Düşük profilli kafaya dikkat

Son yazımda Mezhep Taassubu’nu yazmıştım ve yazımın sonunda “Genelde mezhepler ile ilgili çekişmeleri yazmamız ve dile getirmemiz, bazı kimselerce hoş karşılanmamaktadır. Hâlbuki günümüzde mezhep taassubunu nasıl geride bıraktığımızı anlamak için öncekilerden bazılarının, katı bağnazlıklarının kötü sonuçlarını dile getirmemiz gerekmektedir” diye de belirtmiştim.

Şimdiye kadar verdiğimiz dersler, konferanslar, katıldığımız panel ve sempozyumlar esansında benzer itirazlara rastlamaktayız. Bazıları İslam’ın günlük güneşlik bir ortamda ve hiçbir sarsıntı, tartışma ve çatışma olmaksızın günümüze kadar geldiğini vehmettiklerini bildiğimizden bu notu düşmüştük.

Nitekim yazımızı okuyanlardan biri, şöyle bir mesaj atmıştı: “Asıl Müslümanları zahirleyen sizin gibi Prof. ünvanı alan, Şiiliği 4 hak mezhep ile aynı kefeye koyan sapıklarsınız. Hiçbir zaman 4 hak mezhep arasında savaş olmamıştır. Ehl-i sünnet yolu 4 hak mezhepten oluşur. Allahu Teâla sizin gibi din düşmanlığı yapan sözde din adamlarını kahr-u perişan eylesin. Amin.”

Bir kişinin beni eleştirmesi ve beddua okuması önemli değildir. Çok iyi biliyoruz ki, köpekler istiyor diye iyi insanlar ölmez. Asıl önemli olan böyle bir zihniyetin v e donuk kafaların, İslam adına iğdiş edilmiş olmaları ve böyle bir topluluğun mevcudiyetidir. Bu kafalar, gözlerine takılan at gözlüğünden dolayı, kendilerine ilk belletilen bilgilerin dışında hiçbir hakikati kabul etmezler.

Ehli- Sünnet ve Şafiî mezhebinden olan (özellikle belirtiyorum) Fahruddin Razî, Tefsiru’l-Kebir/ Mefatihu’l-Gayb (c. 16, s. 39) adlı tefsirinde, adeta bu çeyrek kafaları işaret edercesine hocasından şunları nakleder: “Fakihlerin taklitçilerinden şu durumu çokça müşahade etmişim: Onlara, mezheplerindeki bazı görüşlerin aksine çok sayıda Kur’an ayeti okumuşum. Onlar ise, ayetleri kabul ve itibar etmemiş, aksine bizim selef âlimlerimizden bunun aksi görüş geldiği halde biz bu ayetlerin zahiriyle nasıl amel ederiz, dercesine şaşırmış bir gözle bakakalmışlardır. Şayet dikkatlice düşünür bakarsan, dünya ehlinden böylelerini çokça görürsün.” Evet, maalesef böyleleri her zaman var olmuştur ve olacaktır.

Yukarıdaki mesaj bir kişi tarafından atılmış olsa bile, bu tarz sığ kafa yapısına sahip olanların bir hayli fazla olduğunu tecrübeyle biliyoruz. Tasmalarını ellerinde tutan efendilerinin söyledikleriyle uyuşmayan bir tek kelime sarf ettiğiniz vakit, bütün bağlarından boşalır, ağızlarındaki salyalarla size saldırır ve hakaret ederler. Fincancı dükkânına giren katırlar gibi, bütün hakikatleri, gerçekleri ve doğruları tarumar ederler.

Bu kafanın hak ve hakikate açılan bir tek penceresi yoktur, bırakın pencereyi hakikat nurunu görecek bir aralık dahi açamamışlardır. Ömrümüzü bu dine hizmet, din ve mezhep düşmanlarıyla mücadeleye adamış biri olarak yukarıda aktardığım ifadeleri hak etmediğimi düşünüyorum.

Zaten düşük profilli kafalar, şimdiye kadar yazdığım kitaplara, makalelere, bildirilere ve köşe yazılarıma göz atma zahmetinde bulunmuş olsalardı, bunu rahatlıkla görürlerdi. Ama hayatları boyunca ellerine tutuşturulan birkaç sayfalık kâğıtlardan başka bir şey okumayan, Kur’an, Sünnet ve Ehl-i Sünnet ulemasının söylediklerinden bihaber böyle bir güruhun bilinçli bir şekilde tetikçi olarak yetiştirildiğini biliyoruz.

Bu tür kafalardan oluşan gruplar, şimdilik uyuyan hücrelerdir. Efendileri, onları ne zaman karşınıza çıkarır, hangi oyuna alet eder, önceden tahmin edemezsiniz.

Yıllar önce FETÖ’nün de benzer bir yapılanma içinde olduğunu söylediğimizde, bizi Risale-i Nur düşmanlığı ile suçlamışlardı.

Ama bugün haklılığımız gün gibi ortadadır. Beş yıl birlikte aynı sınıfta okuduğum ve bir yıl da aynı evi paylaştığım bir doçent arkadaşım, yüksek lisans dersini işlediğim bir esnada telefon açtı ve şunları söyledi: “Şakir ağabey, on yıl önce bize FETÖ’nün bunları yapacağını anlatmıştın.” Sözünü keserek, bir daha tekrar et dedim ve telefonunun sesini açıp bütün yüksek lisans öğrencilerime dinlettim. Şöyle diyordu:  “Şakir ağabey, on yıl önce bize FETÖ’nün bunları yapacağını anlatmıştın ve dedin ki ‘şayet bu dediklerim çıkarsa gidip hükümet konağının önüne bir sandalye koyacağım, gelen giden elimi öpsün, bu adamın kerameti var desinler.’ Sandalyeni koy elini öpmeye geleceğim.”

Keramet sahibi değiliz ama hainleri ve beyni uyuşturulmuş köle ruhluları iyi tanırız. Ne diyordu Bayrak şairi Arif Nihat Asya, Leke adlı şiirinde:

Suçluyum, hainleri gözlerinden tanırım ben.

Bir intizar dinlerim şu toprağın kalbinden.

İslam hakikatini, İslam’ın kendi kaynaklarından okumayan ve öğrenmeyen her düşük kafa, hem ülkemiz hem de dinimiz için büyük tehlikedir. Başkalarının kulaklarına üflediklerinden başka gerçek tanımayanlar, yarasanın ışıktan rahatsız olduğu gibi gerçeklerden rahatsız olurlar ve korkarlar. Merhum Cemil Meriç: “Başkalarının aklıyla düşünen, başkalarının ağzıyla konuşan kimseler, rubu’ (çeyrek) insanlardır” diyordu. Herkes şunu iyi bilsin ki, İslam asla çeyrek insana değil, kâmil insana taliptir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2610/dusuk-profilli-kafaya-dikkat.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar