Bedenin değeri ve öldürme

Eklenme Tarihi: 06.01.2019 08:15:00 - Güncellenme Tarihi: 06.01.2019 08:15:00

Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi?nde Araştırma Görevlisi Ceren?in sınavda kopya çekmesine izin vermediği için öğrencisi tarafından katledilmesi üzerine dehşete kapıldık.

Bu olay ilk olmadığı gibi son da olmayacak. Keşke ilk ve son olsaydı. Daha doğrusu böylesi olaylar hiç olmasaydı. Öğretim üyeleri, doktorlar, bürokratlar, politikacılar, öğretmenler, din adamları, iş adamları, hukukçular, gazeteciler, kadınlar öldürüldü. Geçmişe nazaran bu tür olayların nedenleri itibarıyla çeşitlendiğini, saldırganlığın önüne geçilemez bir boyut aldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bir tek olaya bağlanarak bütünü gözden kaçırmadan saldırganlığın ve insan öldürmenin alenileşmesi ile yaygınlaşmasını doğuran durumlar üzerinde kafa yormak gerekir.

Kişi olmak, insan olmanın en önemli gereğidir. Birey olmak ayrı şeydir, kişi olmak ayrı şey. Bireyciliği pohpohlayan bir çağın insanlarıyız. Birey, dünyaya kendi dünyası gözüyle bakar. Kişi için ise dünya, hepimizin dünyasıdır. Hepimizin dünyası, dünya üzerinde mutlak hâkimiyet kuramayacağımızı da zımnen kabul etmek anlamına gelir. Kişi sadece kendi varlığı ve özellikle kendi bedeni üzerinde hâkimiyet kurar. Bireyin ise kendi üzerinde değil, dünya üzerinde hâkimiyet kurma düşüncesi vardır. Özgürlüğü de bunun için kullanır. Bu, kendisine özgürlüktür. Kişi ise özgürlüğü kendi üzerinde hâkimiyet kurmak için değerlendirir. Bu, bedene sahip olmakla bedene sahip olamamak olarak da düşünülebilir. Birey, bedenine hâkim olamaz ama kişi, bu hâkimiyeti gerçekleştirmiş insandır. Saldırganlık, ister dil ile ister bedenin diğer organları yoluyla olsun, bedenine hâkim olamayanın tavrıdır ve vahşicedir.

Badiou, Gerçek Yaşam adlı eserinde bedenin günümüzde, üç türlü anlaşıldığını söyler: Sapkın beden, feda edilmiş beden ve mükâfata layık beden. İlk iki beden için bedenin değeri yoktur. Diğer beden de, konformisttir. Burada her üç beden de sorunludur. Sapkın beden, beden üzerinde her türlü tahribata müsaittir ve en uç örnek olarak kendisini pornografide gösterir. Beden, insana uygun olmayan araçların saldırısına bireyin kendi isteğiyle maruz kalır. Feda edilmiş beden, Badiou?da Hristiyanlıkla bağlantılı olarak düşünülse de her kültürde ve toplumda vardır. Feda edilmiş beden, askerler ve mistikler için kullanılmaktadır. Vatana ve Tanrı?ya bedeni feda etmek anlamında. Burada sapkın bedenin değersizliği ile feda edilmiş bedenin değersizliği arasında bir mahiyet farkı vardır. İlkinde beden hem bir araç hem de bir amaçtır. Oysa ikincisinde daha üst amaçlar için bir araçtır. Mükâfata layık beden, kapitalizmin ürettiği ve koruduğu, bundan dolayı da korunaklı bedendir. Bu beden, Badiou?nun ifadesiyle, ?pazarda en iyi bedele sahip olacak şekilde kendini konumlandırır.? Bu beden, diğer iki bedenin düşmanıdır ve diğer bedenlerin tehlikelerine karşı korunaklı olmak durumundadır. Bana göre sorun, tam da burada başlamaktadır. Sapkın beden ve korunaklı beden arasındaki diyalektik, onların geçirdikleri süreçle ilgilidir. Her beden, korunaklı olmak ister. Ama rekabetin vahşi bir biçime dönüştüğü çağdaş kapitalist dünyada her beden bu amacı gerçekleştiremez. Amacın gerçekleşmemesi elbette sadece rekabet koşullarından kaynaklanmaz. Özel koşullar da oldukça etkilidir. Özel koşullarını aşmış, rekabet savaşından galip gelmiş olanların böyle bir bedene sahip oldukları söylenebilir. Ne var ki, en büyük tehlikeye de bu bedenler maruz kalır. Çünkü bu bedene sahip olanlar, böyle bir bedene sahip olmak isteyenlerin de önünde, meşruiyet sağlayıcı birer amir, hoca, patron, yönetici, denetleyici gibi pozisyonlara sahiptirler. Kapitalizm, ?her engeli aş ve elde et?, der. Uyarıcılarıyla sürekli tahrik eder, özendirir, gıpta ettirir, ihtiyaç duydurur, kıskandırır. Böyle bir durum karşısında muhatap kişi değilse, yani kendi bedeni üzerinde hâkim değilse, sapkın bir bedene sahipse ya da beden bir üst amaç için feda edilebilecekse, bu beden kimin olursa olsun, zaten değersiz olduğu için kolaylıkla feda edilebilir. Tam anlamıyla sapkın, sağlıksız, bozuk bir düşünme biçimiyle karşılaşırız. Kopya çekmek, soru çalmak, liyakatsiz olduğu halde talep etmek böyle bir sağlıksız ve sakat düşünme biçiminin sonucudur ve ruh sağlığını da bozucudur.

İşin en ilginç yönlerinden birisi de şudur: Eğitim, kendisini pazarda değer kazanacak bedenler yetiştirmeye yönelik olarak işler. Böyle bir eğitimde kişilik gelişimi, değer kazanma, insan olma ideali gibi amaçlar yoktur. Çünkü kapitalizm böyle amaçlarla ilgilenmez. Ve dikkat edilecek olursa bu olumsuz durumları yaşatanların, eğitimin rekabetçi sürecinden geçememiş ama istekleri sonsuz derece tahrik edilmiş olanlardan geldiğini de düşünmek gerekiyor.

Maalesef, eğitimin yetiştirmek istediği beden, insani bir beden değildir. Bu eğitim sürecinin dışında kalmış olanlar da, insani olmayan bir beden tasavvuruna sahip görünüyorlar. Böyle bir durumda her beden, karşılıklı olarak birbirinin gözünde değersizleşiyor.

Artık niceliği bırakalım. Sayı, yorumlanmadığı müddetçe anlamsızdır. Anlamsız bir nicelikler dünyası, insani değildir. İnsani dünya, anlam yüklüdür ve anlam en yoğun biçimde bizzat insanın kendi varlığı, hem de beden-ruh-zihin-gönül olarak bütün varlığı üzerinde odaklanmalıdır.

Para ile her şeyin halledilebileceğine inanan bir nesil, paranın geçmediği yerde insani niteliklerden yani kişi olma niteliklerinden yoksunsa vahşilik ortaya çıkar. Nitekim çıkıyor da?


http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2752/bedenin-degeri-ve-oldurme

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
29.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
14.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
08.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
25.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI