Erkler arası ilişkilerde yetki kavgası, anayasal hukuk devletini yaralar

Eklenme Tarihi: 29.10.2018 09:39:00 - Güncellenme Tarihi: 25.02.2020 01:00:03

Bilindiği gibi demokratik rejimlerde egemenlik kayıtsız şartsız millet adına kayıtlı olmakla birlikte, kullanma yetkisi halkın rızasına bağlı olarak siyasi otoriteye aittir.

Son günlerde Türkiye'nin gündeminde, demokrasi kültürüne uygun düşmeyen, siyasi davranışlara şahit olmaktayız. Kimi çevreleri ise, iyi yönetim bahanesiyle demokratik ilke ve değerlerden vazgeçecek kadar otoriterleşme eğilimi içinde görmekteyiz.

Yanlış anlaşılmasın "andımız" denen bir uygulama uğruna kavram kargaşası yaratılarak demokrat-antidemokrat gibi kavramlar yine istismar edilir hale getirildi. Andımızla ilgili tartışmalar, vatandaşların zihninde Türkiye'nin geçmişe dönerek, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, yoksulluk ve sefaletle boğuşulacak bir ortama çekileceği korkusunu uyandırdı.

Yine bilindiği gibi, demokratik sistemlerde Montesquieu?nun da açık bir şekilde tarif ettiği, özgürlüklerin korunması ve siyasi otoritenin kontrolü, anayasal düzen içerisinde hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kuvvetler ayrılığı prensibiyle mümkün olur. Sosyal düzen ve sosyal adalet, anayasal düzen içerisinde devlet ve toplum arasında hukuka dayalı ilişkiler sayesinde sağlanır. Devlet; toplum ve toplumlar arası ilişkileri düzenleyen, iç ve dış tehlikelere karşı güç ve iradeyle donatılmış bir yapıya sahip, toplumun malı olan bir kurum olarak kabul edilir. Devlet ve siyasi otoritenin sorumluluk alanları içinde demokrasi ve hukuk düzenine sahip çıkma zorunluluğu da vardır. Devlet anayasal hukuk devleti düzeniyle klasik hak ve hürriyetlerin korunmasını güvenceye alarak sosyal hukuk devleti olma kimliğini kazanır. Devlet fertlerin vazgeçilmez ve başkasına devredilmez hak ve hürriyetlerini teminat altına almakla egemendir, fakat J.Locke?nin tarif ettiği gibi "siyasi iktidarın kaynağı olan egemenlik halka aittir".

Bugün Türkiye'de anayasal hukuk devleti olma anlamında, erkler arası ilişkilerde yaşadığımız sıkıntılar, iktidarın sosyal, kültürel, ekonomik hak ve hürriyetleri vatandaşlık hakkı olarak değil de, devletin tebaasına bir lütfu olarak gören kollektivist yaklaşımından kaynaklanmaktadır. İktidar çevrelerinin iyi yönetim adına, aşırı devletçilik zihniyetiyle sosyal hakları bir hak olmaktan ziyade, devlet tarafından düzenlenmiş bir edim ve hizmet olarak görmesinden kaynaklanan sorunlar yaşamaktayız. Devleti insan ve toplumun üstünde bir varlık olarak gören ve insanlar ancak devlet için vardır anlayışının yarattığı sorunlarla karşı karşıyayız. Bu bakımdan, aşırı devletçilik zihniyetinin öngördüğü insan hakları anlayışını, demokratik anlamda insan hakları olarak nitelendirmeyi yanlış ve hatalı bulurum. Devleti sosyal düzen, sosyal adalet, sosyal refah, fırsat eşitliği, vicdan hürriyeti, ifade özgürlüğü vs, hakları geliştiren bir kurum olarak tarif ederim.

Türkiye'de aşırı devletçi çevreler, insan hak ve hürriyetlerini sınırlandırarak devletin güçleneceği saplantısıyla hareket ettikleri için, demokratik rejimin totaliter diktatörlüğe evrilmesi tehlikesinin farkında olamazlar. Siyasi istikrar ve iyi yönetim bahanesiyle, erkler arası ilişkilerde, siyasi otoritenin kontrolüne rıza göstermedikleri gibi, siyasi otoritenin kuvvetler ayrılığı prensibini ihlal ederek, yargıya kafa tutmasını alkışlarlar. Demokratik hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasıyla toplumsal dinamizmin yok olup, refah seviyesinin düşeceğini hesap edemez, devlet otoritesinin tesis edilmesi adına demokrasiyi feda etmekten çekinmezler. Sonuç olarak demek isterim ki, erkler arasında yürütülen yetki kavgası, anayasal hukuk devletini yaralar ve totaliter diktatörlüğe yol açar.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2614/erkler-arasi-iliskilerde-yetki-kavgasi-anayasal-hukuk-devletini-yaralar

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

31.07.2019 Lider ve Karizma
24.07.2019 Stratejik Akıl
17.07.2019 Suriye'den Daha Elzem, Suriyeliler Politikamız Olmalı
10.07.2019 Çarçur Ekonomisi
02.07.2019 Anketlere Değil, Aynaya Baksaydınız
26.06.2019 Sosyal Medya ve Yazar Tosun
19.06.2019 Akdenizde Can Sıkan Gelişmeler
11.06.2019 Lütfi Kırdar Mutabakatı
06.06.2019 Seküler kültürün icadı doğmalar, izm'ler
29.05.2019 Devlet Aklı
21.05.2019 Avrupa'nın Kültürel Egemenlik ve Asimilasyon Problemi
15.05.2019 Nihaî Çözüm Nedir?
08.05.2019 Nelere Şahit Olduk
02.05.2019 Hıyânet-i Vatan Suçlaması
25.04.2019 Merkez Sağ ve Merkez Sol Siyaseti
17.04.2019 Nur-u âyinlere ilham olsun.
09.04.2019 Bir deneme, yitirilen düşler
27.03.2019 CHP'yi iktidarsızlıktan kim kurtaracak?
20.03.2019 Hangisi daha evla kuvvetler ayrılığı prensibi mi, yoksa kuvvetler birliği ilkesi mi?
14.03.2019 Belediyelere, yerel yönetimlere atanmış seçkinler
06.03.2019 Türkiye taşra ve varoş kültürünün etkisi altına giriyor
27.02.2019 Uluslararası ilişkilerde basın ve medyanın rolü (2)
20.02.2019 Uluslararası ilişkilerde basın ve medyanın rolü (1)
14.02.2019 Toplumsal hayatımızda basın ve medyanın rolü
06.02.2019 Sahi biz kime oy vereceğiz?
30.01.2019 Baykal'ın devlet adamlığı vasfı
22.01.2019 Evrensel adalet ve hukukun üstünlüğü ilkesi
15.01.2019 Peki seçmenler ne istiyor?
09.01.2019 Atatürk döneminde Kemalizm fikrinin doğuşu
25.12.2018 2019 demokratik olgunluk yılı olsun
18.12.2018 Avrupa Türklerinin sosyal statüsü
11.12.2018 İnsan Hakları Gününde insani değerler ve kişi hakları
04.12.2018 Gelecek kaygısı ve Hitler Avrupası
27.11.2018 Batının kültürel tehdit algısı
20.11.2018 Medeniyetler ittifakı olmaz
12.11.2018 Pasif direniş ve sivil itaatsizlik.
06.11.2018 Eski tüfek bir Sosyalistin, Türk Solu analizi
29.10.2018 Erkler arası ilişkilerde yetki kavgası, anayasal hukuk devletini yaralar
25.10.2018 CHP ve Türk Solu Kavramı
19.10.2018 Ferdiyetçi ve toplumcu görüşe göre seküler, laik devletin tanımı
13.10.2018 İslam Hukukunda devletin tanımı
12.10.2018 Zabıta ekonomisi
03.10.2018 Etno-kültürel talepler ve bölgesel ırkçılık
27.09.2018 Emeklilikte yaş haddi mağduriyeti