Yatay talimatlar, dikey uygulamalar!

Şehirlerimizde tarihi yaşatma bir yana, insanî ölçekte yaşanılacak şehir oluşturma hususunda da perişan durumdayız. “Daha önce yazmıştık” demekten hiç hazzetmem, fakat daha önce, çok önceleri ve defalarca, hatta bıktırırcasınayazdık çizdik.

Cumhurbaşkanımızın son talimatı derdimizi depreştirdi. “Dikey değil, yatay mimari!” Bu yeni bir söz değil. Bu sözün geçmişini araştırmadım, ama şehircilik bakanlarımızın önceki yıllarda bu husustaki açıklamaları hatırımda. Bir önceki bakan Mehmet Özhaseki’nin, iki sene önce (25 Ekim 2017) konuşmasının bir bölümü buna ayrılmıştı. Cumhurbaşkanımızın yaptığı yatay mimari vurgusuna atıfla, daha çok toprakla buluşan mahalle kavramının hayata geçirilmesi yönündeki kararlılığını beyan ediyordu.

***

Yeni bakan da bu yönde açıklamalar yapmış. Yeni bakanı tanımıyorum, kariyerinde TOKİ yöneticiliği var. “Türkiye’de yatay mimarinin canına okuyan kurum hangisi?” sorusuna verilecek cevap TOKİ’dir herhalde.

TOKİ’yi TOKİ yapan neredeyse bütün yerleşme merkezlerimizin bir yerlerine o merkez ölçeğine göre yüksek yapılar kondurması. Bu alışkanlığın terki mümkün mü? Göreceğiz.

Daha önceki bakanımızın açıklamasından üç ay sonra bir yazı kaleme almışız: “Mabedsiz şehir’den Ankara’nın 100. katına modernlik!”

Birçokları Ankara için dikey mimariyi olağan görebilir. Bu hususla ilgili görüşlerimizi o yazıdan özetlemek istiyorum.

“Modern Ankara”yı kuranlar ellerinden gelse idi çok yüksek katlı binalar yapmak isterlerdi, bu onların modernlik yorumu idi. Modernliği yanlış anlayan sadece müfrit batıcılar mı? Kendini “islâmcı” olarak tanımlayanların da onlarla yarışa kalkışmasına ne demeli?

Türkiye 1. Dünya Savaşından sonra uluslararası sistemin dayatmaları doğrultusunda yeni bir mecraya girdi. Batı’nın düşmanı islâmiyetten kaçarak farklı bir kimlikle var olabilme iddiası tek partinin ideolojisidir. Bu bir “mağlubiyet ideolojisi”dir. Mağluplar galipleri taklit ederler, bu kılık kıyafete kadar sirayet eder. Onların dinlerine girmek en kestirme çözümdür, ama bu yapılamayacağı için “laiklik” dinine intisab edilir...

Osmanlı sonrası Türkiye Osmanlı’nın değerlerini redde mecburdu. İstanbul’u fetheden Osmanlı, payitaht olarak bu dünya merkezi şehri seçti. Osmanlı sonrası bu şehrin başkent olması mümkün değildi. Ankara başkent değil, ama makarr-ı idare (idare merkezi) yapıldı. Ankara’yı idare merkezi yapanlar, onun binlerce yıllık köklü geçmişini, hele de Selçuklu ve Osmanlı arka planını ve İstanbul’un fethinde mühim rolü olan Hacı Bayram’ı ve Bayramiliği yok saydılar. Şehri yoktan var ettiklerini iddia ettiler.

Ankara 30-40 bin nüfuslu bir şehirken 130 kadar cami ve mescide sahipti. Köklü Ankara’nın on katı nüfusa sahip yeni Ankara mabedsiz şehir olarak inşa edildi ve bununla öğünüldü... Bu yanlış bir modernlik tezahürü idi. Taklitçi modernlik köklerden kaçarak kendini ortaya koyar. Mabedsiz şehir yapmak, işte bu sahte modernlikten başka bir şey değildi.

Ankara 1950’den sonra yeni şehir kesiminin mabedsiz şehir kimliğini tedricen değiştirdi. Esasen Maltepe, Cebeci, Çankaya, Kocatepe camileri mabedsiz şehir iddialarına nanik yapmaktı...

Yeni modernistler ise (bazıları onlara “islâmcı” diyor) şehirlerin merkezlerine yüksek katlı kuleler dikerek varlıklarını ilân ediyorlar. Bursa’da Ulu Camii’e birkaç yüz metre mesafede 30-40 katlı beton bloklar yükseltiyorlar. İstanbul’un surlarının dibine silüeti kirleten bilmem kaç katlı apartımanlar yapıyorlar.

Ankara’da bu vahşi modernlik henüz tam görünür hale gelmemişti. Geçenlerde bir dostum, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin hemen bitişiğine, yani eskiden EGO Genel Müdürlüğü ve şehirlerarası otobüs terminalinin bulunduğu yere yüzer katlı bloklar yapılacağının müjdesini verdi. Bu maksatla devasa çukurlar açılmıştı!

Ne kadar sevindirici değil mi? Şehrin meydanına dinozor heykeli dikmek ne kadar sevindiriciyse, Ankapark ucubesini, milleti tirilyonluk borçlara batırarak dünyanın en büyük eğlence merkezi olarak yapmak ne ölçüde sevince gark ederse, bu yüz katlı binalar da o kadar sevindirik yapar.

Cumhurbaşkanı her fırsatta dikey yapılaşmadan yatay yapılaşmaya geçilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Kime acaba? Bu sözü kimler yere düşürüyor? Hayır, ayaklar altına alıyor! Ayaklarının altına almakla kalmıyor, üstünde tepiniyor!

Yatay yapılaşma hemen şimdi! Hele de şehir merkezlerinde!

Ankara’nın göbeğine yüz katlı ucubeler dikilmesine karşı tepkimizi ortaya koyalım!

HHH

Bu son cümleyi yeni ve talimatı uygulama mevkiindeki bakan beye tevcih ediyoruz. Ankara’nın göbeğindeki bu inşaat hızla ilerliyor. Belki 40 veya 50’nci kattalar. Tam zamanı, kendinizi gösterin yıkamazsanız bile “burada durun!” deyin, deyin ki samimiyetinizi anlayalım.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2656/yatay-talimatlar-dikey-uygulamalar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar