ZULME DİRENMEK

Dün yerli düşünce dergisinin “kardeşlik” yemeğindeydik. Sağolsun cumhurbaşkanı baş danışmanı Yalçın Topçu beyefendi ve Ordu milletvekili Metin Gündoğdu kardeşimiz bizide davet etmişlerdi. Hoş ve kalabalık bir ortamdı. İşin güzel tarafı, başka ülkelerden okumak amaçlı, Türkiye’ye gelmiş örgenciler vardı.

Dilleri ve renkleri ayrı olsada, imanları ve ülküleri aynıydı. O çocuklar orda görmek, o kardeşlik atmosferini beraber soluklamak çok güzeldi. Daha da güzel olanı, o çocukları devlet olarak, onere etmek, onların farkına varmak ve onları bir pota içerisinde değerlendirmek, bir kardeşlik bağı oluşturmak, gelecek için son derece anlamlıydı. 

Yeryüzü emperyal güçlerin zulmü altında inlerken, Türk ve Müslüman coğrafya kan gölüne dönmüşken, ayrılık ve tefrikaların böldüğü parçaladığı Türk-İslam dünyası kan ağlarken, böyle bir zaman diliminde “kardeşlik ve birlik” adına toplanmak son derece anlamlıydı. 

Sayın Topçu konuşma kürsüsünde; Osmanlı medeniyetinin çöküşüyle başlayan bu parçalanma ve yalnızlaştırılma neticesinde güçsüzleşen Türk-İslam coğrafyasına atıfta bulunarak, bir olmanın gerekliliğini ifade etti. Adeta emperyalizme bir meydan okumaydı bu. “ azdan az gider, çoktan çok” derken gönlümde bir şeyler kıpırdadı. O kadar susukun o kadar ezik zamanlardan geçti ki ülkem, bu tip söylemlere hasret kalmıştık. Cumhurbaşkanı başdanışmanı sıfatıyla söylenen bu söz gönlümüze su serpti. Sayın Topçu Nihal Atsızın gençliğimize damga vurmuş bir şiirden de alıntı yaptı;
                    
                                  Kürşad'ın narasıyla indik tanrı Dağı’ndan
                             Ruhumuzu kandırdık Orhun’un kaynağından
                             Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur.
                             Türk' e kefen biçenin ölümü korkunç olur.

Evet, Türke kefen biçenlerin akıbeti, tarihin tozlu sayfalarında zabta geçmiştir. Zaman o tozları silme zamanıdır. Osmanlı coğrafyasında dolaşan, modern lawrensleri ifşa etmek ve onların oyunlarını bozmak zamanıdır. 
Osmanlıdan sonra sahipsiz kalmış bu mazlum halkların dünya emperyalizmine ezdirmemek, adına birileri ayağa kalkmalıdır. Bu sahiplenme de elbet Türkiye’ye yakışır.

Türk ve İslam önderliğini asırlarca uhdesinde bulundurmuş Anadolu bu görev ve mesuliyetten kaçamaz. Yeryüzünün hangi noktasında bir zülüm varsa, ona dikilmek ve o zulümleri bertaraf etmeye çalışmak boynumuzun borcu olmalıdır.

Özelde Türkiye içindeki teröre, genel de dünya üzerindeki, Avrupa –Amerika odaklı zulümlere dikilmek gerek, bu zulümlere dikilmek ağır faturalar getirse bile… Bedel ödenmeden, büyük devlet olunmaz. Büyük medeniyetler kurulmaz.

    “Çanakkale’de Bursa ili 4000 şehit vermiş. Halep ise 6000 şehit vermiş” dedi Sayın Topçu. Halep, Osmanlının kuruluş macerasın da önemli bir yeri olan şehir, şimdi orda Suriyeli Esedin bir zulmü var, toplu katliamlara uğruyor insanlar, Rusya, pyd, Amerika, Almanya… Hepsi ordalar, hepsi bu zulmün ortakları, bir soykırım yaşanıyor orda… Çanakkale’de 6 000 şehit vermiş bir şehre sahiplenmek, Türkiye’nin boynuna bir borçtur.

     Türkiye’nin bu duruşunu eleştirmek, dünü bilmemek ve yarını küçültmek demektir. Zulümlere direnmek bir erdemdir ve ancak erdemlerine sahip çıkan toplumlar bir medeniyet inşa ederler. Bunu anlayıp, ayağa kalkanlara selam olsun. 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/271/zulme-direnmek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar