Yanlış Atatürkçülük anlayışı

Atatürk’ün ölümü üzerinden elli yıl geçti.

Gazetelerimizde, 10 Kasım haberlerine bakıyorum. Yüz bin kişinin Anıtkabir’e koştuğuna dair, resimler var. Bazı ses sanatçılarımızın, sinema yıldızlarımızın açıklamalarını dikkatle okuyorum: Kimisi, “Fanatik bir Atatürkçü olduğunu” söylüyor. Kimisi, “10 Kasımda çocuklarının elinden tutarak, onları, Atatürk’ün Yıldız’da oturduğu eve götürdüğünü” açıklıyor. Bana göre, fanatik Atatürkçü olmak, en büyük ayıplarımızdan biri. Ve Atatürk’ün evine gitmek, kabrini ziyaret etmek, fikir dünyamıza hiçbir şey kazandırmıyor. Kendi kendime düşünüyorum: Atatürk’ün kabrini ziyarete  ‘o yüz bin kişiden acaba kaç kişi, Atatürk ile ilgili ciddi bir kitap okudu?’ diyorum!

Yani ‘Anıtkabir’e koşan ve Dolmabahçe’yi, Yıldız’daki evi ziyaret eden, yüz bin kişiden, hiç olmazsa bir kişi, Atatürk’le ilgili ciddi bir kitap okudu mu?’ diye düşünüyorum. Burada size yaşadığım birkaç olayın fanatik Atatürkçüler yüzünden başıma neler getirdiğini yazmak istiyorum:

Atatürk, bizim Milli Mücadele tarihimizin kayıtsız-şartsız liderleridir. Bir büyük kahramandır! Yeni devletimizin kurucusudur! Deha derecesinde zeki bir liderdir. İnkılaplarımızın öncüsüdür. Bunlar, elbette doğru! Ama bilmeliyiz ki Atatürk de bir insandır. İnsan olması dolayısiyle, zaman zaman yanlışlar da yapmıştır. Bizim o yanlışlar üzerinde artık durmamız gerekmektedir.

Şimdi biliyorum ki: “Nedir o yanlışlar?” diyeceksiniz. Söyleyeyim size: Atatürk zamanında, Milli Mücadele tarihimizin diğer kahramanlarına devletimiz katiyen sahip çıkmamıştır. Onların, Milli Mücadele üzerine yazdıkları kitaplara, devletimiz katiyen dönüp bakmıyor. Sadece Atatürk’ün NUTUK isimli eseri devlet yayınları arasında basılıyor. Soracaksınız: NUTUK basılmasın mı? NUTUK on kere, yüz kere, bin kere basılsın! Ama NUTUK yanında, Atatürk ile beraber Milli Mücadelemize katılan başka paşalarımızın eserleri de devlet yayınları arasında yer alsın! Yer almıyor mu? diyeceksiniz. Hayır yer almıyorlar!

Şimdi lütfen yazdıklarıma dikkat buyurun: Ben, 1980 yılında, Kültür Bakanlığında Müsteşar Yardımcısı idim. Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yıldönümü dolayısıyla, bakanlığın bütün faaliyetlerini ben yürütüyordum. Cumhuriyetimiz 58 yaşındaydı. Atatürk’ün ölümünün üzerinden 43 yıl geçmişti. İstedim ki Bakanlık yayınları arasında NUTUK yine birinci sırada yer alsın. Ama NUTUK yanında, Milli Mücadelemize katılan diğer paşalarımızın eserleri de gün yüzüne çıksın.

Bu münasebetle, Ankara’dan kalkıp İstanbul’a gittim. Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Hayat Hanım ile Ali Fuat Cebesoy Paşa’nın yeğeni Ayşe Hanımı İl Kültür Müdürlüğüne çağırdım. Onlara dedim ki:

-Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yıl dönümü dolayısiyle, Kültür Bakanlığımız, sizin babanızın, sizin de amcanızın hatıraların bastırmak istiyor. Herhangi bir yayınevi ile anlaşmanız var mı? Kabul ediyor musunuz?

Sözlerimi bitirir bitirmez iki kadın, ayakta, birbirlerine sarılarak, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Hayat Karabekir diyordu ki:

-Ayşe Hanımcığım Ayşe Hanımcığım, Allah bize bugünleri gösterecek miydi? Bak devlet benim babamın, senin amcanın eserini bastırmak istiyor!

Ankara’ya döndükten sonra ilk olarak Ali Fuat Cebesoy Paşanın, 250 sahifelik ‘Moskova Hatıraları’nı bastırdım. Arkasından Milli Mücadele Hatıralarını matbaaya verdim. Kitabın tamamlanmasına sadece beş forması kalmıştı. Kenan Evren ve arkadaşlarının 12 Eylül Darbesi oldu. Ben Ali Fuat Paşa’nın kitaplarından sonra ‘Kazım Karabekir Paşanın İstiklal Harbimizin Esasları’ isimli kitabını baskıya verecektim. Sonra diğer paşalarımızın kitaplarını bastıracaktım. Fakat Genel Kurmayımız, Atatürk’ten başka hiçbir paşamızın eserinin basılmasını istemiyordu. Nitekim 1955 yılında çıkan: KARABEKİR’İN KİTABI NİÇİN VE NASIL YAKILDI isimli kitabın 61. sahifesinde anlatıldığı gibi 1939 yılında Kazım Karabekir Paşanın İSTİKLAL HARBİMİZİN ESASLARI isimli kitabı, İstanbul’da Sinan Matbaasında 9 bin adet basıldı. Satışa sunulmadan, bir gün önce Ankara’dan İstanbul’a gelen Meclis Reisi Kazım Özalp Paşa, Afyon Milletvekili Ali Çetinkaya, Sinop milletvekili Recep Zühtü, Gaziantep milletvekili Ali Kılıç Beyler, İstanbul’da bulunan CHP il başkanı Cevdet Kerim İncedayı’yı da yanlarına alarak Sinan Matbaasını bastılar. Karabekir paşanın bütün kitaplarını belediyenin çöp arabalarına yükleyerek, İstanbul surları dibinde yaktılar iyi mi?

12 Eylül Darbesinden sonra Kenan Evren ve arkadaşları da Ali Fuat Cebesoy paşanın bitmesine beş forması kalan milli mücadele hatıralarının baskısını derhal durdurdular. Beni Müsteşar Yardımcılığından, Bakanlık Müşavirliğine çektiler. Birinci dereceden beşinci dereceye indirdiler. İtiraz ettim. 6 ay sonra intibakımı üçüncü dereceye yükselttiler. Tekrar itiraz ettim. Altı ay sonra intibakımı yeniden birinci dereceye çektiler. Suçum ne idi benim? Bir Bulgar veya bir Moskof generalinin eserini mi devlet yayınları arasına almıştım? Hayır! Milli Mücadele devrimizde Batı Anadolu’muzda ordu kumandanımızın daha sonra TBMM Başkanımızın ve Bayındırlık Bakanımız Ali Fuat Cebesoy paşamızın bir eserini bastırmıştım. Sizi bilmem ama ben Kenan Evren ve arkadaşlarının bu davranışlarını, akıl ve ahlak anlayışımızla vatan ve askerlik sevgimizle Atatürkçülük anlayışımızla katiyen ama katiyen bağdaştıramıyorum. Böyle Atatürkçülük olmaz! Artık bu kafadan vazgeçmeliyiz diyorum.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2697/yanlis-ataturkculuk-anlayisi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar