Belediye başkan adaylarına

1.

Zorlu bir sürecin en zoruna doğru giderken, bazı düşüncelerimizi peşinen söyleyelim ki, “kağnı kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur” denilenlerin durumuna düşmeyelim.

Anadolu insanı baş olmanın erdemini “baş ol da soğan başı ol” cümlesiyle özetlemişse de, tasavvuf ehli baş olmayı hiç hoş karşılamamıştır.

Çünkü tasavvuf ehline göre baş olmak, çoğu zaman manen başı tehlikeye atmayı, başı vermeyi gerektirebilir.

O Güzel Nebi (sav) tasavvuf ehlinin tehlikeli gördüğü baş olma sevdasının sakıncalarını on dört asır öncesinden şöyle dile getirmiştir:

"Siz, emirliğe (baş olmaya) düşkünsünüz.

Halbuki emirlik, kıyamette pişmanlıktır.

Ancak, onun hakkını gözetenler bundan müstesnadır." (Buharî, Neseî)

O Güzel Nebi (sav) baş olma sevdasının tehlikesinin büyüklüğünü bir başka sözlerinde şöyle dile getirir:

“Mala ve mevkie düşkün bir adamın dînine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.” (Tirmizî)

O Güzel Nebi’nin (sav) bu muhteşem sözleri doğrultusunda devam eden, Onun (sav) izine basan bir güzel insan, Fudayl bin İyaz (ks) şöyle der:

"Başa geçmek isteyen kimse, yüksek vasıflarla anılabilmesi için başkalarının hep noksanları ve ayıpları ile anılmasını ister.

Kendisinin yanında birisini hayır ve iyilikle yâd etseler, hoşlanmaz.

Riyaset sevdalısı kimse, şüphesiz iyi hallerine veda etmiştir."

Nitekim Fudayl bin İyaz’ın (ks) dediği gibi, gerek her türden seçim yarışında, gerekse bir makamı elde edebilmek için yarışıldığında, insanlar kendilerini bir adım da olsa öne çıkarabilmek ve hedefleri makama ulaşabilmek amacıyla rakip gibi gördükleri kişiler hakkında en akla gelmedik şeyleri söylemekten, İslamın en büyük günahlarından olan en alçak iftiraları bile atmaktan asla çekinmezler.

Daha başlangıcı bu olan bir baş olma sevdasının kişiye hayır getirmesi elbet mümkün değildir ve yaşanmış birçok örnekleriyle hayır getirmediği görenlerce görülmüştür de...

Tasavvuf terbiyesinden geçen insanlarımızın baş olma sevdasından mutlaka kaçınılması konusundaki endişeleri hakikaten çok ciddidir.

Buna rağmen, yapılan uyarılardan anlıyoruz ki, bizim gibi sıradan insanlar için, baş olma sevdasından vazgeçmek gerçekten zorun da zorudur.

Bu zorluğu bir güzel insan, Süfyan-ı Sevrî (ks) şöyle ifade eder:

"Riyaset ve kadın sevgisini bırakmak, sabırdan daha acıdır."

Diğer taraftan Antâkî’nin (ks) baş olma sevdasıyla ilgili sözleri ise çok daha ağırdır:

"Riyaset, yani baş olma arzusu:

Riya/gösteriş sevgisinin başı

Nefsin sevgilisi

Şeytan için göz aydınlığıdır."

Eskilerin ifadesiyle hubb-i riyâsetten yani baş olma sevdasından kurtulmadan ihlas sahibi olunamayacağını şöyle dile getiriyor Ebu Bekir Verrak (ks):

"İhlas sahibi mi olmak istiyorsun, önce baş olma sevgisini kalbinden çıkar!

Sonra kendini kimseden üstün görme!"

O Güzel Nebi’nin (sav) izine basan güzel insanlardan olan  Mevlana (ks) geldikleri makamları yükseltenler için değil de, makamların yükselttiği kişiler için şunları söylüyor:

“Aslında lâyık olmadığı yüksek bir mevkiye çıkarak maddî yönden mertebesi yücelen kişi, halkın omuzuna yüklenmiş bir cenâzeye benzer.

Böyle kişiler, gerçekte yüksek bir mevkide değil, bilâkis herkesin bir an önce üzerinden atmak istediği bir cenâze durumundadırlar.”

Ashâb’dan Ebû Zer (ra):

“Yâ Rasûlallâh!

Beni vâli tâyin eder misin?” der.

O Güzel Nebi’nin (sav):

“Ebu Zer yalnız yaşar, yalnız ölür, yalnız haşrolur” diye övdüğü o müstesna sahabiye verdiği cevap şöyledir:

“Ey Ebû Zer!

Sen zayıf bir adamsın.

İstediğin vazîfe ise büyük bir emânettir.

Bu emâneti ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar müstesnâ, aslında bu vazîfe kıyâmet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır.” (Müslim)

Özellikle bizim mahallenin insanları yetkili bir makama geldiklerinde, tercihlerini kendilerine göre erdemli, faziletli olanlardan yana kullanmaktadırlar.

Çünkü kendilerine göre ehil olanlar erdemli, faziletli olanlardır.

Ve bizim mahallenin yönetime gelenleri erdemli, faziletli olanları seçerken erdemin/ faziletin içini hayatın dışında olan şeylerle doldurmaktadırlar.

Bu konuda benim klasik sözüm şudur:

Bir çoban çoğu kişiden erdemli olabilir; fakat çobanlık dışında, devlette yetişmiş bir kişi kadar ehil olamaz.

*

2.

O Güzel Nebi (sav) idarecilik konusunda Abdurrahmân bin Semür’e (ra) şöyle öğüt verir:

“Ey Abdurrahman!

İdareciliği isteme.

Şunu bil ki bunu istemen neticesinde sana verilirse bununla baş başa bırakılırsın.

Eğer istemeden sana verilirse bu konuda yardım

görürsün.” (Buhari, Müslim)

Resulullah (sav) yönetime gelenleri hizmet etmeleri konusunda şöyle teşvik ediyor:

“Bir kavmin efendisi, onlara hizmet edendir.” (Deylemî)

Yani efendilik, beylik, ağalık bir makama gelmekle, bazı ünvanlara sahip olmakla, malın mülkün fazlalığıyla olmuyor.

Efendilik hizmet etmekle, emrin altındakileri hoşnut etmekle, onları kendinden razı etmekle oluyor.

Bir başka ifadeyle halkın razı olduğundan Hak da razı oluyor ve halka hizmet eden kişi efendilik makamına yükseliyor.

O Güzel Nebi (sav) hizmetin nasıl olması konusunda ise yönetime gelenleri şöyle uyarıyor:

“Halkının yemediğini yiyen, giymediğini giyen idârecilerden olmaktan Allâh’a sığınırım…”

Ve O Güzel Nebi (sav) idarecilik konusunda son noktayı şöyle koyar:

“Dikkat ediniz, her biriniz çobandır ve her biriniz idaresi altındakilerden sorumludur...” (Buhari, Müslim)

*

3.

Ey belediye başkanlarımız!

Uzun bir süreçten geçerek aday oldunuz ve nasipse seçileceksiniz.

Şeyh Edebali’nin diliyle söyleyecek olursak, bulunduğunuz yerler hiç de rahat yerler değildir.

O güzel insan bu konuda sizleri şöyle uyarıyor:

“Unutmayın ki yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”

Öyleyse ayağınızı yere sağlam basmalısınız.

Hz Mevlana’nın diliyle ışık saçan lambalar gibi olursanız, yukarıda oluşunuzdan herkes istifade eder ve böylece yere sağlam basmış olursunuz:

“Onlar, ışık saçan lambalar gibidirler.

Yükseğe de çukura da koysanız, aynı ışığı verirler.

Onların yükseklerde olması, başkaları için büyük faydalar sağlar”.

Şunu biliniz ki bulunduğunuz yer, sizleri yoldan çıkarmak için şeytanın arayıp da bulamadığı bir yerdir.

Bu yerden, geldiğiniz gibi temiz gitmek istiyorsanız çevrenizde sadık insanlar bulundurmalısınız.

Bu Kur’an’ın sizlere muhteşem bir öğüdüdür:

“Ey iman edenler!

Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla/ doğrularla beraber olun.”

Aksi halde şeytan ve nefis sizi, siz olmaktan çıkarır da farkında bile olmazsınız.

Bulunduğunuz yerin tehlikesini İmam-ı Rabbani (ks) dört asır öteden şöyle dillendiriyor:
“Ey oğul!

Nefis, makam ve baş olmak sevdası üzerine yaratılmıştır.

Bütün gayreti:

Akranı üzerine üstün gelmektir.
Bütün arzusu:

Yaratılmışların hepsi kendisine muhtaç olsun, emrine ve nehyine boyun eğsin.

Kendisinin ise hiçbir şeye muhtaç olmasını istemediği gibi, hiç kimsenin hükmü altına girmesini de istemez.
Bütün bunlar ondan gelen ulûhiyet iddasıdır.

Benzeri olmayan Allah Teala ile ortaklık davasına girer. Mes’ud olmaktan yana pek uzaktır.
Hatta ortaklığa bile râzı olmaz.

Yalnız kendisinin hâkim olmasını ister, başkasını istemez. Herşeyi hükmü altında görmek ister.

Nitekim kudsî hadiste şöyle buyurulur:
"Nefsine düşman ol!

Çünkü o, Bana düşmanlığa saplandı!"
Bir başka kudsî hadiste ise şöyle buyrulur:
"Kibriyâ ridâmdır, azamet izârımdır.

Bir kimse bunlardan birisi ile benimle nizâya/ münakaşaya tutuşmak isterse, onu ateşime atarım, haline hiç bakmam!"

*

4.

Ey başkanlar!

Önce nefsiniz ve şeytan olmak üzere, en yakınlarınız sizleri yoldan çıkarmaya çalışacaklardır.

Bunu, sizleri sizde olmayan sıfatlarla överek yapacaklardır.

“Sen başkasın” diyeceklerdir.

“Bak, sen buraya kaç adayın arasından seçilerek geldin” diyeceklerdir.

“Bak arkanda koskoca şehir var” diyeceklerdir.

Sakın bunlara aldanmayın!

Aldanmaya başlarsanız, geri dönemezsiniz!

Sizi övenlere değil, sizi sövenlere kulak verin!

Gerekirse çağırın ve onlarla konuşun!

Biliniz ki, düşmanın, muarızın, muhalifin açığı gizlisinden ehvendir.

İşiniz gerçekten çok zordur.

Aslında bulunduğunuz makamlar, ahiret inancı olanlar için, hiçte özenilecek ve istenilecek yerler değildir.

Ne var ki, bu görevleri birilerinin yapması, hem de iyi yapması gerekmektedir.

Bu görevleri iyi yapanlar sizler olun!

İyi yapmazsanız ne mi olur?

Ezeli ve ebedi rehberimiz, yol göstericimiz, kurtarıcımız, önderimiz, en güzel örneğimiz olan O Güzel Nebi (sav) bu konuda şöyle diyor:

“Allah, herhangi bir kulun idaresi altına bir halk verir, o da bu halkı samimiyetle kuşatmaz ise bu kimse cennetin kokusunu bulamaz.” (Buhari, Müslim)”

Ve sizleri en çok ne yoracak biliyor musunuz?

Buna da cevabı Hz. Ömer (ra) versin:

“Benden sonra bu vazifeyi üslenecek kişi uzak ve yakın herkesin kendisini rahatsız edeceğini bilsin.”

Hz Ömer bu sözü hilafet için ya da devlet başkanlığı için söyledi demeyin!

Unutmayınız ki her biriniz başkanı olduğunuz büyükşehirin, ilin, ilçenin, beldenin devlet başkanısınız.

Sizleri en çok üzecek ve çaresiz bırakacak olan durum ise:

İş için kapınıza gelen ve hiç torpili olmayan bir garibanı boş çevirmek zorunda kalacak olmanızdır.

Allah cc hayırlı işlerde yar ve yardımcınız olsun!

Şerli, ahiretiniz zorlaştıracak işlerde önünüze engeller çıkarsın ve sizleri korusun!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2677/belediye-baskan-adaylarina.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Yahya Kemal SAVDIR
28.11.2018 12:19
Allah razı olsun istifade ettik.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar