Koku'ttu gitti!

Nihayet beklenen oldu ve Fenerbahçe yönetimi, teknik direktör zannederek getirdiği Phillip Cocu’nun biletini kesti. Epeyce gecikmeli de olsa.

Dün gece Kadıköy’deki Ankaragücü yenilgisi sonrası kulübün Twitter hesabından yapılan kısa açıklama; “Futbol A takımı teknik direktörümüz Phillip Cocu bu akşam itibariyle görevinden alınmıştır.” Gecikmiş karar, zorunlu açıklama!

Dün gece hezimetlerine bir yenisini ekleyerek evinde avlandı Fenerbahçe. Geçen hafta yazdığımız gibi… Yazıyı okuyanların hatırlayacağı üzere, “Galatasaray’dan önce Ankaragücü, hem de Kadıköy’de beşlerse şaşırmayın” demiştim. Biraz insaflı çıktı başkent ekibi ve Fener’i üçleyerek döndü evine. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi.

Evet, dediğimiz gibi, Cocu’nun İstanbul tatili sona erdi. Çok bile sürmüştü.

Nihayet gidiyor. Gidiyor ancak, siyasi jargonla söylenecek olursa, kelimenin tam anlamıyla arkasında “enkaz” bırakarak.

Öyle bir enkaz ki, Fenerbahçe tarihinde böylesi görülmemiş. Simsiyah bir tablo… Ve yazık ki, yakın ve görünen planda iyileşmeye dair en küçük bir umut ışığı görünmüyor. Böylesine kötü bir durum…

Futbolcuların çoğu niteliksiz, yönetim acemi, takım ruhunun adı bile yok; ‘Fenerbahçelilik bilinci’ ise, birkaçı dışında futbolcuların ne gönlünde ne de beyninde yer alıyor. 

Fenerbahçe’nin bu pek havalı ve fakat çaylak yönetimi, bu çok ağır faturayı nasıl öder, bu ağır enkazın altından nasıl kalkar, dahası kalkabilir mi bilinmez? O denli zor bir soru ki, şu an ülke ve dünya gündeminin en büyük soru/n/larından biri olan Kaşıkçı Cinayeti’nin bilinmezliği seviyesinde. O kadar…

Peki, şimdi ne olacak?

Sezonun üçte ikisinden fazlası dururken, herhalde teknik direktörsüz devam etmeyecek yoluna, Türk futbolunun asırlık çınarı.

Yiğit düştüğü yerden kalkar’ sözü gereği, kısa sürede düştüğü yerden kalkmak isteyecektir Fenerbahçe.  Ancak sezon çoktan başlamış ve hem içeride hem de dışarıda teknik adamlar haftalar öncesinde yerlerine yakıştıkları için, evlerinde oturanlarla idare etmek zorunda kalınacağı çok açık.

Bu isim, daha üç beş gün önce -hem de en yetkili ağızdan- “asla” vurgusuyla çalışılmayacağı söylenen Ersun Yanal mı olur, yoksa başkan olarak seçilmesinin ardından -başı Erciyes’e değecekmiş gibi dolaştığı günlerde- yenileşme ve güzelleşme söylemleri arasında ağır biçimde küstürülerek, kırılarak gönderilen Aykut Kocaman mı olur henüz belli değil.

Belki belki, yıllardır Fenerbahçe’ye hoca olma arzusuyla yanıp tutuşan, bu tutkusu dillere destan olan ve bu çerçevede, “yahu bir de bizi görün be kardeşim; takım onbeşinci sıraya inmiş, ben gelsem bundan daha kötü ne olabilir, bir de beni deneyin” diyerek adeta yalvaran Yılmaz Vural…  Neden olmasın? Zaten kaybedilmiş bir sezon ve sadece Fenerbahçeliler değil, vicdan sahibi her futbolsever bilir ki, Yılmaz Hoca ile bu takım, hiçbir ilave yapılmasa bile en kötü “ilk on” içinde tamamlar sezonu.

Evet, kokuttu ve gitti Phillip Cocu!

Gitti fakat enkaz bırakarak…

Kokutacağı daha ilk birkaç maçta oynattığı futbol ile belliydi. Ve inanın bunu anlamak için teknik direktör olmaya hiç mi hiç gerek yoktu.

Onun gitmesiyle sorun çözülecek mi? Hiç sanmıyorum. Kaldı ki, onu getiren bir başkan, bir yönetim kurulu ve onlar tarafından futbolun en yetkilisi olarak görevlendirilmiş Comolli adlı bir sportif direktör var, üstün yetkilerle donatılmış.

Bu karar vericilerin de hesap verme, eğmeden bükmeden özür dileme, gerekirse devre arasına denk gelecek şekilde olağanüstü genel kurula gitmek gibi bir zorunlulukları olmalı.

Onlara güvenerek, yapılan çağrı üzerine mağazalara koşup forma, eşofman, bayrak, atkı, şapka vs. alarak açık destek veren milyonlara karşı…

Kombinelere adeta saldıran ve yıllardır dolmayan tribünleri kadınıyla-erkeğiyle, yaşlısıyla-genciyle dolduran Fenerbahçe âşıklarına karşı… 

Elindekini avcundaki, belki pazar parasını bilete veren, çocuğunun kursağından kesip deplasmana dahi giden, sarı lacivert renklerin meftunlarına karşı…

Maçları canlı olarak yayınlayan yayıncı kuruluşun platformlarına, “bu sene güzel maçlar izleriz” düşüncesiyle yeni üye olan ve üyeliklerini yenileyenlere karşı…

Kısacası, aşkla, heyecanla stadyumlara koşan ve fakat kötü sonuçlar sonrasında haftalardır gözyaşlarını içine akıtan, kan kusup “kızılcık şerbeti içtim” diyen, umutları parça parça olanlara karşı…

Zira kısıtlı imkânlarını forma ve takım sevdaları uğruna seferber eden taraftar ödedi, şu on haftanın korkunç faturasını. Diğer bir deyişle, enkaz onların üzerine kaldı en ağır biçimde.

Türkiye’nin en zengin ailelerinden birinin veliahdı olan mavi gözlü ‘sempatik’ başkan, bunu hiç düşünüyor mudur acaba? Biraz olsun ‘empatik’ davranarak…

Ve acaba yaptığı açık yanlışlarda, aldığı yanlış kararlarda bu denli ısrar etmiş olsaydı, holdinglerin ve işletmelerin kapısından içeri sokar mıydı büyükleri onu?

Özetle, bu çok kötü kokulu sahnenin mimarı sadece Cocu değildir. Hep birlikte kokuttular. Birlikte hesap vermeliler. Fenerbahçe kimsenin keyfine göre yöneteceği ve batıracağı bakkal dükkânı değildir!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2615/kokuttu-gitti.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar