Gelecek kaygısı ve Hitler Avrupası

Eklenme Tarihi: 04.12.2018 10:46:00 - Güncellenme Tarihi: 04.12.2018 10:46:16

Yazıma son gelişmelerden hareketle Avrupa Birliğinin geleceğinin kaygı verici bir sürece doğru evrileceği öngörüsünde bulunarak başlamak istiyorum. Birkaç yıl öncesine kadar barış ve refah kıtası olarak tabir edilen Avrupa birliğinde ayrılık rüzgarlarının estiği sancılı bir döneme girildi. İngiltere'nin ayrılma kararından sonra, diğer başka üye ülkelerin de kazan kaldırarak, ayrışma sürecinin daha çok ivme kazanacağını tahmin ediyorum.

Avrupa'da bozulan ekonomik istikrar ve artan işsizlik, aşırı sağ ve ırkçı akımların yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığını abartmasına zemin hazırladı. Öte taraftan AB?nin iç güvenliğini tehdit eden Paris, Brüksel ve Nice gibi kentlerde yabancı kökenli terör olayları Müslümanlara karşı kin ve nefret duygularını besledi. Söz konusu terör saldırılarıyla belirsizleşen ve gittikçe ağırlaşan olağanüstü hal gibi asayiş durumları ise, yabancı düşmanlığının artmasına vesile oldu. Diğer taraftan dramatik bir şekilde yükseliş gösteren ve Dünya genelinde 60 milyon civarında olduğu tahmin edilen mülteci akınları ve göçmen krizi de Avrupa'nın korkulu rüyası oldu. Yaşanan tüm bu olumsuz gelişmeler gelecek kaygısı olarak algılanırken aşırı sağcı ve popülist politikacılara fırsat verilmesi AB?nin uluslararası arenada prestij kaybı ve saygınlığını yitirmesine sebep oldu.

Bugün dünya genelin de İslam coğrafyası başta olmak üzere, Avrupa kıtasını da etkisi altına alan büyük bir siyasal deprem yaşıyoruz. Demokrasilerin geleceği açısından sıkıntılı bulduğum, demokratik rejimlerin dalga dalga otoriterleşme eğilimi göstermesini endişe ediyorum. Ya da başka bir değimle yavaş yavaş Samuel P. Huntington'un "üçüncü dalga" diye tanımladığı demokratikleşme sürecinin dondurulduğu evreye doğru evrildiğimizi düşünmek bile istemiyorum. Gelecek kaygısı bahane edilerek popülist ve nationalist (yerlici) ulusalcılık temeline dayalı propoganda yapan partilerin oy patlaması yapmasını AB'nin geleceği açısından endişe verici bir durum olarak değerlendiriyorum.

ABD'de Donald J.Trump'ın seçim başarısından sonra, Fransa'da Marine Le Pen, Hollanda'da Geert Wilders'in, Almanya'da Alternatif Parti'nin, Avusturya'da Özgürlük Partisi gibi partilerin yükselişini gelecek açısından tehlikeli ve karanlık buluyorum. Liberal demokrasinin sosyal adalet, fırsat eşitliği, ve insan onuruna saygı gibi ilkelerin, demokratik hak ve hürriyetlerin ihlal edilmesinden korkuyorum. Şimdilik işleyen seçme ve seçilme hakkının, birlikte yaşama ve birlikte yönetme konusunda kazanılmış hakların iptal edilmesinden korkuyorum.

Avrupa Birliğinin oluşmasın da emeği geçen Schubert ve Monnet gibi devlet adamlarının en büyük hayali, Avrupa'nın savaş çıkartan bir fitne kıtası olmasına engel olmaktı. Bu manada Avrupa Birliğine üye ülkeler arasında sınırları kaldırarak, Avrupa kıtasının bir daha savaşlarla yıkılmasına engel olmak amaçlanmıştı. Şimdi yaşadığımız olayları dikkate alarak, ırkçı akımların tehdit ettiği ve parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan bir Avrupa kıtasında, ulus-devletlerin tekrardan sınır ve toprak esaslı egemenlik alanı oluşturma tehlikesini görüyor ve yetkilileri uyarıyorum.

Sonuç olarak demek isterim ki; etnik ve dini aidiyetler üzerinden yürütülen düşmanlık algısıyla sürdürülen bir siyaset anlayışının, Avrupa kıtasından başlayacak bir üçüncü dünya savaşını tetikleyebileceği tehlikesine dikkat çekerek, ırkçı politikaların ciddiyetle sorgulanmalı diyorum. Bu manada İngiltere'nin ayrılmasından sonra, kurumsal yapısının değişmek zorunda olan bir AB?nin, yeniden yapılanma sürecinde ırkçı akımların yaptığı som propagandaların tesirinde kalarak; çok yakın bir gelecekte, tekrardan 1930'lu yıllara "Hitler Avrupasına" dönüleceği endişesini taşıdığımı ifade etmek isterim.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2688/gelecek-kaygisi-ve-hitler-avrupasi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

31.07.2019 Lider ve Karizma
24.07.2019 Stratejik Akıl
17.07.2019 Suriye'den Daha Elzem, Suriyeliler Politikamız Olmalı
10.07.2019 Çarçur Ekonomisi
02.07.2019 Anketlere Değil, Aynaya Baksaydınız
26.06.2019 Sosyal Medya ve Yazar Tosun
19.06.2019 Akdenizde Can Sıkan Gelişmeler
11.06.2019 Lütfi Kırdar Mutabakatı
06.06.2019 Seküler kültürün icadı doğmalar, izm'ler
29.05.2019 Devlet Aklı
21.05.2019 Avrupa'nın Kültürel Egemenlik ve Asimilasyon Problemi
15.05.2019 Nihaî Çözüm Nedir?
08.05.2019 Nelere Şahit Olduk
02.05.2019 Hıyânet-i Vatan Suçlaması
25.04.2019 Merkez Sağ ve Merkez Sol Siyaseti
17.04.2019 Nur-u âyinlere ilham olsun.
09.04.2019 Bir deneme, yitirilen düşler
27.03.2019 CHP'yi iktidarsızlıktan kim kurtaracak?
20.03.2019 Hangisi daha evla kuvvetler ayrılığı prensibi mi, yoksa kuvvetler birliği ilkesi mi?
14.03.2019 Belediyelere, yerel yönetimlere atanmış seçkinler
06.03.2019 Türkiye taşra ve varoş kültürünün etkisi altına giriyor
27.02.2019 Uluslararası ilişkilerde basın ve medyanın rolü (2)
20.02.2019 Uluslararası ilişkilerde basın ve medyanın rolü (1)
14.02.2019 Toplumsal hayatımızda basın ve medyanın rolü
06.02.2019 Sahi biz kime oy vereceğiz?
30.01.2019 Baykal'ın devlet adamlığı vasfı
22.01.2019 Evrensel adalet ve hukukun üstünlüğü ilkesi
15.01.2019 Peki seçmenler ne istiyor?
09.01.2019 Atatürk döneminde Kemalizm fikrinin doğuşu
25.12.2018 2019 demokratik olgunluk yılı olsun
18.12.2018 Avrupa Türklerinin sosyal statüsü
11.12.2018 İnsan Hakları Gününde insani değerler ve kişi hakları
04.12.2018 Gelecek kaygısı ve Hitler Avrupası
27.11.2018 Batının kültürel tehdit algısı
20.11.2018 Medeniyetler ittifakı olmaz
12.11.2018 Pasif direniş ve sivil itaatsizlik.
06.11.2018 Eski tüfek bir Sosyalistin, Türk Solu analizi
29.10.2018 Erkler arası ilişkilerde yetki kavgası, anayasal hukuk devletini yaralar
25.10.2018 CHP ve Türk Solu Kavramı
19.10.2018 Ferdiyetçi ve toplumcu görüşe göre seküler, laik devletin tanımı
13.10.2018 İslam Hukukunda devletin tanımı
11.10.2018 Zabıta ekonomisi
03.10.2018 Etno-kültürel talepler ve bölgesel ırkçılık
27.09.2018 Emeklilikte yaş haddi mağduriyeti