Siyasi çözüm ne anlama geliyor?

Önceki gün AK Parti Ağrı Belediye Başkan adayı Savcı Sayan Kürtçe'nin okullarda zorunlu olması gerektiğini söyledi. Dün de Ali Bayramoğlu, Karar Gazetesinde -Kürt Sorununun-sadece güvenlikçi politikalarla çözülmeyeceğini, siyasi çözümünde gerekli olduğunu yazdı.

Bayramoğlu, terörle mücadelede önemli mesafe alındığını, ancak PKK'nın Fırat'ın doğusundaki kazanımları ile önemli bir aşama kaydettiğini, ABD ve Fransa'nın himayesindeki bölgeye müdahalenin gittikçe müşkül hale geldiğini ifade  etti.

Sosyal sorunlar üzerinde kafa yormak, çözüm önerileri sunmak bu ülkenin entellektüellerine düşen önemli bir görevdir. Sayan gibi ikbal peşinde koşan, bir uçtan bir uca savrulan  siyasetçiler değil ama  Bayramoğlu gibilerin  bu gibi konularda söyledikleri önemlidir.

Prensip olarak farklı düşünsek bile bu tip düşünce açıklayıcı yazılardan rahatsız olmamak gerekir. Çıkış noktalarımız, çözüm önerilerimiz farklı da olsa böyledir.

Milliyetçilik, bir devlet kurma ideolojisidir. Milliyetçiliği devlet veya millet kurmaz, tam tersine devlet ve milleti milliyetçilik kurar.  Bu, Gelner'in neredeyse genel kabul görmüş bir tespitidir.  Bugün  de bir etnik milliyetçilikle karşı karşıyayız ve hedefi -devlet kuramamış-  bütün milliyetçilikler gibi ayrı bir devlet kurmaktır. Bu gerçekten yola çıkarak çözüm tekliflerimizde buna göre olmalıdır.

PKK daha yaşanabilir bir Türkiye yahut daha gelişmiş bir demokrasi istemiyor. Bir toprak parçasında kendi adına egemenlik kurmak istiyor. Bunu gerçekleştirmek için de önce o devletin milleti olacak kitleyi inşa etmeye çalışıyor. Ana dilde eğitim, Kürtçenin ikinci resmi dil olması, adem-i merkeziyet, özerklik, anayasal statü ve federalizm gibi talepler hep bu amacı gerçekleştirme maksadına matuftur.   Hemen söyleyelim, bir topluluğa anayasal statü tanınması onlara uluslararası hukuk bakımından -kendi kaderini tayin etme- hakkı kazandırır. Çünkü ulusal veya uluslararası bir belgede -halk- olarak tanınmak o toplumu direk self-determinasyonun öznesi haline getirir. Onun için etnik hareketlerin neredeyse tamamı anayasal statü talebinde bulunurlar. Bütün bunların olması ancak siyasi mekanizmaların devreye girmesi ve kabulü ile olur ki bize göre savaş kaybetmiş bir ülke ancak bu taleplere evet diyebilir.

Bayramoğlu da yazısında mahiyetini söylemeden siyasi çözümün gerekliliğinden söz ediyor. Bunun anlamı yukarıda saydığımız taleplerin bir kısmı veya tamamının hayata geçirilmesi, yani daha açık bir ifade ile egemenliğin paylaşılmasıdır. Bayramoğlu, özet olarak PKK böleceğine siz kendi kendinizi bölün anlamında bir teklifte bulunuyor. Zira, çözüm sürecinde üniter bir devletin yapabileceği düzenlemelerin tamamı yapıldı. Siyaset imkanlarını sonuna kadar zorlayarak önemli açılımlarda bulundu. Üstelik bunları PKK hendek kazarken, şehirleri silahla doldururken yaptı.  Farklılıkların ifadesi bakımından bugünün Türkiye'si  10 yıl, 20 yıl önceki Türkiye değil. Kimse artık dilimizi öğrenemiyoruz diyemez, mahkemelerde ana dilde savunma yapamıyoruz diyemez, Kürtçe tv, radyo yayını ve siyasi propaganda yasak diyemez. Geriye ne kalıyor, yeni sınırlar çizerek ülkenin farklı egemenlik alanlarına bölünmesi. Hangi ülkenin aydını buna çanak tutar? Bize siyasi çözüm adı altında teklif edilen Suriye ve Irak gibi olmamızdır. Siyasi çözüm denilen şey, bir Fırat'ın doğusu ile Kuzey Irak'ın Türkiye'de tesis edilmesidir. Bayramoğlu'nun bir sürü insanın nahak yere kriminalize edilmesi şikayetine katılıyorum, çok kişinin yargılanması asla etnik ayrılıkçılıkla etkin mücadele değildir. Bu canı yanan her vatandaşın PKK'nın yanına itilmesidir. Ama siyasi çözüm adı altında -devletleşmenin- yolunu açacak görüşlerini de doğru bulmuyorum.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2713/siyasi-cozum-ne-anlama-geliyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar