100 Temel’e sevinsek mi, üzülsek mi?

Okunacak temel metinler meselesi maarifin, yani eğitim ve öğretimin; hatta talimin, terbiyenin, tahsilin, tedrisin… mühim bir parçasıdır.

Dersi, ders kitabını aşan bir zihin dünyamız olmalıdır ve bu zihin dünyasını çöplüğe çevirmemek gerekir. O zaman şu sorulur: Ne okuyacağız? Bütün dünyada bunun cevapları vardır. Bizde ne ölçüde vardır? (Merak edenler Neden Klasiklerimiz Yok isimli kitabımıza bakabilir).

Millî Eğitim Bakanlığı 100 Temel Eser dönemine son vermiş! Haber bu. İlgililer bilir, ilk ve orta öğretimde gençlerimizin okuyacağı edebî eserler 2004’te tesbit edilmiş ve bu listeler halinde duyurulmuştu. Hatta bunun için İstanbul’a bir toplantı yapılmış, sağdan soldan edebiyatçılar, yazarlar, öğretim üyeleri bir araya getirilmişti. Bu toplantıda görüldü ki, bunun sağı solu yok, neredeyse yüzde doksan nisbetinde uzlaşma var. Sonra Bakanlık bir liste yayınladı. Bunun içinde toplantıda görüşülmeyen bazı kitaplar da vardı. Yine de şunu dedik: Bu geç kalmış hayırlı bir iştir, zamanla oturulur konuşulur, liste yenilenir.

100 Temel Eser’in asıl meselesi şu idi: Gençlere tavsiye edilen temel metinlerin sıhhati! “Kitabın sıhhati de neyin nesi?” diyebilirsiniz. Bu temel metinlerin herhangi bir müdahaleye maruz bırakılmamış, gerçek eserler olması. Belki yine de tam açıklayamadık: Türkiye’de temel metinler müdahaleye, hatta saldırıya açık. Gerekçesi dillerinin anlaşılamaması. Temel metin diliyle de klasiktir! Onun diline, kelimelerine müdahale edilmesi kabul edilemez. Bunun için sadeleştirilmiş, özleştirilmiş, metnine müdahale edilmiş eserler klasik olmaktan çıkar. Temel metin korunarak açıklamalar, lügatçeler eklenerek yayınlanabilir.

Peki ne oldu?

Yüzlerce yayınevi “100 Temel Eser serisi” yayınladı.

Her birinde aynı isimler geçiyor ama aynı isimli kitaplar metin olarak hayli farklı. Vermişler Ömer Seyfeddin’i, Refik Halid’i ehil olmayan kişilerin eline; sadeleştirmişler, özleştirmişler, hatta özetmişler!

Bir bakıyorsunuz koskoca kitap yüz, yüz elli sayfaya indirilerek temel eser olmuş! Tabii Bakanlığın 100 Temel eser damgasını vurmayı da ihmal etmiyorlar.

Böyle gayet kirli bir 100 Temel Eser piyasası oluştu.

Bizim teklifimiz şuydu: Temel metinleri Bakanlık yayınlasın veya Bakanlığın aslına uygunluğunu onaylamadığı eserler piyasaya sürülemesin!

Zamanın bakanı bunu külfet addetti. “Bakanlık yayıncılık yapmaz” dedi ve zaten MEB yayınevlerini kapattı…

Piyasanın 100 Temel Eser furyasına karşı “100 Temel rezalet” başlıklı yazılar yazdık. Nihayet Bakanlık aynı iktidarın daha önceki bir icraatını iptal etti. Edebilir mi? Eder, fakat alternatif ortaya koyarak.

Bakanlık şunu mu demek istiyor: Gençlerin temel eserler okumasına lüzum yok!

Haberdeki bilgi şu: “Milli Eğitim Bakanlığı, yaptığı yeni düzenlemeyle birlikte ‘100 Temel Eser’ kısıtlamasını da ortadan kaldıracak. Böylece öğrenciler anayasaya, yasalara ve milli eğitimin temel amaçlarına ters düşmeyecek, insan haklarına saygılı bütün eserlerden yararlanabilecek.”

Siz buna çözüm mü diyorsunuz?

Bu kargaşadır, anarşidir! Temel eserleri okutmaktan vazgeçmektir.

Doğrusu bakanlığın temel eserler meselesini gerçek anlamda çözmek için mesai sarf etmesidir. Bunu bekleyebilir miyiz? Göreceğiz!

Dil köşesi:

Bir başka haberde “Milli uçağa milli sertifika” müjdesi veriliyor. Yahu bu kelimenin Türkçesi yok mu? Var da kim uğraşacak. Şemseddin Sami, yüz küsur yıl önce “tasdikname” olarak karşılamış. Yüz yıl önce Hasan Bedreddin “şehadetname” karşılığını vermiş. Bunlar geçmiş büyük lügatçilerimiz. Yenilerden A. Çetin Ertürk “belge, diploma” diyor. Biz “berat”ı da ekleyebiliriz. Seç beğen al.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2727/100-temele-sevinsek-mi-uzulsek-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar