Üniversitelerimizde konuşulanlar, sorular ve cevapları… (2)

Geçen yazımıza devam ediyoruz…

8/ “Kişiliklerde, “kalite”  sorunu var. Nitelikli insan, nitelikli iş demektir.”

Atalarımız; “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.” demiş.

Ne kadar saydamlaşırsanız, o kadar kalite artar. Saydamlık kaliteyle paralel gider.

Yukardaki söz hep söylenir de, pek uygulanmaz! Çünkü, kimse üstüne almaz! Saydam olmak, içi-dışı bir olmakla eşdeğerdir.

9/ “Dersin yapılmaması, öğrencinin “hakkını çalmak”, “hak mağduru” yaratmaktır. Öğrenci dersi, sürekli talep etmelidir.”

“Derslere girmemek” hep sorun olmuştur akademisyenler arasında. Çeşitli bahanelerle okuldadırlar, ama derste yokturlar. Öğrenci de bilinçli olmayınca; kantin, gezme ağır basar. Anlayamaz ki, birçok bilgiden mahrum kalacaktır.

Harç vermekte, ailesi onu okulda bilmektedir. Bu sorun çok iyi takiple ve cezalandırma ile neticeye ulaşabilir. O da, bu yapıyla mümkün değildir!

10/ “Akademisyen/öğretmen; öğrenmeyi öğrenmiş, öğretmeyi bilen kişi olmalıdır.”

Her akademisyen, kendi özgün öğretim yöntemlerini –sınıfın düzeyine göre- belirlemelidir. Aynı yöntemlerle, farkı kişilerde başarı yakalanamaz.

Bilinen bir gerçektir; “bilinen yöntemlerle, farklı sonuçlar elde edemezsiniz.”

Yani, “Bakan değişmesi ile, diğer görevdekiler aynı kalmışsa”, “başarısız bulunulan bir yönetimden, biri amir diye atanırsa”, “liyakatsız/birikimsiz isimler makam atanırsa”  sonuç değişmez!

Bakınız, DİB yönetimi kaç defa değişti, ama hala İslam’ı tartışıyor, çeşitli cemaatlerin etkisi/gücü kırılamıyor.

11/ “Çoğu bölümlerde akademisyen var, öğrenci yok! Mesela, İktisat eğitimi; İngilizce İktisat/İşletme-Türkçe İktisat/İşletme diye neden ayrılır?”

Zaman zaman basına yansıyor; “öğrencisi olmayan bölümlerde akademisyenler sadece maaş alıyor” diye. Bazı bölümler var ki, alanı yok, atanacak yeri yok!...Yazık değil mi, bu gençlere!.. Bu kadar zor mu, bunları iptal etmek/kapatmak? İletişim/bilgi çağı deniyor, ama çok kolay halledilecek konularda bile geride kalıyoruz. Nedeni bilinmiyor!

12/ “Bir rektör diyor ki: Akademisyenlerde “intihal”  had safhada; ders notları intihallerle dolu, o yüzden bastırmayıp, çoğalttıramıyorlar.15-20 yıldır geliştirilmeyen ders notları ile eğitim yapmaya çalışılıyor. Kendilerini, ders notlarını güncellemiyorlar.”

Üniversitelerde birinci gelen “mobbing”i, “intihal” izliyor ve bu en büyük ayıbımız!

İkisi de çok ayıp ve üniversiteye yakışmıyor. Kitapsız/yayınsız Prof. o kadar çoğaldı ki, bari “ders notlarını” bastırsınlar diyorsunuz, o da olmuyor. Sebebi yukardaki cümlelerde gizli!.. Ayrıca, son yıllarda “otobiyografi” kitapları çıkmaya başladı ki, çok yararlı ve gereklidir. Ancak, yazarın/hazırlayanın; “kendinden bir şey katmadığı, bir görüşünün olmadığı, tamamen karşı tarafı anlatan bir yayının” akademik yayın olarak kabul edilmesi doğru olmasa gerek!..

13/ “Lisansta öğrencinin, bir bilgi eksikliği tespit edildiğinde mezun edilmesi gerekir.”

Şimdi öyle mi? Şu anda birinci sınıf öğrencilerine; çocuklar size, şimdi 4 yıllık lisans diplomasını versek kabul eder misiniz? desek, %95’i “evet” der vaziyetteler..

Bu akademiyi, gençleri ve çocukları; ülkeyi yönetenlerin siyasetle  sürekli değiştirdiği “eğitim sistemi” ve “af”lar  bu duruma getirdi.

14/ “Öğretmenliğin ontoloji meselesi var”. (Milli Eğitim Bakanı Sn. Ziya Selçuk)

Yani; “öğretmenlik mesleği hangi toplumsal ihtiyaçtan doğmuş idiyse, şimdi o ihtiyaç ortadan kalktı.” demek. Ontoloji; “varlık bilimi” demek. Felsefede, metafiziğin en temel kollarından biri ontolojidir. Ontoloji varlık veya varoluş ile bunların temel kategorilerinin araştırılmasıdır. Varlık, var olduğu söylenebilen herhangi bir şeydir. Var olmanın birden fazla yolu olduğundan var olmak fiili muğlaktır. Bakanımızın bu sözü üzerine şöyle düşünülebilir;  “eğer öğretmenlik mesleğinin ontoloji meselesi varsa, Milli Eğitimin de varlık sorunu var demektir.” Ama, Sn. Bakan, 2023 vizyon belgesinde; “öğretmenlik meslek kanunu çıkartılacak” demişti. Şimdi, bu iki cümle tenakuz olarak değerlendiriliyor ki, aman dikkat diyelim! 16 yıldır, eğitimde, çok fazla oynandı…

15/ “YÖK hantal bir yapıdır.” Akademisyenlerin çoğu böyle düşünüyor.

Neden?

a/YÖK’e ulaşamıyorlar?

b/Resmi başvurularına 3-4 ayda cevap alabiliyorlar.

c/İki senedir dosya incelenmesinin sonucunu bekleyen Doç. adayları var?

d/Uzun zamandır jürilerin değerlendirmesini bekleyen akademisyenler var. YÖK, bu konuyla ilgilenemiyor.

e/YÖK; Yeni norm kadrosu akademisyenleri bir kez daha üzdü. “Norm kadro”, üniversitelere tam bir huzursuzluk getirecek deniyor.

f/ Sanat kurumları çoğalıyor ama, yabancı dil barajında sanat alanına bir kolaylık sağlanamıyor.

g/Rektörlerin, akademisyenlere yaptığı mobbingler ile ilgili YÖK’e yapılan şikayetler bir türlü sonuçlandırılamıyor. YÖK; yaptırım konusunda çok yavaş!

Sonsöz:

YÖK ve üniversiteler; atak, hızlı, güncel, değişken olmalı, hızlı ve doğu karar alan bir yapıya kavuşmalıdır.

Bunun içinde; liyakat, etiklik, üretken kişi olmak şarttır ve değişim, o zaman çok kolay olacaktır. 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2657/universitelerimizde-konusulanlar-sorular-ve-cevaplari-2.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar