Mesnevi’nin günümüze kadar süregelen etkileri

Geçen hafta, yazımın ilk kısmında, Mevlânâ’nın Mesnevi’sinin bir “konserve metin” olduğunu ifade etmiştim. Dostlarım, bu adlandırmayı açmamı istediler. Demek ki “konserve metin”  adlandırmasını biraz daha açmak gerek.

Yazıya geçmiş her metin zaten bilgileri koruyan bir konserve gibidir; metin kaybolmadığı müddetçe o bilgi devamlı korunmuş olur.

Her metin her zaman etkisini sürdürür mü?

Elbette sürdürmez… Tarihte milyonlarca kayıp veya etkisini yitirmiş metinler var.

Uzağa gitmeyelim, kendimizden örnek verelim…

Orhun Abideleri, Atabetü’l-Hakayık, Kutadgu Bilig gibi kadîm metinlerimizin etkisi nedir, Yunus Emre şiirleri ve Mevlânâ Celaleddin’in Mesnevisinin etkisi nedir? Herkes ikinci grubun etkisinin daha fazla ve daha uzun süreli olduğunu ifade edecektir.

Benim sözünü ettiğim ”konserve metin” de tan işte bu tesir gücünü ifade etmek içindir. Sadece korumak yetmez, sosyal etkisi de olması lazımdır.

13. yüzyıldan günümüze kadar etkisi olan Mesnevî’nin etkisi, farkında olmasak bile günlük hayatımızda vardır. Hikmet yönünün etkisi ayrıca önemlidir ama ibretlik kıssaların neredeyse hepsi, hâlâ anlatılmakta ve olayları yorumlamakta etkili olmaktadır.

HEPSİ YAŞLILIKTAN KISSASI

Hikâyeyi bilirsiniz. Yaşlı bir adam doktora gider ve  bir takım dertlerinden söz eder. Doktor  her derdi ihtiyarlığa bağlar. Adam “Sen de  öğrenmişsin bir ihtiyarlık!... Başka laf bilmez misim?” deyip doktora kızar. Doktor adama “Bu dahi ihtiyarlıktan bey amca, bu dahi ihtiyarlıktan.” der.

Bu hikâyenin kaynağı Mesnevî’dir.  (Bakınız: Veled İzbudak tercümesi,  Millî Eğitim bakanlığı yayınları, 1988, C.II, s.237.)

ARSLAN TİLKİ VE KURDUN AVLANMASI KISSASI

Arslan, tilki ve kurt ava çıkmışlar, Bir yaban öküzü, bir keçi ve bir de tavşan avlamışlar. Arslan, kurda avları pay etmesini söylemiş.  Kurt, sen en büyüksün, yaban öküzü sana; ben orta boyluyum; keçi bana, tavşan da tilkiye” demiş. Arslan bu paylaştırmaya kızmış ve bir pençede kurdu öldürmüş; dönüp tilkiye pay etmesini söylemiş. Tilki, öküz kuşluk yemeğin, keçi öğle, tavşan da akşam yemeğiniz.” Demiş. Arslan, “Bu kadar güzel pay etmeyi nereden öğrendin?” deyince tilki  kurdun ölüsünü gösterip “Ondan.” demiş…  (C.I, s.242-250)

GRAMERCİ KISSASI

Mesnevî’deki çok sevdiğim kıssalardan biri de gramerci kıssasıdır. Dili çalışmalarını gramerden öte düşünemeyen gramercilerin yobazlığını  izah için güzel bir kıssadır.

Gramerci kayığa binip denize açılmış. Bir ara kayıkçıya “Kayıkçı kayıkçı!... Sen sarf (morfoloji, yapı bilgisi) bilir misin?” demiş. Kayıkçı: “ben bir garip kayıkçıyım. Bilmem öyle şeyleri.” demiş. Gramerci: “Ohhooo!... O zaman gitti ömrünün çeyreği!...” demiş…

Biraz sonra gramerci : “Pekiiii… Nahiv (sentaks, cümle bilgisi) bilir misin?” diye sormuş. Kayıkçı: “Dedim ya beyim… Ben öyle şeyleri bilmem…”  Gramerci  “O zaman gitti ömrünün bir çeyreği daha…” demiş…

Neyse…

Biraz sonra bi fırtına çıkmış. Kayık batıp çıkmaya başlayınca kayıkçı, gramerciye dönüp: “Beyim, yüzme bilir misin?...” demiş. Gramerci, “Bilmem…”    deyince, kayıkçı: “Beyim Kelime-i Şehadet getir… Gitti ömrünün tamamı..” demiş.

Bu ve buna benzer kıssalar, 13. Asırdan günümüze kadar gelebildiyse, Mesnevî sayesindedir. İşte bu tür metinler için Mesnevî bir “konserve metin” olmuştur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2705/mesnevinin-gunumuze-kadar-suregelen-etkileri.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar