Seyit Ahmet Arvasi Hocamızı anarken…

1932’nin soğuk bir Şubat günü, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde dünyaya gözlerini açan Seyit Ahmet Arvasi, ailece Van’ın Bahçesaray ilçesine bağlı Arvas köyündendir. Babası Abdülhakim Efendi, annesi Cevahir Hanımdır. İlkokula Van’da başlamış Doğubeyazıt’ta tamamlamıştır. Ortaokulu Erzurum’da bitirmiş ve lise tahsiline Erzurum Erkek Öğretmen Okulunda başlamış, Van Erciş Öğretmen Okulunda tamamlamıştır. 1952 yılında Ağrı’nın Molla Şemdin Köyü’nde öğretmenliğe başlamış, 1958 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü’nü bitirerek çeşitli eğitim Enstitülerinde pedagoji öğretmenliği yapmıştır. 1978 yılında İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde 24 arkadaşı ile birlikte siyasi amaçlar nedeni ile sürgün edilmiştir. Bu nedenle emekli olmak zorunda kalan Seyit Ahmet Arvasi, dava arkadaşlarının isteği ile siyaset girmiş, 12 Eylül Darbesi ile Mamak Hapishanesi’nde çile doldurmuştur. İlk kalp krizini hapishanede geçiren Seyit Ahmet Arvasi, 31 Aralık 1988 yılında daktilosunun başında geçirdiği ikinci kalp krizi neticesinde vefat etmiştir.

Mütefekkir ve gönül adamı olan Seyit Ahmet Arvasi’nin hayatının mahiyetini, kapitalist ve kominist ideolojilerin dişlileri arasında öğütülmeye çalışılan Türk Gençliğinin varoluş gayesini ortaya koymak, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze alıp mücadele vermek olarak özetleyebiliriz.

Arvasi Hocamız, Batı felsefesinin “insan efsanesini yıkmaya” yönelik olduğunu, J.J. Rousseau’nun, Müsavatsızlık Üzerine Nutuk kitabında “insanı soysuzlaşmış bir hayvan”a benzettiğini; Montaigne’in, Denemeleri’nde insana “hasta hayvan” sıfatını uygun gördüğünü; S.Freund’un, insanın hayvani insiyaklar üzerinde tırmanışa geçtiğini ifade ettiğini; Marksistlerin ünlü psikoloğu Pavlov’un ise şartlı refleks kompozisyonu ile insanın iradeye dayalı fonksiyonlarını reddettiğini belirterek, tüm bu bakış açılarının, insanı fıtratından uzaklaştırmaya matuf olduğunu açıklar. Türkiye’nin bu ideolojilerin etkisinde kalarak, 78’li yıllarda “en uygar hayvan biziz” şarkısı ile Eurovision yarışmasına katılacak hale düşürüldüğünü belirten Arvasi Hocamız, bu olumsuzluktan kurtulmanın reçetesini, beşeri ideolojilerden azade “hür insan” yetiştirmekten geçtiğini beyan eder. Yani Arvasi Hocamıza göre ancak “Allah’tan gayrısına kul olmayan” bir insan tipinin inşa edilmesi, Allah’ın halifesi olan insanı aslına rücu ettirebilecek güce sahiptir. Yani “hür insan” nefsin çıkmaz sokaklarının yolcusu “aklı sakim” (dar akıl) sahibi olmaktan uzak “kitabı ekberi” müşahade eden “aklıselim” sahibidir. Hür insan diğer bir ifade ile “insan” ve “insan ötesini” sünnetullah gereği “vahyin ve tevhidin” ışığında inceleyerek, mutlak hakikate yol alan “eşrefi mahlukat”tır. İşte Arvasi Hocamıza göre, ancak böyle bir “hür insan” modeli, modern zamanın, kendisini içene çekmek istediği girdaptan fıtratını bozulmadan muhafaza edebilir.

Arvasi Hocamıza göre insanın hayatına yön veren din, vicdanı “iman”la, aklı “tefekkür”le,  cemiyeti getirdiği “norm”larla besleyen ve kavrayan bir ilahi nizamdır. Bu kapsamda Mutlak Varlık iradesi ile insanoğlu, kendinin ve varlığının sırrını çözmekle görevlendirilmiştir. Kendisini ve davranışlarını kritik edebilme manasına gelen şuurunu kullanarak “düşünen insan” mertebesine ulaşan fertlerin, dünyadaki en temel sorumluluğu “kitabullahı” öğrenmektir.

Arvasi Hocamız, dinimizin dört temel kaynağı olduğunu ifade ederek “Kitap, sünnet, icma ve kıyas” (edille-i şer’iyye) diye sıralar. Bu temeller üzerine İslamı bina ederek, iki önemli kavram olan “şeriat ve tasavvufa” dikkatimizi çeker. Şeriatı, edille-i şer’iyye ile ortaya konan, müslümanların yapması ve yapmaması gereken işleri bildiren “ilahi nizam” diye tarif ederek, tasavvufu bu ilahi nizamın sınırlarında kalmak şartı ile yine samimi bir aşk, vecd ve heyacan ile “dinin özüne”, esrarına ve zevkine “kemali edep” ile ulaşma gayreti olarak ifadelendirir. Şeriat ve tasavvufu insanın dış ve iç ahengini inşa eden iki önemli kavram olarak ele alır.  İslamiyeti sadece bir dış disiplin (şeriat) zannedenleri aşksız, vecdsiz ve heyecansız ham ve kaba yobaza, şeriatı inkar ederek iç derinliği (tasavvuf) yakalamak isteyenleri ise başıboş ve sefil “sahte sofiler” olarak niteleyerek her iki grubunda İslamı temsil ve tebliğ ehliyetine haiz olmadığını belirtir.        

Arvasi Hocamız, dinin değer ürettiğini, ahlakın bu değerleri yaşam haline getirdiğini, hukukunda bu yaşamı kurallaştırdığını belirtir. Akabinde Türk tarihinde bu ölçüler doğrultusunda iz bırakan İmamı Azam,  İmam Maturidi, Ahmet Yesevi gibi şahsiyetleri zikrederek, Türk milletinin kendine has bir Türk-İslam Medeniyeti inşa ettiğini belirtir. Bu medeniyet anlayışının yeniden ihyası için her türlü fedakarlığı ve cefayı göze alarak mücadele vermiş olan Seyit Ahmet Arvasi Hocamızı vefatının 30.seneyi devriyesinde rahmet, minnet ve şükran ile anıyoruz. Ruhu şad, mekanı cennet olsun inşallah.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2740/seyit-ahmet-arvasi-hocamizi-anarken.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar