KİTLEDEN KÜTLEYE…

Toplum, toplum olma özelliğini yitirmeye yüz tuttuğunda, maşeri vicdanını, genel iradesini de kaybeder. Ortak duygu, düşünce, hareket kabiliyetini ama en önemlisi de vicdanını kaybeder. Toplumu ayakta tutan, elbette kültürel değerleri, ahlak ilkeleri ve inançlarıdır. Ama bütün bunlar toplumu, vicdanını ve iradesini koruma ve sürdürme hususunda takviye edemez hale geldiyse artık orada toplum olma özelliği de kaybolmuş demektir.

Sanal, gerçeklikle olan ilişkisi kesilmiş, adeta gölge bir duruma dönüşmüş, değerler bakımından canlılığını ve ideallerini kaybetmiş insanların oluşturduğu yan yanalık, toplum olma özelliğini sağlamaz. Ruhunu kaybetme denilen bu durum, ruhsuzluk olarak tanımlanan ya da tasvir edilen bu durum, kitleyi kütle haline getirir ve özne olma özelliği ortadan kalkar.

Özne, en önemli olarak kendisi hakkında bir fikir sahibi olan ve kendi bilinci üzerinde hâkimiyet kurabilen varlıklar için geçerli bir kavramdır. 

Kendi durumu hakkında herhangi bir fikri olmayan, ne yapacağı konusunda da bir düşünceye sahip olmayan kişi, kurum ve toplumlar için kullanılabilecek olan en uygun kavram, şapşallıktır.

Şapşal, kendisini olaylar karşısında disipline edemez ve karar alamaz. Kriz, güçlü irade sahibi insanlar ve toplumlar için olumlu sonuçlara sebep olur. Çünkü en önemli ve hem kendimizi hem de içinde yaşadığımız toplumu olumlu olarak etkileyecek kararlar, kriz dönemlerinde alınan kararlardır. Kriz, güçlüleri yaşatır, zayıfları yok eder. 

Kendi iradesini uygulama ve sorumluluğunu üstlenme konusunda cesaret sahibi olamayanlar, özgürlüklerini ve şahsiyetlerini, daha da ötesinde ahlaki bir varlık olma niteliklerini kaybederler. Ahlaki varlık olma niteliğini kaybetmek, kendi varlığımız üzerinde bile söz söyleme hakkımızın olmadığı anlamına gelir.

Kişileri ve bütünüyle toplumu bu olumsuz duruma getiren şey, önemli ölçüde aklıdan uzaklaşmaktır. Akıl, hem kendimiz hem de toplum için makul olanın ölçüsünü verir. Onu ortadan kaldırdığımızda akıldışılık egemen olur. Akıldışılığın egemen olduğu durumda da, her şey mubah hale gelir.

Her şeyin mubah hale gelmesi, bütün eylemleri ahlaki bakımdan eşitler. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış değer çiftleri anlamını yitirir. Amaçlar ile araçlar yer değiştirir. Vefa duygusu, dostluk, arkadaşlık, fedakârlık, feragat edebilme, başkasının iyiliğini isteme, ideal değerler için mücadele etme gibi duygular, düşünceler ve eylemler ortadan kalkar. Ahlak, olsa olsa şartlı önerme ve emirler kategorisine iner.

Vicdanın değil ama koşulların etkisi ahlakın zeminine yerleşir. “Siz olsanız ne yapardınız?” sorusu, en sık sorulan soru olur. Oysa bu soru, tuzak bir sorudur. 

Yanlış sorular, cevapları peşinen yanlış olmak zorundadır. Aklı yitirdiğimizde her an bu yanlışın içindeyiz demektir. Böyle bir yanlış içinde olmak bizi, ya cevapları belli sorularla ya da cevapsız sorularla muhatap kılar. Yaratıcı ve yeni olanı keşfedici bir düşünme hiçbir zaman gerçekleşmez olur.

Ortalıkta sadece içi boş nutuklar gezer. Sahici sorunlar göz ardı edilir. Çünkü toplum, çözme cesaretine sahip olmadığı sorunları gündemine almaz. Sorunlar ve sorular ne ise cevaplar da aynı niteliğe sahiptir.

Sahte soruların cevapları sahte, sahte sorunların çözümleri de sahtedir. 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/274/kitleden-kutleye.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar