. Atatür, Türkçemizdeki çıkmazı bizzat kendisi gördü ve o yanlış düşüncesinden kendisi vazgeçti.

Atatürk’ün ikinci Türkçe anlayışı 1934-1935 yılları arasında oldu. Bu görüşü “Türkçeleşen Türkçedir” şeklinde ifade edebiliriz. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ali Canib Yöntem, 1912 yılında, Selanik’te çıkardıkları Genç Kalemler Dergisinde bu görüşü savunmuşlardı. Çok doğru ve ilmi bir görüştür. Atatürk de Gençliğe Hitabe’sini ve NUTUK isimli eserini bu anlayışla yazdı. Katiyen öz Türkçeci olmadı.

Atatürk 1935-1938 yılları arasında yeni bir d il anlayışı içinde oldu. Bu yeni dil anlayışını Avusturyalı Dr. Kivırgiç Atatürk’e telkin etti. Atatürk, çok coşkun duygularla yüklü bir Türk milliyetçisiydi. Kıvırgiç, onun bu vasfını bildiği için yepyeni bir safsatayla Atatürk’ün huzuruna çıktı. Ona dedi ki:

-Ekselans! İlk insan güneşi gördüğünde: AAA! dedi. Gece, gökyüzünde binlerce yıldıza baktığında: OOO! diye bir ses çıkardı. Uzaklık duygusunu UUU diyerek, merakını E? E? E? diyerek ifade etti. Diğer tabiat hadiseleri karşısında: üüü, ööö, ııı, iii! seslerini buldu. Ve ilk insan ilk hece olarak AĞĞĞ! Hecesini söyledi. AĞ hem güneş hem de insan demektir. İlk insan, bu AĞ hecesine yeni heceler bularak ekledi ve AĞ+AN+RA+AĞ+AK+RA diyerek bağırmaya başladı. Sonra ilk insan, bu heceler topluluğundan bazılarını atarak ANGARA! ANGARA! ANGARA! diye bağırmaya başladı.

Ekselans! İlk insan Türk’tür. İlk lisan Türkçedir ve bütün dünya dilleri Türkçe’den doğmuşlardır!

Dr. Kivırgiç’i Atatürk’e Yakub Kadri Karaosmanoğlu götürmüş ve onun bu açıklamalarını ilk defa Yakub Kadri dinlemiş. Ben de Yakub Kadri ile Hisar Dergisi için bir röportaj yaparken kendisinden dinledim. Yakub Kadri bana dedi ki: “Atatürk’ün bu üçüncü dil anlayışı: Gayri ciddi, gayri akli, gayri mantıki, gayri ilmi bir görüştür. Ve bizi bütün dünya milletleri önünde büyük çıkmazlara sokmuştur.”

Falih Rıfkı Atay da ÇANKAYA kitabının 554. Sahifesinde:

-Ben bu teoriye hiçbir zaman inanmamıştım!” diye yazmaktadır. Ama bu Güneş-Dil Teorisi, Dil ve Tarif Coğrafya Fakültesinde resmen ders olarak okutuldu. Dersi Hasan Reşid Tankut okuttu. Herkes Atatürk’ün gözüne girmek için uydurmaya başladı. Dediler ki: “ Bizim soyumuz, Bering boğazından geçerek Amerika’ya gitti. Orada Niyagara şelaleleri yanında “Ne yaygara, ne yaygara” diye şikayet etti. Ne yaygara sonra ‘Niyagara’ oldu.  Amma da uzun zamanla ‘Amazon’ oldu. Batılılar bizim: barabar, kelimemizi paralel yaptılar. Bellekten kelimemizi Bülten’e çevirdiler. Avrat kelimemizi, Afrodit diye konuşup yazdılar. Naim Hazım Onat isimli bir profesör, Arapça’nın tamamen Türkçe’den doğduğunu iddia eden iki ciltlik bir kitap yazınca, Atatürk onu Konya’dan milletvekili seçip Meclise aldı.

1940 yılında, Ankara’da bir Türkoloji Kongresi toplandı. Çeşitli ülkelerden gelen Türkologlar, bizim ilim adamlarını yerden yere çaldılar.

-Siz nasıl Arapça-Farsça-Çince-Rusça-İngilizce-Fransızca… Türkçeden doğmuşlardır diye iddialarda bulunursunuz. Bu iddianızın hiçbir ciddi tarafı yoktur. Dediler.

Bizim ilim adamlarımız da Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye çıkıp dert yandılar:

-Efendim! Biz bu Güneş-Dil Nazariyesi yüzünden çok büyük çıkmazlara giriyoruz! diye şikayette bulundular. İsmet İnönü de 1940 yılında emir verdi. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinden bu Güneş-Dil teorisi kaldırıldı.

İyi mi oldu? Bana göre çok iyi oldu. Çünkü bu görüşün hiçbir ilmi tarafı yoktu.

Ben, Atatürk’ün bu üç ayrı dil anlayışını o TV programında açıkladığım zaman adeta küçük bir kıyamet koptu. Atatürk üzerine yazılmış hiçbir ciddi eser okumayan kimseler, üzerime müthiş bir kinle geldiler. “Atatürk hata yapar mı?”, “Atatürk yanlış bir dil anlayışı içinde olur mu?”, “Siz bir Atatürk düşmanısınız!” diye öfkelerini kusmaya başladılar. Televizyonun telefonları kitlendi. İnanıyorum ki “Atatürk hata yapar mı? Siz Atatürk düşmanısınız” diye tepinenler 10 Kasım’da Anıtkabir’e koşanlardan veya Atatürk’ün Yıldız’daki evini veya Dolmabahçe Sarayındaki odasını her 10 Kasım’da ziyaret edenlerdendi.

Kendi kendime dedim ki: Bu delikanlılar kırk defa Anıtkabir’e veya Dolmabahçe’ye, Çankaya Köşkü’ne koşacaklarına oturup Atatürk üzerine yazılmış bir iki kitap okuyabilselerdi bu cehaletle, karşıma çıkmazlardı. Gerçekten de: “En büyük düşmanımız cehalettir”…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2754/ataturk-konusunda-ofkemiz-cehaletimizdendir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar