İnsan Hakları Gününde insani değerler ve kişi hakları

Eklenme Tarihi: 11.12.2018 10:01:00 - Güncellenme Tarihi: 05.04.2020 09:10:39

İnsanlar doğuştan bazı hak ve hürriyetlere sahip olarak doğarlar. İnsanların doğuştan elde ettiği hayat, hürriyet ve mülkiyet gibi hakları temel haklar olarak kabul edilir. John Locke bu temel hak ve hürriyetlerin korunup geliştirilmesini devletlerin asli ve en öncelikli görevleri olarak tarif eder. Fertlerin vazgeçilmez ve başkasına devredilmez hak ve hürriyetlerini teminat altına almakla devlet egemendir der. Yine John Locke, "egemenlik hakkını kullanma yetkisi fertlerin rızalarına göre siyasi iktidara aittir" diyerek demokrasiyi sandığı işaret eder.

Bireysel haklar alanında devletlerin ve egemenlik hakkını elinde bulunduran siyasi otoritelerin temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasında gösterecekleri samimiyet çok önemlidir. Tabi haklar hiç bir zaman siyasi çıkar malzemesi yapılmaz. Egemenliğin gerçek sahibi olan halkın güvencesi "hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kuvvetler ayrılığı prensibiyle" sağlanarak, bir anlamda siyasi otorite kontrol altına alınır. Bu konuda Montesquieu'nün özgürlüklerin korunması için "anayasal düzen içinde kuvvetler ayrılığı tezi" devletle kişi arasında ki ilişkilerin uyumu ve devamlılığı açısından çok önemlidir.

İnsan hak ve hürriyetlerinin gelişmesi gerek dini, gerek milli ve gerekse milletler arası hukuka tabi olarak incelendiğinde, insanın kendi iradesiyle icât ettiği devletin yüklendiği sorumluluk alanları çok önemlidir. Bu manada birinci dünya savaşının sonlarından itibaren, devletlerin anayasalarında klasik hürriyetlerle birlikte, aile ve çocuğun korunması, sağlık hakkı, öğrenim hakkı, çalışma ve sosyal güvenlik hakkı, sendikal haklar, grev ve toplu sözleşme hakları gibi, sosyal hakların korunmasına yönelik çalışmalara ağırlık verildiğini görmekteyiz. Sosyal hakların anayasal metinlerde yer alması, yeni bir devlet düzeni anlayışını da beraberinde getirmiştir.

Her ne kadar İkinci Dünya Savaşına kadar olan süreçte klasik hak ve hürriyetleri tanımayan, totaliter rejimler, Almaya, İtalya, Sovyetler Birliği gibi ülkeler, milli düzeyde insan haklarını siyasi rejimleri adına tanımazken, İkinci Dünya Savaşı sonrasında batı anayasalarında sosyal haklara daha geniş yer verilmiştir. Bu konuda devlete daha çok ödevler yüklendiğini görmekteyiz. İstikrarlı demokrasiler diye adlandırılan Batı Avrupa ve Amerika kıtası ülkeleri yanında, gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkeleri de anayasalarında kendi anlayış ve yorumlarına göre insan hakları konusunda kanunlar yapmışlardır.

1945 de Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurulmasıyla, milletler arası "adalet divanı statüsü" kabul edilmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ekonomik, sosyal ve kültürel haklar sözleşmesi, kişisel ve siyasi haklara ilişkin sözleşme, ırk ayrımcılığı ve işkenceye karşı olmak gibi, birçok sözleşme B.M üye ülkelerce imzalanmıştır. Böylece insan hakları konusu milli yasalardan taşarak, milletler arası alanda evrensel bir kimlik kazanmıştır. Ancak, son zamanlarda günümüz dünyasında uygulamada bazı sıkıntılar yaşanmaktadır. Değişen dünya dengeleri nedeniyle, dünyanın tek merkezden, Amerika?dan yönetilmesi, insan hakları ihlallerine sebep olmakta. Yeni dünya düzeni adı altında, yaşam hakkı dahil, en temel hakların ihlal edildiği, kan ve gözyaşının aktığı insanlık ayıbı uygulamalara şahit oluyoruz maalesef. Birleşmiş Milletler teşkilatının ciddi manada yaptırım gücü olmaması nedeniyle, insan hakları alanında uygulamaları Amerika?nın insafına bırakmış olmasının sıkıntılarını yaşıyor insanlık.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2700/insan-haklari-gununde-insani-degerler-ve-kisi-haklari

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

31.07.2019 Lider ve Karizma
24.07.2019 Stratejik Akıl
17.07.2019 Suriye'den Daha Elzem, Suriyeliler Politikamız Olmalı
10.07.2019 Çarçur Ekonomisi
02.07.2019 Anketlere Değil, Aynaya Baksaydınız
26.06.2019 Sosyal Medya ve Yazar Tosun
19.06.2019 Akdenizde Can Sıkan Gelişmeler
11.06.2019 Lütfi Kırdar Mutabakatı
06.06.2019 Seküler kültürün icadı doğmalar, izm'ler
29.05.2019 Devlet Aklı
21.05.2019 Avrupa'nın Kültürel Egemenlik ve Asimilasyon Problemi
15.05.2019 Nihaî Çözüm Nedir?
08.05.2019 Nelere Şahit Olduk
02.05.2019 Hıyânet-i Vatan Suçlaması
25.04.2019 Merkez Sağ ve Merkez Sol Siyaseti
17.04.2019 Nur-u âyinlere ilham olsun.
09.04.2019 Bir deneme, yitirilen düşler
27.03.2019 CHP'yi iktidarsızlıktan kim kurtaracak?
20.03.2019 Hangisi daha evla kuvvetler ayrılığı prensibi mi, yoksa kuvvetler birliği ilkesi mi?
14.03.2019 Belediyelere, yerel yönetimlere atanmış seçkinler
06.03.2019 Türkiye taşra ve varoş kültürünün etkisi altına giriyor
27.02.2019 Uluslararası ilişkilerde basın ve medyanın rolü (2)
20.02.2019 Uluslararası ilişkilerde basın ve medyanın rolü (1)
14.02.2019 Toplumsal hayatımızda basın ve medyanın rolü
06.02.2019 Sahi biz kime oy vereceğiz?
30.01.2019 Baykal'ın devlet adamlığı vasfı
22.01.2019 Evrensel adalet ve hukukun üstünlüğü ilkesi
15.01.2019 Peki seçmenler ne istiyor?
09.01.2019 Atatürk döneminde Kemalizm fikrinin doğuşu
25.12.2018 2019 demokratik olgunluk yılı olsun
18.12.2018 Avrupa Türklerinin sosyal statüsü
11.12.2018 İnsan Hakları Gününde insani değerler ve kişi hakları
04.12.2018 Gelecek kaygısı ve Hitler Avrupası
27.11.2018 Batının kültürel tehdit algısı
20.11.2018 Medeniyetler ittifakı olmaz
12.11.2018 Pasif direniş ve sivil itaatsizlik.
06.11.2018 Eski tüfek bir Sosyalistin, Türk Solu analizi
29.10.2018 Erkler arası ilişkilerde yetki kavgası, anayasal hukuk devletini yaralar
25.10.2018 CHP ve Türk Solu Kavramı
19.10.2018 Ferdiyetçi ve toplumcu görüşe göre seküler, laik devletin tanımı
13.10.2018 İslam Hukukunda devletin tanımı
12.10.2018 Zabıta ekonomisi
03.10.2018 Etno-kültürel talepler ve bölgesel ırkçılık
27.09.2018 Emeklilikte yaş haddi mağduriyeti