Andımız dolayısıyla ırkçılık suçlamaları

Şimdi yine yapılıyor mu bilmiyorum: Bir zamanlar Yugoslavya’nın Struga şehrinde her sene şiir festivalleri yapılıyordu.

Bizim hükümetlerimiz de bu festivallere, Türkiye’yi temsilen hep solcu şairlerimizi gönderiyorlardı. Galiba, solcuları kazanmak için böyle bir uygulama içinde oluyorlardı. Struga şiir festivaline gidip gelen solcularımız arasında fikir değiştirenler oluyor muydu? Elbette olmuyordu. Ama bizim hükümetlerimiz, bu uygulamadan vazgeçmiyorlardı. Aziz devletimiz, 1976 yılında büyük bir yanlışlık yaptı. O festivale nasıl olduysa beni gönderdi. O tarihte ben, TRT kurumunda çalışıyordum. Genel Müdürümüz Prof. Şaban Karataş idi. Kendisine çıkarak durumu arz ettim. Bana bir kameraman verilmesini istedim. Yugoslavya’da, bizim 550 yıl süren bir hakimiyetimiz oldu. Döndükten sonra: ÜSKÜP’TE TÜRK ESERLERİ isimli bir TV programı hazırlamak istediğimi söyledim. Şaban Karataş isteğimi kabul etti. Yugoslavya’ya bir kameramanla birlikte gittim. Türkiye’ye döndükten sonra hem: Üsküp’te Türk Eserleri isimli bir TV programı hazırlayarak sundum, hem de orada gördüklerimi ÜSKÜP’TEN KOSOVA’YA isimli bir kitapta yazdım. O benim ilk nesir kitabım oldu. Tahminlerimin üstünde çok büyük bir ilgi gördü. YÖK, onu bütün üniversitelerimize tavsiye etti. ÜSKÜP’TEN KOSOVA’YA, bugün 24. Baskıyla yüz bine yakın bir okuyucu kitlesinin elindedir. Şimdi size şunu anlatmak istiyorum:

O festivalde, önce biz, kendi şiirimizi, Türkçe olarak kendimiz okuyorduk. Bizden sonra mikrofon başına geçen bir Makedon tiyatro sanatçısı, bizim şiirimizi Makedon dinleyicilere sunuyordu. Bu işle vazifelendirilen, tiyatro sanatçısı çok etkileyici bir sesle, şiirlerimizi çok güzel bir şekilde tekrarlıyordu. Şiirimin Makedon diline çevrilmesi nasıldı? Onu bilmiyorum ama adamın sesi ve tavrı mükemmeldi.

İlk şiir festivali Üskütp’te oldu. Oradan, Kalkandelen şehrine geldik. Belediye Başkanlığı binasına girdiğimizde orada Türk olduklarını tahmin ettiğim iki genç adamı yanıma aldım ve tiyatro sanatçısının bulunduğu odaya götürdüm. Orada onlara dedim ki:

-Kanaatimi lütfen bu beyefendiye anlatın. Ben Makedon dilini bilmediğim için sizin yardımınızı rica ediyorum: Benim şiirimi çok güzel okuyor. Sesinin tonu çok mükemmel. Yalnız kendisini bir tiyatro sanatçısı olduğunu öğrendim. Kiloları fazla gibi geldi bana. Gönlüm istiyorki sahnedeki hareketleri de çok zarif olsun. Bu bakımdan biraz zayıflaması lazım. Tebriklerimi ve bu dostça isteğimi lütfen kendisine söyleyiniz.

Yanıma aldığım o iki Türk genci, söylediklerimi Makedon diline çevirmeden, tiyatro sanatçısı bana gülerek cevap verdi:

-‘Benim babam da böyle şişmandı. Babamın da tok bir sesi vardı. Benim sesim de babamın sesine benziyor’ dedi.

Çok şaşırdım.

-Siz Türkçeyi de çok güzel konuşuyorsunuz. Nereden öğrendiniz?  Diye sordum.

-‘Çocukluk yıllarımda benim Türk arkadaşlarım vardı onlardan öğrendim’ dedi.

Adamın yanından ayrılmadım. Akşam, Belediye Başkanının verdiği yemekte onun yanına oturdum. Bir ara bana sordu:

-Biliyor musunuz? Dedi. Hitler, İkinci Dünya Savaşında kazandığı bu Avrupa topraklarında kaç yıl kaldı?

- Kaç yıl kaldığını bilmiyorum. Hitler, psikopat bir adamdı. Zalimin tekiydi. Onu katiyen sevmedim. O bakımdan bu Avrupa topraklarında kaç yıl kaldığını bilmiyorum. Dedim.

- Kaç yıl kaldığını ben de bilmiyorum. Ama 5 yıl bile kalamadı. Ama Türkler bu topraklarda kaç yıl kaldılar biliyor musun? Tam 550 yıl kaldılar. Türkler bu topraklarda yaşadıkları asırlarda Osmanlı Devleti dünyanın en güçlü devletlerinden biriydi. Türkler, o 550 yıl içerisinde her gün bir Sırp, bir Yunan, bir Bulgar ailesini ortadan kaldırsaydı, buna hiçbir devlet engel olamazdı. O zaman, o 550 yıllık devrede, bu topraklarda bir tek gayrı Türk, bir tek gayri Müslim kalmazdı. Siz böyle bir millete mensup olmakla, ne kadar övünseniz hakkınızdır. Biz de bu topraklarda, Türklerle 550 yıl beraber yaşadığımız için müteessir değiliz! Dedi.

Kalkandere’deki o akşam yemeğinde duyduğum gururu, sevinci, huzuru…işte aradan 42 yıl geçmesine rağmen unutmayacağım.

Bu hatıramı neden yazdığımı açıklamak istiyorum: ANDIMIZ’ın yeniden okullarımızda okunmasına, bazı kişiler ve kuruluşlar şiddetler hücum ediyorlar. Andımız metninin ırkçı bir düşünceyle yazıldığını, ANDIMIZ’da ırkçılık yapıldığını ileri sürüyorlar. Samimi kanaatime göre, bu itirazlar, Türk ırkına düşman olan bazı azınlık ırkçılarımız tarafından yapılıyor. Andımız metninin okunmasına itiraz edenler, bir Makedon tiyatrocusu kadar insaf ve idrak sahibi değillerdir. Çünkü biz Türk milliyetçileri olarak, tarihin hiçbir devrinde ırkçı düşüncelerle hareket etmedik. Etseydik ANDIMIZa itiraz edenler, bugün hayatta olmazlardı.

Şimdi çok önemli bir örnek daha vermek istiyorum: İsmail Hami Danişmend’in 6 ciltlik OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ var. İ.H. Danişmend, bu çok önemli eserinin 5.cildinin 125. Sahifesinde çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. Onu okuyunca öğreniyoruz ki, 638 yıl süren, Osmanlı devletinde 215 sadrazamımız olmuş. Bu sadrazamlardan sadece 78’i Türk’tür. 15 kadarının milliyeti belli değildir. Onları da Türk kabul ettiğimizde görürüz ki, devletimizi 93 Türk, 122 Türk olmayan sadrazamlar (Başbakanlar) idare etmişlerdir. İsmail Hami Danişmend’in belirttiğine göre: Arnavut, Boşnak, Hırvat, Gürcü, Rum, Ermeni, İtalyan, Abaza, Çerkez, Rus, Sırp, Bulgar, Pomak, Frenk…olan bu sadrazamlar, içerisinde Türkçe bilmeyenler bile vardır. Türk asıllı olan sadrazamlar 38 yıl, Türk olmayan sadrazamlar ise 330 yıl devletimizi idare etmişlerdir. Yani Osmanlı katiyen ama katiyen ırkçılık yapmamıştır. Buna rağmen beraber yaşadığımız Kürtler, imparatorluk devrimizde 13 defa, Cumhuriyet devrimizde ise 22 defa devletimize baş kaldırmışlardır. Tamamen ırkçılık düşüncesiyle isyan etmişlerdir. Ne zaman mı? Kimler tarafından mı diyorsunuz? İşte sorunuzun cevabı: 1806 yılında Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı, 1812’deBabazade Ahmet Paşa isyanı, 1820’de Zazaların, 1830’da Hakkari’de Yezidi’lerin 1831’de Bitlis’te Şeref Han’ın, 1835’te Botan’da Bedirhan’ın, 1839’da Diyarbakır’da Garzan’ın, 1831’de Hakkari’de Ubeydullah’ın, 1872 yılında Mardin-Cizre isyanı oldu. 1889’da Erzincan’da Emin Ali Paşa isyanı, 1912’de Mardin’de Bedirhan ve Halil Remo isyanı, 1912’de Bitlis’te Şeyh Selim isyanı, 1920’de Koçgiri isyanı başladı.

Cumhuriyet devrimizde cereyan eden, 22 Kürtçülük isyanları da şöyle: 1924’te Hakkari’de Nasturi isyanı-1926’da Siirt’te Silyan isyanı, 1925’te Bingöl-Muş-Diyarbakır’da Şeyh Sait isyanı-1925’te Şemdinli’de Seit Abdullah isyanı- 1925’te Diyarbakır’da Reşkotan ve Raman isyanı-1926’da Pervari’de Yakup Ağa isyanı, 1926’da Siir Gülyan isyanı-1926’da Nusaybin Haco isyanı - 1926’da Birinci Ağrı isyanı, 1926’da Silvan İsyanı-1926’da Hakkari Beytüşşebab isyanı- 1927’de Bitlis Mutki isyanı- 1927’de İkinci Ağrı isyanı, 1927’de Silvan Biçer isyanı-1929’da Eruh isyanı-1930’da Van Zeylan isyanı, 1930’da Tutak-Bulanık isyanı- 1930’da Van Oramar isyanı-1930’da Üçüncü Ağrı isyanı - 1934’te Bitlis Baban aşireti isyanı-1935’te Siirt’te Abdurrahman isyanı, başladı.

Andımız metnine itiraz eden, Kürt ırkçılarımız, önce kendileri ırkçılık saplantılarından vazgeçmelidirler.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2665/andimiz-dolayisiyla-irkcilik-suclamalari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar