İnsan olmanın imtiyazı kaleme sarılmaktır

Kalem ile kelime arasında Türkçede bir ses uyumu vardır. Aslı Arapça olan kalem ile kelime arasındaki fark, kalın okunan “kaf” harfinin ince okunan “kef” harfine dönüşmesidir. Kalemin sert ucundan çıkan düşüncenin yumuşatılmış ve inceltilmiş ifadesidir kelime. Çoğu kez kalem, kelimelerden aldığı kuvvetle inanılmaz bir güce ulaşabilmektedir. Kalem bir yay misali, ucuna taktığı kelimeleri bir ok gibi insanların gönüllerine, kalplerine ve zihinlerine saplamaktadır.

Kılıç ile devrilmeyenler, çoğu zaman bir kelimeye yenik düşmüşlerdir. Eskiden Arapların savaştan önce şairlerini meydana sürmeleri, kelimeyle savaşı kazanmayı bilmelerindendi. Zira şairler, kelimenin ve kalemin üstatlarıdır. Şair Firdevsi, Şahname adı ile nazım biçiminde telif ettiği ve Gazneli Mahmud’a ithaf ettiği 60.000 mısralık büyük destanına mukabil Hükümdar Mahmud’dan Dinar (altın para) değil de 60.000 dirhem (gümüş para) tutarında bir mükâfat alması üzerine, gayet acı bir hicivname kaleme almak suretiyle hamisini küçük düşürmek istemiş ve hayatını kurtarabilmek için uzaklara kaçıp saklanmak mecburiyetinde kalmıştı. Çünkü Gazneli Mahmud’a savaş meydanında baş edemeyenlerden daha çok zararı bu şair vermişti. Osmanlı İmparatorunu dize getiren   Tümurlenk’ten istediği yüzü bulamayan Arap Şah, keskin kalemini onun aleyhine kullanmaktan geri durmamıştı. Timurlenk’in hayatını kaleme alan hicviyeci İbni Arab Şah, Timur’un bir ayakkabıcının oğlu olduğunu ve başlangıçta haydutluk ve soygunculukla hayatını kazandığını ve isminde görülen “lenk” takısının ise bir koyun sürüsünü çevirip çalarken ayağından aldığı bir yara sonucu aksayarak yürümesinden ileri geldiğini zikrederek onu dünyaya rezil etmiştir.

Balzac, ön dört yaşında iken İrade Üstüne başlıklı bir eser yazmıştır, onun hayatında ağır basan, hep iradedir. Balzac’ın, Napolyon’un heykelinin altına yazdığı cümleyi hatırlayalım: “Onun kılıçla başladığını kalemle tamamlayacağım” Balzac, kalemin sahip olduğu gücün ve maharetin farkındaydı, yoksa bu cılız insan bu kadar gür bir sesle haykıramazdı.

Kılıcın fethinden önce gönüllerin, kelimelerle yani kalemle kazanılması esastır. Selahaddin Eyyubî’nin şöyle dediği aktarılır: “Siz benim ülkeleri kılıçlarınızla fethettiğimi sanmayın, bilakis Vezir Fadıl’ın kalemi ile fethettim.” Selahaddin Eyyubî’nin her daim danıştığı bu zat,  “el-Fadıl min Kelami’l-Fadıl”, “ed-Durru’n-Nazim” gibi nadide eserlerin sahibi ve kalem kullanmakta mahir biri idi.

Kalemin gücünün farkında olanlar ondan daima çekinmişlerdir. Çünkü bilirler ki içten içe ve gönülden gönüle yayılan düşünce kadar müessir olan nadir şeyler vardır. Anlatıldığına göre Ebu İshak el-Cebniyanî (ö.379/989), Şiî çocuklarına parasız Kur’an ve Sünneti ezberletirdi ama okuma yazma öğretmezdi. Bunu şöyle izah ederdi: “Bunlar, Kur’an ve Sünnetle insanlara zarar vermezler, ancak kalemle zarar verirler.”

Elbette kalem her zaman zehir kusup zarar vermez. Kalemin ıslah ve ihya kudreti de vardır. Allahu Teala’nın “kaleme ve yazdıklarına” (Kalem, 68/1) yemin etmesi bu sebebe mebni olmalıdır. Gönülleri, akılları ve fikirleri dirilten kalemlere saygı duymak bir insanlık görevidir; onun yazdıklarını okumak ise, insan olmanın imtiyazıdır. Okumak, bilgiyle donanmaktır, cehaleti söndürmektir. Allah’ın ilk emri “oku”dur, Allah’ın ilk emrini yerine getiremeyenlerin diğer emirleri yerine getirmelerinden emin olabilir miyiz? Atalarımız at sırtında gezinirlerdi, biz arabalarla. Bu yüzden okumaya fırsat bulamıyoruz. Unutmayalım ki, kitap kurduyla, güve arasındaki fark; düşünen ile asalak arasındaki farktır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2704/insan-olmanin-imtiyazi-kaleme-sarilmaktir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar